hikmetyavas

Şubat 8, 2011

DÜĞMEYE KİM BASTI?

Filed under: Köşe Yazılarım ( Denemeler ) — hikmetyavas @ 12:33 pm

DÜĞMEYE KİM BASTI?

 

Türkiye’de; terörün arttığı, etnik ve ideolojik gerginliklerin yoğunlaştığı, irticaının meydan okuduğu veya ekonomik krizlere girildiği dönemlerde, hemen “DÜĞMEYE KİM BASTI” sorusu sorulmaya başlanır. Sanki ortalıkta bir düğme var ve bu düğmeye bağlı elektrik telleri tıpkı bir örümcek ağı gibi Türkiye’nin her tarafını sarmış. Canı isteyen bu düğmeye bastığı zaman ülkemizi cin çarpmışa çeviriyor. Ne acıdır ki, bu gibi soru ve yorumları bu ülkeyi yönetme iddiasıyla işbaşına gelmiş bakan ve hatta başbakanlardan bile duyduğumuz olmuştur.

 

Eğer, milli strateji kavramından haberimiz yoksa veya bunu lafta biliyor ama içeriğini özümsememişsek, daha çok uzun zaman düğmeye kimin bastığını ararız. Uluslararası politika sahnesinde oynanan diplomasi oyunlarının perde arkasını ve içyüzünü görebilmek ve bunun Türkiye’ye etkilerini anlayabilmek için, özellikle bu ülkeyi yönetmeye soyunanların “MİLLİ STRATEJİ” kavramını çok iyi özümsemesi gerekir.

 

Yabancı devletlerin ”milli strateji”den ne anladığını ve vatandaşlarını nasıl bir eğitim sisteminden geçirdiğini gösterebilmek için, bizzat yaşanmış bazı örnekler sunacağım;

 ÜLKE: Amerika Birleşik Devletleri.

YER: Alabama Eyaleti’ndeki Montgomery şehri.

OKUL: Hava Üniversitesi bünyesindeki “Hava Komuta ve Kurmay Koleji

 Söz konusu kolejde; Amerikan Hava Kuvvetleri’nin komuta ve kurmay kadrolarına personel yetiştirmek amacıyla, yüzbaşı ve binbaşı rütbesindeki subaylar arasından seçilmiş, komutan ve kurmay adayları eğitilmektedir. Bu koleje, Amerika’ya dost olduğu düşünülen 20–25 ülkeden de, birkaç subay kabul edilmektedir. Bu satırların yazarı da, Hava Kurmay Binbaşı rütbesiyle anılan kolejde,1982 yılında, okumuştur.

 

Eğitim programında “BÖLGESEL İNCELEME” olarak tercüme edebileceğimiz “Regional Study” isimli bir ders bulunmaktadır. Bu ders kapsamında, dünyamız; Kuzey Amerika, Latin Amerika, Avrupa, Afrika, Ortadoğu, Asya ve Uzakdoğu gibi bölgelere ayrılmıştır. Her bölge tek tek ele alınıp incelenmektedir. Bu dersler esnasında şahsen yaşadığım bazı örnekler şunlardır:

 

BİRİNCİ ÖRNEK:

 

            Afrika Bölgesi incelenirken; Üniversite Yönetimi, öğrenci subayların önüne şu soruyu getirdi “Bugün Güney Afrika Cumhuriyeti’nde ırkçı beyaz azınlık yönetimi vardır. İşkence mevcuttur. Demokrasi ve insan hakları rafa kaldırılmıştır. Amerika Birleşik Devletleri, belirtilen nedenlerden dolayı, Güney Afrika Cumhuriyeti’ne ekonomik ambargo koymalı mı, koymamalı mıdır?

             Bunun üzerine Amerikalı subaylar toplanarak tartışmaya başladılar. Sonunda, kendi kendilerine bazı sorular sorup şu cevapları verdiler:

 —Soru: Amerika Birleşik Devletleri olarak, biz nasıl bir devletiz?

 —Cevap: Dünya çapında bir sanayi devletiyiz.

 —Soru: Sanayimizin işleyip üretim yapması için ne lazım?

 —Cevap: Hammadde lazım.

—Soru: Hammaddeyi bulup işledik diyelim. Başka ne gerekli?

—Cevap: Ürettiğimiz malları satacak Pazar gerekli.

 —Soru: Başka neye ihtiyacımız var?

—Cevap: Hammadde kaynaklarımız ile pazarlarımızı koruyacak askeri güce ihtiyacımız var.

 Amerikalı subaylar, yukarda belirtilen soru-cevap tartışmasından sonra, Güney Afrika Cumhuriyeti hakkında karar verebilmek için, şu ÜÇ ÖLÇÜTÜ tespit ettiler:

1.EĞER, BİR ÜLKE BİZİM İÇİN HAMMADDE KAYNAĞI DURUMUNDA İSE,

2.VEYA VAZGEÇİLEMEZ PAZARIMIZ İSE,

3.VEYA HAMMADDE KAYNAKLARIMIZ İLE PAZARLARIMIZI KORUYACAK ASKERİ GÜCÜMÜZE KATKIDA BULUNUYORSA, O ÜLKE BİZİM İÇİN DOSTTUR.

 Bu üç ölçütten en az birisini bile karşılamıyorsa, o ülke bizim için hiçbir şey değildir.

 Eğer, bir ülke; hammadde kaynaklarımızdan, vazgeçilemez pazarlarımızdan ve askeri gücümüzden herhangi birisine tehdit durumundaysa, o ülke bizim için düşmandır.

 Amerikalı subaylar, belirledikleri bu üç ölçütün ışığında Güney Afrika Cumhuriyeti’ni incelemeye başladılar. Yaptıkları inceleme neticesinde; uranyum ve plütonyum gibi stratejik hammadde olarak değerlendirdikleri madenlerin çoğunun Güney Afrika Cumhuriyeti’nden geldiğini tespit ettiler. Sonuç olarak; ekonomik ambargo koymaya gerek olmadığına karar verdiler.

 

Bunun üzerine ben şöyle itiraz ettim; “Amerika Birleşik Devletleri olarak siz demokrasi ve insan haklarına sahip çıkmak, ırkçılığa ve işkenceye karşı olmak gibi yüce insani değerlerin savunmasını ve öncülüğünü yaptığınızı iddia ediyorsunuz. Şimdi ne oldu? Demokrasi ve insan hakları nerede kaldı? Irkçılığa ve işkenceye karşı tutumunuzu terk mi ettiniz?

 

Bu sorularıma karşılık, bir Amerikalı subay aynen şu cevabı verdi; “Bak arkadaş, burada Amerika Birleşik Devletleri’nin menfaati var. Amerika’nın menfaati demek, benim menfaatim demektir. Benim menfaatim demek, ailemin ve çocuklarımın menfaati demektir. Çocuklarımın menfaati demek, torunlarımın geleceği demektir. ESAS OLAN MENFAATTİR. Senin söylediğin demokrasi, insan hakları, ırkçılığa karşı olmak, işkenceyi reddetmek gibi şeyler, MENFAATLERİN ÜZERİNE GEÇİRİLMİŞ POLİTİK KILIFTIR. İnsan olarak sen, kendi çocuklarının ve torunlarının geleceğini benim için feda eder misin? Mesela, ben bir maden sahibiyim ve işçilerime çok kötü davranıyorum. Sen de bir imalathane sahibisin ve benim ürettiğim madeni işleyip satıyorsun ve ailenin geçimini bu yolla sağlıyorsun. İşçilerimin hatırı için, benimle iş ilişkini bozup ekmek tekneni kapatır mısın? Devletler de insan gibidir. Devletlerin ailesi, çocukları ve torunları; kendi vatandaşları ve gelecek nesilleridir. Hiçbir devlet, başkalarının veya bazı şeylerin hatırı için, kendi insanlarının ve gelecek kuşaklarının menfaatlerinden fedakârlık etmez.” 

Şimdi, bu örneği aklımızda tutalım.

 İKİNCİ ÖRNEK:

 Bölgesel İnceleme dersleri kapsamında Ortadoğu konusu incelenirken, katıldığım seminer grubunun öğretim üyesi beni yanına çağırarak; “Sen, Ortadoğu’ya komşu bir ülkenin subayısın. Bu nedenle, Ortadoğu konusunda uzman sayılırsın. Arap-İsrail anlaşmazlığı konusunda bir hazırlık yaparak seminere sunarsan memnun olurum” dedi. Bana yardımcı olmak amacıyla, bu konuda yazılmış bazı makalelerin fotokopilerini verdi.

Makaleleri incelediğim zaman, tek taraflı oldukları izlenimi edindim. Bunun üzerine, anılan öğretim üyesine giderek; “Ben, ne Arap subayıyım ve nede İsrail subayıyım. Tek taraflı bir sunumda bulunmak benim akademik anlayışıma sığmaz. Bu kolejde eğitim gören Arap ve İsrailli subaylar var. Onlara gidip görüşlerini alıp seminerde yansıtırım ve sonuç çıkarmayı dinleyicilere bırakırım. Bunu kabul ediyorsanız, çalışmalarıma devam edeyim.”dedim. Olumlu cevap aldım.

 

Bunun üzerine; öncelikle Mısır, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt gibi Arap ülkelerinden gelmiş subaylara gittim. Konu hakkında görüşlerini sordum. Anılan subaylar bana, ne derece haklı olduklarını iki gün anlattı.

İsrail subaylarına gittiğim zaman, kıdemli İsrail subayı ile aramda aynen şu konuşma geçti:

 

—Kıdemli İsrail Subayı:”BİZDE PARA VAR MI? “

—Ben :”VAR.”

—Kıdemli İsrail Subayı:”BİZDE SİLAH VAR MI?”

—Ben :”VAR.”

 —Kıdemli İsrail Subayı:”BU ARAPLAR BİZİMLE BAŞA ÇIKABİLİYOR MU?”

—Ben :”HAYIR

—Kıdemli İsrail Subayı:”ÖYLEYSE, BİZ HAKLIYIZ.”

 

Bunun üzerine söz konusu subaya; “Bak, bunu seminerde aynen söylerim” dedim. Söyleyebilirsin cevabını aldım. Şimdi, bu örneği de aklımızda tutalım.

 ÜÇÜNCÜ ÖRNEK:

 Bir gün, kütüphanede eski gazeteleri karıştırırken;”Amerika Birleşik Devletleri’nin Çin’e füze teknolojisi satacağı” yönünde bir haber okudum. Sınıfa gelince bu konuyu açtım ve “Siz ideolojik açıdan, komünizmin tam karşıtı bir ideolojinin savunmasını ve öncülüğünü yapıyorsunuz. Nasıl oluyor da, düşmanınıza füze teknolojisi satmayı düşünebiliyorsunuz ?” dedim.

Amerikalı subaylardan şu cevabı aldım; “Çin vazgeçilemeyecek dev bir Pazar. Bu pazarı biz doldurmazsak, Fransa veya başkaları dolduracak. Evet, biz füze teknolojisi satabiliriz, ama menzil bakımından bu teknolojiyi öyle bir sınırlı tutarız ki, Rusya’ya tehdit olabilir fakat bize olamaz. Çin pazarında Amerika’nın menfaatleri vardır, bunu görmezden gelemeyiz.” Bu örneği de aklımızda tutalım.

 

DÖRDÜNCÜ ÖRNEK:  

 

Bölgesel İnceleme dersleri kapsamında bir bölge incelenirken, MİLLİ STRATEJİ ŞABLONU kullanılmaktadır. Örneğin, aşağıda görüleceği gibi, Ortadoğu incelenirken de ayni yöntem kullanılmıştır. Bu yöntem, bir dizi soru ve cevaptan oluşmaktadır. Şöyle ki:

1.Soru: AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ’NİN ORTADOĞU’DA MİLLİ MENFAATLERİ NELERDİR?

  Cevap:(a) Amerikan sanayisi için gerekli petrolü kontrol altında tutmak.

                  (b) Kafkaslar ve Asya’daki enerji kaynaklarına nüfuz ve kontrol için ortam hazırlamak.

                 ( c) Çin ve Hindistan’ın süper güç haline gelmesini engellemek.

 2.Soru: BU MENFAATLERİMİZE BİZİ ULAŞTIRACAK MİLLİ HEDEFLERİMİZ NELERDİR?

Cevap:(a)Mısır, İsrail ve Türkiye arasında güçlü bir pakt oluşturmak.

                (b)Amerika karşıtı ülkelerde rejim değişiklikleri yaratmak.

3.Soru: MİLLİ MENFAATLERİMİZ TEHLİKEYE GİRDİĞİ ZAMAN ASKERİ HEDEFLERİMİZ NELER OLMALIDIR?

 Cevap:(a)Kuveyt’in işgali,

                  (b)Irak’ın işgali,

                  (c )Birleşik Arap Emirlikleri’nin işgali.

                   (d)Afganistan’ın işgali.

 

Şimdi aklımızda tuttuğumuz bu dört örneği üst üste koyarsak, milli stratejinin ana hatlarını şöyle özetleyebiliriz:

 

v ÜLKENİN MİLLİ MENFAATLERİNİ BİLECEKSİN:

 

Milli menfaat; hammadde demektir, enerji kaynakları demektir, pazar demektir, teknoloji demektir, üretim demektir ve güvenlik demektir. Kısacası; ülkeye ekonomik güç ve refah kazandıran her şey demektir. Ayrıca, can ve mal güvenliği demektir.

 

v MENFAATLERİNE UYGUN OLARAK, MİLLİ HEDEFLERİNİ DOĞRU SAPTAYACAKSIN:

 

Milli hedefler; ülkeyi adım adım belirlenen menfaatlere ulaştıracak ve altyapıyı oluşturacak basamak taşları demektir. Bu basamak taşları kendiliğinden hazır ve mevcut değildir. Menfaatinin olduğu ülkenin; coğrafi yapısını, etnik yapısını, örf ve adetlerini, gelenek ve göreneklerini, din ve mezhep farklıklarını, ekonomik yapısını, askeri gücünü, medyasını, üniversitelerini, kamuoyu oluşturabilecek güce sahip aydın ve yazarlarının biyografilerini, halkın eğitim durumunu inceleyeceksin.

  Kısacası, o ülkenin; kuvvetli, hassas ve zayıf taraflarını çok iyi bileceksin. Buna göre o ülke içinde; masumane görünüşlü sivil toplum örgütlerini, vakıflarını ve okullarını oluşturacaksın. Bilerek veya bilmeyerek amacına hizmet edecek etkili odaklarla işbirliği yapacaksın. Menfaatlerine uygun olarak o ülkenin kamuoyunu hazırlayacaksın. Menfaatlerine aykırı gelişmeler olduğunda; el altından o ülkenin hassas ve zayıf taraflarını kaşıyarak iç karışıklıklar ve krizler çıkarabileceksin. Menfaatinle çatışan odakları tasfiye veya pasif hale getirebileceksin.

 Amerika Birleşik Devletleri; çeşitli ülkelere gönderdiği barış gönüllüleri, sivil toplum örgütleri, vakıfları ve yerli araştırmacıları kanalıyla topladığı bilgilerle her ülke için bir kitap hazırlamış ve kongre üyeleri ile gerekli kurumların hizmetine sunmuştur. Bu kitaplar gizli de değildir. Nitekim parası mukabilinde bazı Türk profesörlerine; Türkiye’nin etnik yapısı, din ve mezhep farklılıklar gibi konularda araştırmalar, anketler ve analizler yaptırdığı ve Avrupa Birliği’nin de ayni yöntemi uyguladığı açıkça bilinmektedir. Bu satırların yazarının elinde de Amerikan Kongre Kütüphanesinde sunulan (Türkiye hariç) Ortadoğu ülkelerine ait 9 adet kitap bulunmaktadır.

v MİLLİ MENFAATLER TEHLİKEYE GİRDİĞİ ZAMAN; ONLARI KORUYACAK, CAN VE MAL GÜVENLİĞİNİ SAĞLAYACAK ASKERİ GÜCÜNÜ OLUŞTURACAKSIN:  

 Milli menfaatler ile askeri gücün birbiriyle uyumlu olması gerekmektedir. Askeri güç yetersiz ise; ya milli menfaatlerinin bir kısmından fedakârlık edeceksin veya ülke çıkarlarını koruyabilecek yeterli gücü oluşturacaksın. Askeri güç, milli menfaatlerin ayrılmaz bir parçasıdır. Can ve mal güvenliğini sağlayacak gücün olmadan menfaatlerine sahip çıkamazsın. 

 

v BELİRLENMİŞ OLAN MİLLİ MENFAAT VE HEDEFLERİN ÜZERİNE; DEMOKRASİ, İNSAN HAKLARI, ÖZGÜRLÜK, IRKÇILIĞA KARŞI OLMAK, TERÖRÜ LANETLEMEK GİBİ MASUMANE POLİTİK VE DİPLOMATİK KILIF GEÇİRECEKSİN. BU POLİTİKANIN ARKASINA DA, ABA ALTINDAN SOPA GÖSTERECEK ŞEKİLDE EKONOMİK VE ASKERİ GÜCÜNÜ KOYACAKSIN.

 

İşte, uluslararası politika sahnesinde oynanan diplomasi oyununun perde arkası ve içyüzü bu stratejiye dayanmaktadır. Uluslararası ilişkilerde sonsuza kadar sürecek dostluklar yoktur. Esas olan menfaatlerdir.

 Her devletin, kendisine göre planlanmış milli stratejisi vardır. Bu strateji; milli menfaatleri, milli hedefleri, bu menfaat ve hedeflere yönelebilecek tehditleri, bu tehditlere karşı alınması gereken politik, ekonomik, pisiko-sosyal ve askeri önlemleri kapsar.

 Devletler, mecbur kalmadıkça askeri güce başvurmaktan kaçınırlar. Milli menfaatlerine ve milli hedeflerine ulaşabilmek için DİPLOMASİ OYUNUNU kullanırlar. Öncelikle; dünya kamuoyunu ve hedef ülkenin kamuoyunu amaçlarına uygun olarak hazırlamak (uyutmak, afyonlamak, kandırmak, beyinlerini yıkamak) en uygun yöntemdir. Bunun için, kamuoyu oluşturabilecek etkinliğe sahip aydın, yazar, medya mensubu, bilim adamı ve sivil toplum önderleri gibi kişilerden, bu işe yatkın karakterde olanları bir şekilde satın alırlar. Bu işbirlikçiler sayesinde yürütülen, yoğun bir gerçekleri çarpıtıcı propagandayla, o ülkenin halkına umut pompalayarak memnun ve mutlu ederken, halkın midelerinden lokmalarını ve çocuklarının geleceğini çalarlar. “PARAYI VERDİ DÜDÜĞÜ ÇALDI” ismiyle Türkçeye çevrilen kitapta, süresi dolduğu için açıklanan gizli servis belgelerine dayanarak, hedef ülke içindeki kamuoyu oluşturabilecek kişileri nasıl satın aldıkları, nasıl kamuoyu oluşturdukları, kaleyi içeriden nasıl fethettikleri açıkça anlatılmaktadır.

 

Kaleyi içeriden fethedebilmek için, halkı uyutma faaliyetleri yanında; devlet tarafından finanse edilen fakat devletle ilişkisi yokmuş gibi sunulan sivil toplum örgütlerini, vakıflarını, okullarını ve misyonerlerini hedef ülke içinde oluşturmak ve yerli işbirlikçilerini beslemek, oynanan oyunun vazgeçilmez kuralıdır. İhtiyaç duyulduğunda, bu gibi örgütlenmeler sayesinde, hedef ülkenin hassas ve zayıf taraflarını el altından kolayca kaşımak, kriz ve gerginlikler yaratmak mümkündür. İŞTE, ORTADAKİ DÜĞME BUDUR. DÜĞMEYE BASANLAR İSE, MENFAATLERİ ZEDELENENLERDİR. 

 Bunda yadırganacak ve ayıplanacak herhangi bir şey yoktur. İnsan doğasına da uygundur. Amerikalı subayın söylediği gibi; “insan olarak sen, bazı şeylerin hatırı için kendi evlatlarının geleceğinden fedakârlık etmiyorsan, devletlerin de kendi vatandaşlarının çıkarlarından, can ve mal güvenliğinden fedakârlık etmeyeceğini bileceksin ve süslü diplomatik kılıflara aldanarak milli menfaatlerinden tavizler vermeyeceksin.”

Hiç şüphesiz ki; demokrasi, insan hakları ve özgürlüklere sahip çıkmak, ırkçılık yapmamak, işkenceye ve teröre karşı olmak, ben insanım diyen herkesin görevidir. Hukukun üstünlüğünü gerçekleştirmek, vatandaşları sosyal güvenceye kavuşturmak, kara para ve yolsuzluklarla mücadele etmek, tüketici haklarını koruyacak şekilde gıda, mal ve hizmetlere standartlar koymak, adaletli gelir dağılımını sağlamak gibi en yüce insani değerler, bizim vatandaşlarımızın da hakkıdır. Bütün bunlar, evlatlarımızın ve çocuklarımızın geleceği için, noktasına ve virgülüne kadar noksansız olarak mutlaka gerçekleştirilmelidir. Ama bunları yapmak için; vatandaşlarımızın, evlatlarımızın ve torunlarımızın çıkarlarından, ülkemizin can ve mal güvenliğinden yabancı ülkelere tavizler vermemizi gerektirmez.

Yabancı devletlerin uyguladıkları milli stratejilerine, uluslar arası politika sahnesinde oynadıkları diplomasi oyunlarına ve bunların Türkiye’de yarattığı olumsuz etkilere hiç kızmayalım. Aksine, takdir edelim. Çünkü onların devlet adamları; kendi vatandaşlarının menfaati ve evlatlarının geleceği için gerekli milli stratejilerini ve politikalarını saptamışlar ve bunu uyguluyorlar.

Esas, eleştirmemiz gerekenler şunlardır:

1.DEVLETİ YÖNETENLER:

  • Ø Ekonomik krizler, enflasyonlar, ideolojik çatışmalar, terör, etnik gerginlikler, mafya, hortumlamalar, yoksulluklar ve irticai harekelerin meydan okuması, olaylarını hatırlayalım.

 

  • Ø Soykırım suçlamalarını ve Irak’ta kırmızıçizgilerimizin çiğnenmesini, askerlerimizin başına çuval geçirilmesini, Kuzey Kıbrıslı soydaşlarımızın en doğal haklarının gasp edilmesini, Lozan Antlaşmasına aykırı olarak suni azınlıklar yaratılmaya çalışılmasını gözümüzün önüne getirelim.

 

  • Ø PKK’nın dost bildiğimiz ülkeler tarafından el altından himaye edilmesini, Avrupa’da televizyon kanalları kurmalarına ve terörist yayınlar yapmalarına izin verilmesini, çeşitli devletlerin parlamentolarında Türkler hakkında sözde soykırım kararları alınmasını unutmayalım.

 

  • Ø Eli kanlı katillere Avrupa’da sığınma hakları verilmesi ve iade edilmemeleri, terörist başı Abdullah Öcalan’a kol kanat gerilmeye çalışılması gibi olayları üst üste koyalım.

 

 BU TABLO KARŞISINDA, ÜLKEMİZİN MİLLİ MENFAATLERİNİN KORUNABİLDİĞİNE İNANABİLİR MİYİZ?

 

İyi niyetliler hariç; sivil toplum örgütleri, vakıflar, barış gönüllüleri, yardım kuruluşları ve insan hakları örgütleri gibi masumane isimler arkasına gizlenen ve ülkemizi örümcek ağı gibi saran art niyetli kuruluşların ve yurtiçindeki işbirlikçilerinin gerçek faaliyetlerinin bilindiğine ve milli menfaatlerimize zarar vermelerinin önlendiğine güvenebilir miyiz?

 

Eğer, bütün bunlara inanacak ve güvenecek kadar iyi niyetli ve saf isek, nasıl oluyor da birileri istediği zaman, bir anda ülkemizin içini karıştırabiliyor ve yabancı devletleri Türkiye aleyhine ayağa kaldırabiliyor?

 

Neden biz yabancı devletlerin yaptığı gibi, onların ülkelerinde; milli menfaatlerimizi savunacak sivil toplum örgütleri, vakıflar ve barış gönüllüleri oluşturamıyor ve yandaşlar bulamıyoruz? Canımız istediği zaman, neden biz de onların içini karıştıramıyoruz. Eğer, bunları yapmaya kalksak o ülkelerin yönetimleri buna izin verir mi?

 

Avrupa’da pek çok soydaşımız yaşıyor, bir kısmı da o ülkelerde vatandaşlık hakkı kazanmış ve oy hakkına sahip. Neden biz, milli menfaatlerimiz doğrultusunda onları organize edip Türkiye lehine kamuoyu oluşturmalarını, lobi faaliyetleri yürütmelerini ve baskı unsuru olmalarını sağlayamıyoruz? Tam tersine, o vatandaşlarımızın bazılarını irticai ve bölücü örgütlerin ele geçirip Türkiye aleyhine kullanılmalarına sebep oluyoruz?

 

Küçücük Ermenistan, pek çok devletlerin parlamentolarına, Türkiye aleyhine soykırım kararları aldırabiliyor da, 70 milyon nüfusu ve dünyanın 20’nci büyük ekonomisine sahip Türkiye nasıl bunu engelleyemiyor?

 

Bir avuç Güney Kıbrıs Rum Kesimi, nasıl oluyor da Birleşmiş Milletlerde aleyhimize kararlar çıkartıyor, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne izolâsyonlar uygulatıyor, Avrupa Birliği’nde menfaatlerimizi engelleyebiliyor da Türkiye’nin esamisi neden okunmuyor?

 

Bütün bu sorular ve cevapları, milli menfaatlerimizle ve evlatlarımızın geleceğiyle yakından ilişkili değil mi? Bu menfaatlerimizi korumak kimin görev ve sorumluluğu?

 

BU ÜLKEYİ YÖNETME İDDİASIYLA ORTAYA ÇIKIP HALKTAN OY ALARAK TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ’NE GİDENLER. İKTİDARA GELEREK HÜKÜMET OLANLAR; YURTİÇİNDE VE YURTDIŞINDA CEREYAN EDEN OLAYLARI, HALKIMIZIN REFAHI VE EVLATLARIMIZIN GELECEĞİ İÇİN, MİLLİ STRATEJİ VE MİLLİ MENFAAT GÖZLÜĞÜYLE DEĞERLENDİREBİLMELİ VE ULUSLAR ARASI POLİTİKA SAHNESİNDE OYNANAN DİPLOMASİ OYUNLARININ İÇYÜZÜNÜ VE PERDE ARKASINI GÖREBİLMELİDİRLER.

 

2.BU ÜLKENİN AYDINLARINA GELİNCE:

 

1996 yılında, Kanada’da PKK tarafından düzenlenen bir toplantıda, yandaşlarına yaptığı çağrı şöyledir:

 

TARİHE BELGE BIRAKINIZBu maksatla, dünya ve Türkiye’de kamuoyu oluşturabilecek etkinlikte bilim adamı, medya mensubu, yazar, sanatçı ve kanaat önderlerinden karakteri uygun olanları; PARAYLA, SEKSLE, TEHDİTLE VEYA ŞANTAJLA SATIN ALINIZ. Türkiye aleyhine kitap, makale ve bilimsel incelemeler yazdırınız. Demeçler verdiriniz. Televizyon programları ve filimler yaptırınız. Bunlar, bugün için bir anlam ifade etmeyebilir. Ama yakın gelecekte davamızı inceleyenlere birer tutamak ve tarihi belge olacaktır. “

 

İşbirlikçi satın almak ve rakip ülkeyi özellikle içinden kendi insanlarına hançerletmek, yalan bilgilere ve sahte belgelere dayanan yoğun bir propagandayla o ülkeyi içinden bölüp parçalamaya çalışmak, PKK’nın akıl ettiği yeni bir icat değildir. Bu konu, milli stratejinin ayrılmaz bir parçasıdır. Bunun adı “ENDİREKT VEYA DOLAYLI STRATEJİDİR” bu stratejinin ana unsuru, bir şekilde işbirlikçi satın almak, bunlar kanallıyla sahte bilgi ve belgelere işaret ederek geçekleri çarpıtıp (dezenformasyon yoluyla) halkın ve dünya kamuoyunun beynini psikolojik olarak yıkamaktır. PSİKOLOJİK HARBİN TEMELİ DE BUDUR. Amaç; halkı yıldırmak, bezdirmek, milletin kafasında galiba bizde suçluyuz sorusunu uyandırmak ve ver kurtul noktasına getirmektir. Dünya tarihi incelendiğinde; özellikle sömürgeci ülkelerin bu stratejiyi bir bilim haline getirdikleri ve gaddarca uyguladıkları görülür. Ermeni Diasporasının ve PKK’nın, Türkiye lehine düşüncesini açıklayan bilim adamlarını ve yazarlarını ölümle tehdit ettiklerini ve Türkiye aleyhine fikir beyan eden veya sahte belge üretenleri ise göklere çıkarıp ödüllendirdiklerini açıkça görüyoruz.  

 

Bu açıklamalardan sonra, bu ülkenin aydınlarına diyorum ki; sizler çeşitli aydın tanımlamaları yapabilirsiniz. Ancak, bana göre her okuryazar veya üniversiteyi bitiren aydın demek değildir. Aydın olarak sınıflandırılan kişilerde, en azından şu özellikler bulunmalıdır:

 

  • Ø Aydın kişi; ahlak sahibi ve namuslu olmalıdır.

 

  • Ø Aydın kişi; parayla, seksle, şantajla ve tehditle satın alınamamalıdır.

 

  • Ø Aydın kişi; araştırmacı ve bilgili olmalıdır.

 

  • Ø Aydın kişi; bilgi sahibi olmadığı konularda fikir üretip ahkâm kesmemelidir.

 

  • Ø Aydın kişi; ön yargılı olmamalıdır.

 

  • Ø Aydın kişi; gerçek kimliğini gizleyip, takiye yapmamalıdır.

 

  • Ø Aydın kişi; yabancı hayranlığı içinde boğularak aşağılık duygusuna kapılmamalıdır.

 

Türkiye’deki aydınların büyük bir çoğunluğunun yukarıda sayılan kişilik özelliklerine sahip olduklarına yürekten inanıyorum. Ancak, Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne her gün saldıranları, PKK ve Ermeni Diasporası’nın ağzıyla konuşanları gördükçe,  sayıları çok az fakat sesleri en fazla çıkan ve yabancıların menfaatlerine hizmet eden satılmışların ve işbirlikçilerin de bulunduğunu düşünüyorum.

 

Görsel ve yazılı medya mensupları; yasama, yürütme ve yargıdan sonra medyanın dördüncü kuvvet olduğunu, halkı bilgilendirmek suretiyle kamu görevi yaptıklarını, yolsuzlukları ortaya çıkardıklarını ve yaptıkları eleştirilerle doğruların bulunmasına katkıda bulunduklarını iddia ederler. Basın özgürlüğünü demokrasinin olmazsa olmaz şartı olarak görürler ve sansürü şiddetle reddederler. Otokontrol yöntemiyle, medyanın kendi kendini kontrol edebileceğini ve basın ahlak kurallarını kendilerinin belirleyip uygulayabileceklerini savunurlar. Bunların hepsine katılırım ve imzamı atarım.

 

Üniversitelerimiz de, tıpkı medyamız gibi; özgürlük ve bağımsızlığın olmadığı bir ortamda bilim üretilemeyeceğini iddia ederler. Üniversitelere herhangi bir siyasi müdahalenin olmaması gerektiğini savunurlar. Bilimsel ahlakın önemini her fırsatta vurgularlar ve bu ahlakın hiçbir şeyin emrine girmemesini veya satılık meta haline getirilmemesini arzu ederler. Bu görüşlere de aynen katılır ve imzamı atarım.

 

Ancak, her hak; görev ve sorumluluğu da beraberinde getirir. Bu ülkenin yasalarına saygılı ve vergisini ödeyen bir vatandaşı olarak; doğru, tarafsız ve içine kişisel yorum katılmamış haber almak, benim de en doğal hakkımdır. Yabancı ülkelerin milli menfaatleri uğruna psikolojik harbin kobayı haline getirilmek ve aptal yerine konmak da istemem. Dünyada, hiç görev ve sorumluluğu olmayan sınırsız bir özgürlük olamaz. Hiç kimsenin, başkasının canını ve malını alma özgürlüğü olamayacağı gibi, yine hiç kimsenin özgürlük adına içinde yaşadığı devletin temellerini dinamitlemeye, gelecek nesillerimizin can ve mal güvenliğini tehlikeye sokmaya hakkı olamaz. Kamu görevi yaptığını ve dürüst olduğunu iddia eden ve haklarına saygı gösterilmesini isteyen medyamızdan ve bilim adamlarımızdan, vatandaş olarak benim de haklarıma saygı göstermelerini bekliyorum. Psikolojik harbin kobayı ve kurbanı olmamak için, medya köşelerinde yorum yapan medya mensubu, yazar, bilim adamı ve emekli bürokrat gibi ünlü kişileri dinlerken en azından gerçek kimliklerini bilmek istiyorum. Bu nedenle, yasalarımızda belirtilen bilgi edinme hakkıma dayanarak, kamuoyu önünde tüm ilgililere açıkça soruyorum:

 

1. Terörist başı Abdullah Öcalan’ın mahkemeye verdiği ifadede; PKK’ya destek olduklarını belirttiği gazeteciler kimlerdir?

 

2. Suriye denetiminde iken, Lübnan’daki terör kamplarında eğitim almış olan gazeteciler var mıdır ve varsa kimler dir?

 

3. Talabani veya Barzani’nin şirketlerine ortak olan ve onların görüşlerini dile getiren gazeteci veya gazete sahibi var mıdır varsa kim dir?

 

4. Washington’daki Amerikan Milli Güvenlik Akademisi’nde hem eğitim gören ve hem de Amerika’dan maaş alan medya mensupları kimler dir?

 

5. Avrupa Birliği veya yabancı vakıfların fonlarından para alarak, Türkiye’nin etnik ve mezhep yapısı ile alt ve üst kimliklerine yönelik anketler, araştırmalar yapan ve raporlar hazırlayıp sunan bilim adamları var mıdır? Bağlı oldukları üniversiteye bilgi vermişler midir ve aldıkları paradan döner sermayeye gerekli payı vermişler midir?

 

6. Birleşmiş Milletlerde veya Avrupa Birliği’nde görevli iken, Türkiye aleyhine bilgi ve belge sunmuş olan ve şimdi televizyon köşelerinde yorumlar yapan emekli Büyükelçimiz var mıdır?

 

7. Medyada, reyting demek daha çok reklâm ve daha çok para demektir. Bir vatandaş olarak merak ediyorum; kamu görevi yaptığını ve dürüst olduklarını iddia eden medya patronları ile genel yayın yönetmenlerine açıkça soruyorum:

 

v Size göre “kamu görevi” nedir? Kamunun milli menfaatlerini korumak bu göreve dâhil midir?

 

v Size göre “dezenformasyon” nedir? Çarpıtılarak belirli amaçlara yönlendirilen bilgilere engel olmak kamu görevine dâhil midir?

           

v Size göre “psikolojik harp” nedir? Sahip olduğunuz medya kuruluşunun, yabancıların parasıyla ajitasyon (kışkırtma) eğitimi almış kişiler tarafından bir araç olarak kullanılmasına engel olmak kamu görevine dahil midir?

 

v Size göre “düşünce özgürlüğünün tanımı” nedir? Televizyonlarda bazı kişilerin sıkça tekrarladığı gibi “ Türkiye eyaletlere bölünmeli, federal sistem olmalı ve isteyen bağımsızlığını da ilan edebilmeli ve Türkiye Cumhuriyeti yıkılsın da diyebilmeli ve bu tezini savunabilmeli” sözlerini düşünce özgürlüğü kapsamında kabul ediyor musunuz? Eğer, bu görüşü düşünce özgürlüğü kapsamında görüyorsanız; birisi de çıkıp  “devletler de insan gibi yaşama hakkına sahiptir. Mademki düşünce özgürlüğü sınırsız, ben de filan kişi ölse iyi olur diye düşünüyorum” derse, buna ne dersiniz?

 

v Size göre “terör örgütlerinin söylemleri ve propagandası” düşünce özgürlüğü kapsamında sayılmalı mı ve onlarda düşüncelerini medyada savunabilmeli mi?

 

v Size göre “düşünce, eleştiri, iftira, kışkırtma, azmettirme ve hedef gösterme” arasında bir sınır var mıdır yoksa bunların hepsi düşünce özgürlüğü kapsamında mıdır?

 

v Size göre “yabancı ülkelerin halkının çıkarlarıyla Türk halkının çıkarları arasında bir öncelik” var mıdır?

 

 

v Türk halkının milli menfaatlerini gözeten ve uluslararası arenada oynanan diplomasi oyunlarının perde arkasını ve içyüzünü görmeye çalışan bir yayın politikanız var mıdır? Yoksa reytinge, yani cebinize girecek paraya göre değişen bir yayım politikasına mı sahipsiniz?

 

 Basın ve bilim özgürlüğüne saygılı ve savunan, ama satın alınmışlar tarafından uygulanan psikolojik harbin ve dezenformasyon faaliyetlerinin kobayı ve kurbanı olmayı reddeden sade bir vatandaş olarak; kendime göre objektif değerlendirmeler yapabilmem için, yukarıdaki soruların cevaplarını bilmek ihtiyacı duyuyorum. Açıkçası; kendisini cin ve âlemi aptal sananların çarpıtılmış bilgileriyle bizi yönlendirmelerini istemiyorum. Öyle umuyorum ve diliyorum ki; basın ve bilim özgürlüğü ile dürüst haberciliği savunanlar, vatandaş olarak benim de doğru bilgilendirme hakkıma saygı gösterirler ve sorularımı cevaplandırma lütfunda bulunurlar.

 

SONUÇ OLARAK:

 

1. Rahmetli İsmet İnönü’nün “Bir ülkede namuslular, namussuzlar kadar cesur olamadığı müddetçe, o ülkenin istikbalinden endişe edilir” sözünden hareket ederek, bu ülkede ezici bir çoğunlukta olduklarına inandığım namuslu aydınlarımızın, politikacılarımızın ve bilim adamlarımızın, en azından “parayla, seksle, tehditle veya şantajla satın alınmışlar” kadar cesur olması gerektiğini düşünüyorum.

 

2. Özellikle milletvekillerimiz, bakanlarımız, başbakanlarımız, aydınlarımız, medyamız ve kamuoyu önderlerimiz gibi bu ülkenin yönetiminde söz sahibi olan kişilerin; önceki sayfalarda sunduğum yaşanmış örnekleri göz önünde tutarak, uluslararası arenada oynanan diplomasi oyunlarının üzerine geçirilmiş politik kılıfları görebilmelerini, olayları milli menfaat ve milli strateji gözlüğüyle değerlendirmelerini diliyorum. 

Saygılarımla

Hikmet YAVAŞ (İZMİR)

Reklamlar

11 Yorum »

  1. Eğiterek yol gösteren bu yazıyı, imkan olsada kendisini aydın,yönetici ve lider görenler şöyle sabah yataktan dinlenmiş halde kalkıp elini yüzünü yıkadıktan sonra kahvaltıya oturmadan bir değil birkaç defa okuyabilme imkanını kendilerine yaratabilselerdi inanıyorumki ülkemiz bu günleri yaşamazdı.

    Yorum tarafından Reşat Burhan ARSLAN — Mayıs 3, 2011 @ 2:55 pm | Cevapla

  2. Soluksuz okudum…Yaz sıcağı mıdır yoksa yazının etkisi mi bilmiyorum bittiğinde ise kan ter içinde kaldım…Ben ve benim gibiler kadar,bu yazı ve benzerlerini devleti yönetmeye aday veya bürokratlara namaz gibi günde beş vakit okutacak bir otorite veya yapı olmalı…

    Yorum tarafından Zeynel AYDIN — Temmuz 20, 2011 @ 1:30 pm | Cevapla

  3. Komutanım büyük bir zevkle okudum .
    Güncel yazılarınızın devamını bekliyoruz. Erol Fıçıcı.

    Yorum tarafından Erol Fıçıcı — Temmuz 20, 2011 @ 2:36 pm | Cevapla

  4. Mükemmel!

    Korkunun hakim kılındığı ülkemizde çok şükür hala daha açıkça konuşup yazabikenlerimiz var. Yeter ki dinlensinler ve okunsunlar. Çünkü sonuç verecek olanlar nihayet dinleyenler ve okuyanlardır. Yani halkın kendisi! Ama kaç yıldan beri et, ekmek, tuz parası derdine düşürüldüğümüzden geniş kitleler başlarını kaldırıp da etraflarına alıcı göziyle şöyle bir bakamıyorlar. Bir de tabii Allah, peygamber, din, iman ve İslam dedin mi akan sular duruyor. Rahmetli Menders’ten beri temizinden mitedeyyim ama ne yazık ki Osmanlı’dan bu yana cahil bırakılmış halkımız nezdinde iktidar ve ikbal uğrunda oynanan pis oyun bu!! Ondan sonra gelsin saltanat! Köy Enstitüleri niye kapatıldı dersiniz ? Çünkü -nur içinde yatsın- Atatürk’ün emel ve hedefi olan eğitimli köylü-seçmen vatandaş esasen çapsız, şarkvari potikiacımızın işine gelmedi ve hiçbir zaman da gelmeyecek! Politika ve politicanın kalitesi bir toplumdaki eğitim seviyesiyle doğru orantılıdır.Japonya ve Batı’da kişi başıma düşen eğim yılı sırasıyla 13 ve 11 yıl iken, bu rakkamım 3,4 yıl olduğu Türkiye’de halihazırdakinden daha başka bir yönetim nasıl bekleyebilir ki! Dünyanın neresinde olursa olsun, halk ne ise çıkartacağı hükumet de odur vesselam! Sözün özü şu ki bu memleketi tekrardan doğru rayına oturtmak için adı, özü, sözü ve icraatı gerçekten de Kemalist olacak yeni bir siyasi kuruluşa, “KEMALİST TÜRKİYE PARTİSİ”‘ne şiddetle ihtiyaç var. Kadın nüfusumuzun ve genç kuşağımızın yarısının derhal yanında yer alacağı böyle bir parti kurulduğu anda halkın sırtından geçinen politika tufeylisinin işi bitmiş demektir. Doğu Almanya’daki en şedit komunist rejimi bir gece “Halk biziz! Biz halkız!” diye sokağa dökülen bir avuç kilise cemaati ile birkaç gün içinde ona katılan, binler, onbinler ve yüzbinler devirmişti. Halkın gücü bir araya geldi mi?, karşısında durulmuyor. Düşünün ve düşünelim!

    Yorum tarafından Emin Fuat Tekçe — Eylül 10, 2011 @ 11:56 am | Cevapla

  5. “”Senin söylediğin demokrasi, insan hakları, ırkçılığa karşı olmak, işkenceyi reddetmek gibi şeyler, MENFAATLERİN ÜZERİNE GEÇİRİLMİŞ POLİTİK KILIFTIR ” superrrrrrrrrrr demis adam- hic bir itirazim yok-ozelliklede BUSH donemi icin eksik bile kalmis bu cumle-

    -ama amerikayi obama uzerinden de analiz yapmak gerekir –

    ayrica bu soz Turkiyedeki vesayet rejiminide cok guzel ozetliyo-

    simdi neden makaleyi begenmedigimi aciklamak istiyorum:

    bilisim teknolojileri cok fazla gelisti -gencler bilgiye cok kolay ulasabiliyolar — artik ogrenmekten , bilgiye ulasmaktan ve paylasmaktan heyecan duyulan bir genc neslin egemen oldugu bir surecteyiz.. Artik dunyayi gencler yonetiyo -devlet baskanlari genc-ceo lar genc– uretenler tuketenler genc …dayatilmaktan dikte edilmekten nefret eden bir nesil bu yeni nesil- kendine sunulani degil kendi istedigi bilgiye ulasan bir nesil- yani artik haksiz rekabet yok ….bilgi bir tik uzaklikta istedigini sec!!

    Bu makale beni aptal yerine koyuyo !! benim hic bir seyi sorguluyamadigimi ,etraffimda donen dolaplari anlayamadigimi farz edip bana suslu ve bol tekrarli kelimelerle nasil dusunmem gerktigini soyleyen bir sablon ortaya koyuyo…Sen analiz yapamazsin birak ben senin yerine anlaiz ediyim diyerek beni asagiliyo….

    bu makalede ben yeni bir sey ogrenmedim…

    Bir genc kiza erkeklerle gorusmuceksin hepsi seni kullanir -zihinleri sexs den baska bi seye calismaz diyen bir babanin nasihati gibi olmus..

    Bu makaleye gore Akp amerikanin kucaginda-ilimli islam amerika projesi- bizlerde dini duygulari somurulen koyunlar- ozet bu 🙂

    bana gore Akp merdivenin en alt asamagindan baslayan-belediyecilik -burda halkin gonlunu fethetti- – kemal dervisler kilicdaroglu-(saros -tesevin kurucu uyeleri) olsalardi suhpelenirdim—

    tayyipin de yahudi madalyasi var ama!! BOP baskaniyim kendi agziyla soyledi dimi? mayinli araziler vs–yahudi madalyayi vermis yok almam mi deseydi ? kendimi madalya istedi?

    benim icin 1-minute o madalyayi tuz buz etmistir-bugun youtube da- 1 minute tayyip yaz- en az 30 dilde videoyu goruceksin altinda her milletten onlarca yorum var !!!!!

    Benim icin israilin kicina tekme vurulan elcisi o madalyayida yaninda goturmustur-!!!!!

    BOP bu makalenin kast ettgi bir proje olsa ve yurrurlukte olsa bu kadar uluorta sagir sultanin bile duyabilecegi bir sekilde mi servis edilirdi?

    Borsada bir kural vardir herkez alirken satarsin herkez satarken alirsin- herkez niye alir ? ortaya bir tuyo yayilir arcelik ucucak – birileri arceligi toplar, sonra piyasaya servis eder bu kadar kar getiricek diye- bilanco aciklanir dogrudur ,ama arcelik duser de duser– yani BOP projesi herkez bilmeden once uygulandi, bitti… su anda alirsan elinde patlar- sen bop projesiyle ugrasirken (aldigin arceligi elinden cikarmakla ugrasirken ) portfoyune – yani vatanina milletine zarar verirsin – zamanin enerjin bosa gider-

    bak ulusalci zihniyete -sacma sapan ergenekon balyoz internet andici, derin devlet, susurluk , alevi sunni –sagci soldu irtica pkk yapmadiklari saklabanlik kalmamis ceplerini doldurmak icin!! enerjilerini bu seytanliklar yerine biraz halki tanimaya hizmet etmeye adasalardi bugun bu ulke bilmem kac tane ekonomik kriz , darbe muhtira yasamaz bir amerika bir almanya olurdu , niye bizim halkimiz geri zekalimiydi , insanimizin onlardan ne eksigi vardi ?amerikada goruyorum iste bizim cocuklarimiz zehir gibi – amerikalilarin tek yaptigi kendi ccuklarina bi bok olmadiklari halde kendilerini ozel hissetmelerini saglamak ! cocuklar ilk okuldan itibaren birer ozguven abidesi!!

    “” En değerli topraklarımız peşkeş çekildi, güvenliğimiz, huzurumuz, geleceğimiz, her şey birden bire buharlaşıverdi… Bu sınırsız hayal güçlerini memleketin yararı için değil de, komplo teorilerine harcadıkları için üzülüyorum.””RTE

    Yorum tarafından buraq alper — Aralık 31, 2011 @ 12:57 pm | Cevapla

  6. “Bayram” adına her taraf kan gölüne döndü

    Ellerine bıçakları alanlar hayvanlara acımasız bir şekilde “allah” diye bağırarak saldırıyorlar: kellelerin havada uçtuğu, boyunların kesildiği, istanbul boğazının bile kırmızı aktığı bu vahşet senaryosuna bayram demek barbarlıktır, vahşettir!

    Vahşettir, çünkü halka açık alanda, kandırılmış, beyinleri yıkanmış cahil halkın yaptığı kanlı senaryo, bayram değil, hayvansal duygularını tatmin için yaptıkları bir şiddet uygulama eylemidir, işte bu en büyük vahşettir. Müslümanların bu bayramı, milyonlarca hayvanın çoluk çocuğun gözü önünde, barbar kişilerce, ortalığı kan gölüne döndürerek, hem kendilerine hemde hayvanlara eziyet ederek yapıtıkları piskolojik savaş tatbikatından başka bir şey değildir.

    2 günün bilançosu: 3500’ün üzerinde yaralı
    Türkiye, her Kurban Bayramı’nda olduğu gibi bu yıl da galeyana getirilmiş kendilerini en iyi Müslüman kabul ettirme hesabında ki hipokrit kasap kitlenin hastanelere akın edişine sahne oldu. Bayramın ilk günü, ülke genelinde kendisini yaralayarak hastaneye koşan insan sayısı sürekli artıyor. Kocaeli’nde bir vatandaşın parmağı koptu. Adapazarı’nda bir kurban fosseptik çukuruna düşerken, Rize’de ise sahibinden kaçan boğa dört saatlik kovalamacanın sonunda denize atladı… ”

    Bayram ve doğayı tekbir ruhuyla imha etmek! 
    Kanı, öldürmeyi kutsayan bir bayram, bayram olamaz!
    “Kurban” ve “Bayram” kavramlarının birlikteliği ilkel kabile dönemlerinden kalan bir mirastır. Kurban Bayramı diye koyun resmi gösterip, üzerine “kurban ibadettir” yazmak, bunu devlet desteğinde olağanüsütü derecede abartarak, uzun tatil adı altında, çığ gibi büyüyen şizofren ‘kutlayıcı’ kitlenin daha çok hayvanın canına kıymalarını sağlamak, eko sistemin dinamitlenmesi demektir. 1920- 1930’larda Türkiye nüfusu 10 milyonlardaydı, 1927’de yapılan bir sayıma göre Türkiye’nin nüfusu 13.648.000 olarak saptanmıştı. O dönemde kesilen hayvan sayısı da onbinleri geçmiyordu, şimdilerde din iman adına kimlik bunalımına sürüklenen 75 milyon insanın ‘bayram kutlama’ adı altında bir günde kestiği hayvan sayısı ise milyonları geçiyor.

    Ramazan ve Kurban bayramlarına tekbirli savaş naraları ile giren beyni yıkanmış milyonlarca insan neden bu kadar çok hayvanın canına kıydığını bile bilmez! Müslümanların çoğu henüz cehalet dönemini yaşıyor:gözü dönen, ağzında salyalarla nârâlar atan Islamistlerin Ramazan bayramında yaptıklarına bir bakalım: Ilımlı İslamist diye ortaya sürülen post modern Osmanlıcı, devşirme sömürge valilerinin himayesinde sağ ve soldan toplatılan Akıncı ve Mücahitlerden oluşturulan, Batı ve petro-dolar Şeyhleri tarafından para, silah ve en modern komünikasyon araçlarıyla donatılan Özgür Suriye Ordusu ramazan da El Babe kasabasında Postahane’yi basarak görevlileri teslim alıyor, yüksek bir binanın üstüne çıkararak islam adetlerine göre başlarını keserek infaz ediyor ve aşağıda toplanan kalabağın Tekbir ve Allahuekber nidaları eşliğinde teker teker aşağı atıyorlar. Kalabalık çılgınca kendinden geçiyor.
    Bu vahşeti yapanlar, bu barbarlığa imza atanlar, kendilerine aynen AKP liler gibi ılımlı müslüman diye lanse ediyorlar. Tayip Erdoğan, Esad’ın bombalamalarına karşı cihad açarken, Türkiyede ki köy bombalamalarından da kendisinin sorumlu olduğunu es geçiyor! Halkı kurban koyun gören R. T. Erdoğan, göz göre göre kitlesel yerlere bomba koyan MİT elemanlarından haberi yokmuş gibi davranıyor, ama kendi kişisel çıkarı için ‘ …. Hakan Fidan’ı yedirtmem’, derken sanki hayvanat bahçesindeymiş gibi bir tavır takınıyor! MİT tarafından İstanbul alanında öldürülen masum insan sayıs az değil. Bunlardan tabii ki başbakan sorumlu. Almanya’da döner cinayetlerinde gizli servise bağlı bir muhbir var diye içişleri bakanlığı nerdeyse tümden değişti. Gizli sevisin başı hemen istifa etti. Sanki bir hayvanı diğerine karşı koruyormuş gibi konuşan TC başbakanı ise, bu tavırla, 75 milyonun hayvanat bahçesi müdürü imiş gibi davranıyor. Çete yöneten eşkiyalar gibi, ‘ulan onu ben sana yedirmem….’, diyen kabadayılardan başbakan olunduğu bir ülkede, ekranlara, çocukları öldürülmüş kadınları getirerek kendilerini maskeleyen, ipleri başkalarının elinde olan, bakan ve diğer yöneticilerden istifa beklemek abes olacaktır.. Cephanelik patladı çok ölü ve yaralı var, ama hiç bir bakan istifa etmiyor, nerdeyse bütün suç bir kaç çavuşa yüklenecek. İsviçre’de olsaydı savunma bakanı ve bir kaç general hemen istifa ederdi. Şimdi R. T Erdoğan Müslümanların liderliğine oynuyor, peki dünyanın en kötü diktatörlüğü olan Suudi Arabistan ne olacak? Suudiler Bahreyn deki göstericileri bombaladıkları zaman neredeydi AKP nin ılımlı demokrat Müslümanları? Kendi halkını bombalayan imamın ordusu bu eşkiyaları eğitmeye örgütlemeye hız veriyor. Belli ki Suudilerce pompalanan dolarlar takkiye yapan binlerce Türk subayını, Erdoğan’ın milisleri haline getirdi. Yeniçeri ağası kazan kaldırmıyor, kahraman mehmetçik şimdi de akıncı mücahit oldu! Katiller de oruçlu, katledilenler de.
    Şimdi aynı katiller sürüsü Kurban bayramı naraları atıyorlar: bu kitlesel kasaplık büyük kentlerde m.ö 3 000 yıllarına benzemiyor, görüntüler eski çağlardan daha geri gidiyor. 5 000 sene önceleri, insanlar bu adak olayını gayet terbiyelice yapıyorlardı. Şimdi ise öyle sahneler TV ekranlarında yansıyor ki şaşmamak mümkün değil, sokaklarda akan kanlar, kaçan danalar, koçlar ve kendini yaralayan bir sürü acemi kasap binlerce yıl öncesinden de geriye gidiyor.
    Hele elde satır, bıçak, özellikle çocukların psikolojisini bozan görüntüler uzmanların görüşüne göre de hiç de iç açıcı ve olumlu değil. Bu tür sahneleri küçük yaştan beri kutsallık diye algılayan küçük çocuklar birer ruh hastası olarak büyüyor ve sonradan işkence yapan, kafa kesen birer cani olup çıkıyorlar. Türkiyede ki çete kültürü, gençlerin çoğunluğunun mafia hayranlığından kopamaması, canlı katletmeye duyulan hayranlığın dünya geneline göre yüksek oluşunda bu faktör önemli bir rol oynamaktadır.

    Cahil kitle, okulları da tatil ederek bayram kutlama adına, bilinçlice tüm çocukları bu kasaplık ortamına zorla getiriyor ve onları yüzlerine kanlar fışkırtıyor. AKP yönetimince daha da uzatılan bu vahşet bayramı, zavallı çocukların beyinlerinin yıkanması için daha büyük bir fırsat oluyor. Hayvanı keserken ona gel bak deden koyunu kesecek şimdi büyünce sende kesicen denilerek çocukların kasap ruhlu yetişmelerinin temelleri atılıyor. O kadar mı bu etki hep sürecek yaşamlarında. Onlar büyünce kendilerini baş kesen birer malkoçoğlu, yeniçeri, Avrupayı fethedecek akıncılar olarak görecek ve masum insanların canlarına da acımasızca kıyacaklardır.
    Milyonlarca hayvanı bir kaç gün içinde vahşice yokeden, tüm bir kültürü, türban, çarşaf, yüksek cami minaresi, namaz, ramazan, sünnet ve ‘kurban kesme’ ile betonlaştıran Türkiye’deki post modern Türk İslam sentezi, özünde bir kültürsüzleşme, bir sanatsızlaşma, bir felsefesizleşme/fikirsizleşme, vasatlaşma (ve odunlaşma!) demektir. Kasaplık bayramının 6 güne uzatılması, her kişiye bir imam sloganın atılması, geleceğin karanlıklarını şimdiden haber veriyor. Her evin etrafi cami ile doluyor, imamlar ordusunun devasa propogandası altında kalan yeni nesiller birer ruh hastası olarak büyüyor. Tekbir ve Allahuekber nidaları her geçen gün artan cami sayısı nedeniyle çekilemez hale geliyor. Piskolojik işkence derecesini alan imam haykırışları sistemsiz olarak birbirine karışıyor ve sanki Anadolu yeni işgal edilmiş de kafirlerlerin Müslümanlaştırılması yeni başlamış intibasını veriyor. Arapça ezan okuma adına diğer insanları anormal derecede rahatsız eden imam_hacı hoca takımında birazcık aile terbiyesi olsaydı, bu yaptıklarının inanç ve tanrı ile bir alakasının olmadığını, sadece petrol şehlerinin yayılmacı hedefleri için piskolojik savaşa katkıda bulunduklarını itiraf edip, ibadetlerini terbiyelice ve kimseyi rahatsız etmeden yaparlardı. Bu memleketin hepsi kökten Müslüman olmuşsa bu kadar velveleye ne gerek var? İşte Müslümanların kendilerini büyük zarar verdikleri noktalardan biride budur. Bu kadar gürültü va patırdının tanrı ile alakası nedir? Minarelerden bir anda fışkıran binlerce Arapça haykırış, sistemli komünükasyon yapan hayvan hortlamaları derecesinde bile değildir, bu galeyancı hortlama o mahallede oturan bütün insanlara karşı en büyük saygısızlıktır. Türkiye’nin siyasi haritasında, bir moloch (çürümüş dev) olan ve sadece rant ve cihad (savaş) ile ayakta durabilen AKP, eski göçebe kültürünü İslam’a entegre etmeye hız veriyor. AKP İslamiyeti hoşgörüsüz, lanet, kötücül, dogmatik ve siyasi birşey olarak uygulamada Osmanlı kafasını örnek almaya devam ediyor. Anadolu insanlarının ruhunun/kültürünün/uygarlığının Kur’an kursuna indirgenmesi, kadınların çamaşırlarına, din-ahlak adına, sağlığı bozacak derecede müdahale edilmesi, tek tip islamist insan tipinin hortlatılması, kültür fakümü yaratmaktan başka bir şey değildir. Boşluğun bu kadarı klinik bir vak’adır ve bu çevrenin kültürel boşluğunun neden uzaydan daha boş olduğuyla da kimse cidden ilgilenmemiştir…
     
    Kurban Bayramına hayır! 

    ”Kurban bayramı”, toplumları şiddete yöneltmektedir. Öldürmeye, kesmeye, kan akıtmaya vicdanı rahatlıkla elveren insanlar, öldürmeyi kanıksamış insanlar, savaşların terörün, cinayetlerin de başlıca sorumluları oluyorlar. Kasaplar bayraminda hayvanları boğazlayanlar, ölümü öldürmeyi kanıksamış insanlar başka insanları da rahatlıkla öldürebiliyor. Ölüdürmenin, can almanın, kan akıtmanın, işkencenin, normal ve olağan sıradan bir şeymiş gibi gösterilmesine karşı çıkıyoruz.
    Bir canlıyı öldürüp, parçalamaya alıştırılmış bir çocuğun, gelecekte kendi türünün de katili olabileceği şüphesizdir. Vahşeti durdurmak, kanlı insan tarihinden miras kalmış alışkanlıklarımızdan vazgeçmek, içinde yaşadığımız doğaya ve canlılarına birer düşman olarak bakmamak, doğanın efendisi değil bir parçası olduğumuzu kabul etmek varoluşumuzun devamı için elzem bir zorunluluktur.

    Ucunda cahillerin, hışmına uğrayıp “din adına kurban edilmekte” olsa, doğru bildiği, bulduğunu söylemek her insanın hakkı ve bir insanlık görevidir. Biz birimize bir adakta bulunuyorsak, bilgi yolumuz, sevgi dinimiz, bilim ve sevgi ile ilgili her türlü adakta bulunalım. En büyük hayır kişinin kazancına göre vergi vermesidir. Bunun dışında açık yapılan her hayır, sadaka vs. aslında gösteriş içindir ve onur kırıcıdır. Sen fakirsin, ben sana yardım edeyim, açsın al karnını doyur demekten, insanları dilencileştirmekten daha büyük insan onurunu kırıcı bir şey olamaz. Devletin beş bakanlığın bütçesinden büyük bütçesi olan Diyaneti varmış. Onun yerine bir Bilim-Sevgi bakanlığı olsa dinli, dinsiz herkes o devlete Kurban olurdu.
    Her yıl milyonlarca hayvan akıl almaz yöntemlerle öldürülmektedir. Kurban bayramı geldi diye, eline bıçak alan kelle götürüyor. En kötüsü bu anlayış yaşamın her alanına yayılıyor. Türkiye yeni bir ekolojik facianın eşiğinde: bir zamanlar hayvancılık alanında bölgenin lideri olan ülke, şimdi komşu ülkelerden tüketilecek hayvan ithal etmeye başladı. Bu yetmiyormuş gibi bunun dışında her vesilede ormanlar yakılıyor, bombalanıyor ve hayvancılık yapan köylüler vatanlarından sökülerek tabiatın önemli bir denge faktörü de böylece ‘kurban’ ediliyor. Yazık değimli bu boşa dökülen kana, insanların emeğine!
    Kurban ve bayram sözcüklerinin yanayana kullanılması bile şizofrenik bir durum. Yasklaşık 5 000 yıl önce başladı diye sonsuza kadar bunu yapacak değiliz, medeniyetimiz artık bu vahşeti kaldıramayacak kadar ilerledi. “Kurban kesme” eylemi, İslam Dini’nin doğuşundan çok önceki çağlara kadar uzanır. Çok eski tabiat dinleri ile Mezopotamya, Anadolu, Mısır dinlerinde yılın belli aylarında dinî törenlerle kurban sunma, bayram yapma geleneği vardır. Kurban diye can almak daha sonraları islamın da temel bir faktörü olmuştur. İnsanların uydurduğu çeşitli sapkın inanç ve kültlerde tapındıkları için kestikleri hayvanlara “kurban” demişlerdir. Böyle inançlara sahip insanlar, eski çağlarda din için hayvanların yanı sıra insanları, çocukları da kurban etmişlerdir. Günümüzde ise; bâzı iptidaî kabilelerde aynı vahşet ve çılgınlığa rastlanmaktadır. Müslümanlar ise bu çılgınlığı en yüksek dereceye vardırmışlardır. Zaten İslam insanlık tarihinin ne kadar kötü alışkanlıkları varsa onların ultime bir sentezinden başka bir şey değildir.
    Müslümanlar, dinlerinin insanları nasıl işkenceci tipi sapık, kaba, seksist, küfürbaz, parazit haline getirdiğini anlayıp bununla hesaplaşmak zorundadırlar.
    Eski çağlarda yeryüzünde bu kadar insan yoktu, dolayısıyla öldürülen hayvanlar da göreceli olarak azdı. Hitit, Grek, Roma, Pers, Sumer ve Troye dönemlerinde, tanrılara adak adına, yılda kesilen hayvan sayısı bir kaç bini geçmiyordu. Ama şimdilerde, kurban bayramının daha ilk gününde milyonlarca hayvan katledilmektedir. 2011 yılının ilk 3 günlük kasaplık eyleminde kesilen toplam hayvan sayısı 174 milyon ve bu sadece sayılanı,birde dağda taşta kesilip de sayılmayan milyonlar var. Bu yaşananlardan rahatsız olmak için vejetaryen olmanız şart değil. Ufacık çocukların alınlarına birer kan damlası kondurularak bu vahşetin kutsanmasından rahatsız olmayanlar başı dönmüş cellatlardır.

    Kanlı bayram tutmuyoruz.

    Sevgi ve Saygılarla

    Entegrasyon Komitesi İsviçre- Vevey

    Esin Duran, N. Gök,
    Sezer Aşkın,
    Melahat Baykara,
    Uğur Demir
    Bedri Engin,
    Selma Altuntaş,
    Filiz Serin,
    Vedat Koçak,
    Salih Birdal,
    Mustafa Gur,
    Hasan Zafer
    Bahar Ünsal
    Osman Bahar
    Ayse bahar
    Metin Maslak
    H. Maslak
    Dilek Solak
    zeynep içkaya
    Sevda maslak
    Sercan Gezmiş
    İpek Doğan
    Nazım Doğan
    Murat Doğan
    esin erkan
    Beyhan erdem
    n. erdem
    İsmail Deniz
    Ayten BARAK
    Ugur Birdal
    Ahmet Tan
    Yıldırım Kongar
    Selma Kongar
    Birol Aytekin
    Hatice Gül
    Ibrahim Erkin
    Kemal erdem
    Rıza Akdemir
    Mehmet Coskun
    Hüseyin demir
    fethi killi
    Yeliz Ender
    Mustafa Ender
    Ugur Basak
    Kemal Dektaş
    Ayten Ilkdal
    Nuri Aktanır
    Metin Koc
    Sevgi Ender
    Burcu Kanter
    Aysel kanter
    Erol kanter
    Layla SOLGUN
    Orkun Keskin
    T. Vural
    Oğuz şen
    Nur Şen
    Ismail çaykara

    http://www.facebook.com/entegrasyon.komitesi

    Hatice Kizilyildiz
    19:15

     KURBAN BAYRAMI? İnsan olan insanın eğer birazcık vicdanı sızlıyorsa, şöyle bir oturup düşünür. Bu ne biçim bir kurban bayramı diye. Bu canlılara işkence ederek , her tarafı hemde çocukların gözleri önünde kan gölüne çevirerek bayram olurmu diye? Bu canlılar ister insan olsun isterse hayvan. Allah’a bu şekilde sevap işlemek ,? gerçekten insan olan ıinsanın dimağı duruyor bu ne biçim bir sevap? Vahşice eziyet ederek allahın gözüne girmeye çalışmak . 21. asırda bu ne biçim bir zihniyet? Millet aya çıkmış ayda izin yaparken bizim kendilerine müslüman diyenlerin orta doğudaki yaşamları yürekler acısı.Adam gırtlağına kadar borç içinde ama haca gidiyor binlerce euro’yu borç alıp arabın fakiri olsa yüreğim yanmayacak şıhlarına yediriyorlar. Kendi çevresindeki aç. susuz okula giden binlerce çocukları görmemezlikten gelerek.Eğer bu çocuklara yardım etseler kimse görmüyecek ama bu şekilde bazılarıda iki kuşu birden vuruyor. 1. hacdan çok güzel karlarla dönüp bire aldığını ikiye satıyor, ikincisi ise, hacı emmim yalan söylemez oluyor, ikiye aldığını dörde satıyor. İşte size kar dostlar. Bunca karlar dururken fakir onun neyine? Bizim borç alıp gidense eller bana hacı desin diye işte o da hapı yutuyor! Olanda işte bu zavallıya oluyor. Nerde ise bir sene hacı borcu ödüyor faiziyle. .Hiç kimsenin dini inancına saygısızlık yapmak değil maksatım ama yapılan bir kıyımada sessiz kalmak beni rahatsız ettiği için bu katliama ve ilkelliğe şiddetle karşı olduğumuda söylemek istiyorum. Yazık o savunmasız canlılara.
    Artık bu katliama sessiz kalmayalım. Hayvan hakları savunucuları çekinmeden sesini yükseltmeli. Çoğunluk inanıyor diye sessiz kalmak ve ya pasif davranmak bu katliama ortak olmak demektir!!!

    http://www.facebook.com/entegrasyon.komitesi

    Yorum tarafından bedri engin — Ekim 26, 2012 @ 12:18 pm | Cevapla

  7. Sayın YAVAŞ,
    Emeğinize sağlık,çok aydınlatıcı ve uyarıcı bir yazı olmuş.Umarın bu yazıyı okuyanlar bir nebze olsun ders alırlar.Devletler olsun,kişiler olsun küçük çıkarları için insanlığın yok oluşunun ortamını hazırladılar ve hazırlıyorlar.bence şimdi yok oluş sürecini yaşıyoruz.ABD ve onun gibi emperyalist devletler çok büyük bir yanılgı içindeler-yukarıda sözünü ettiğiniz ABD’li subaylar gibi-onlar çıkarlarının tüm insanlığı refaha ermesinde olduğunun bilincinde değiller,kısa vadeli düşünüyorlar.Çok sözedilen bir benzetme vardır.”Aynı gemide olduğumuzu ve .gemi batarsa herkesin zarar göreceğini gözardı etmeyelim..Büyük çıkarlarımız ne derseniz,Gelecekte çocuklarımıza temiz ve yaşanılası bir dünya bırakmaktır derim.
    Böylesi bir amaç için tüm insanlığın vazgeçilmez amacı olmalıdır.Saygılarımla.

    Yorum tarafından Kamuran KÜLÜNKOĞLU — Kasım 17, 2012 @ 9:53 am | Cevapla

  8. Hikmet Abi, ellerine, yüreğine, beynine sağlık. Beni arar veya mail atar mısınız lütfen? Yılmaz Oğuz “yilmazcigim@g
    mail.com” 05446949483

    Yorum tarafından yılmaz oğuz — Ocak 2, 2013 @ 3:40 pm | Cevapla

  9. YÜCE TÜRKİYE MENFATLERİ UĞRUNA, SAVAŞANLARA SELAM OLSUN.!

    1-Trilyonlarca dolar vergi kaçıranlarla savaşırken şehit olanlara.
    2-Ülke toprak,hak ve menfatleri uğruna şehit olanlara,
    3-Devlet mallarını ve arazileriniyağmalayanlarla savaşırken şehit ve gazi olanlara,
    4-Türkiye yüce menfatleri uğruna,kan ve can verenlere selam olsun.!
    5-İç ve dış düşmanlar ile savaşanlara,
    6-Cehalet ve siyasal güçleri yanı8na alarak,çoğunluğu aldatanlarla savaşanlara,
    7-Para,mala,makam,para,gösteriş hırsı uğruna Türkiye,maddi ve manevi değerlerini satanlarla ,
    Savaşanlara,..
    SELAM OLSUN.!! GAZANIZ MUBAREK OLSUN. ŞEHİT OLANLARA,YÜCE ALLAHTAN RAHMET,
    MADDİ VE MANEVİ YARA ALANLARA, SAĞLIK,ŞLİFA VE YÜCE ALLAH’TAN,SABIR VE BAŞARI DİLERİM.
    remzi aktaş. gsm.0535.747.50.28
    NOT. Yüce Türkiye menfatleri uğrunda,mağdur olup,kan kaybedenler,rehabilitasyon ve manevi-maddi
    güç birliğimizden yararlanabilirlewr…EN ÜSTÜN SAYGI VE SEVGİLERİMİZLE- Türkiye Kamikazeleri

    Yorum tarafından remzi aktas — Ocak 5, 2013 @ 9:17 am | Cevapla

  10. bu kadar açık ve anlaşılır bir yazıya cevap yazılamaz, bugünlerde sitenizde yayımlan yazıların topluma bir şekilde ulaştırması gerekir. Çılgınlar Türkiye Cumhuriyetini kurdu bugün T.C zor şartlarda kurulan ülkem orduya emanet edildi şimdi etek giydirildi PKK marşını ezberliyor. Biz bunun bedelini ödeyeceğiz bu kesin . .

    Yorum tarafından Muammer yıldırım — Haziran 24, 2014 @ 6:54 pm | Cevapla

  11. Sayın komutanım, saygıdeğer hocam,
    Gören ve görmeyen gözler için müthiş bir yazı kaleme almışsınız. Konulara aşina olmama rağmen bir kaç sefer okudum ve çok yararlandım. Saygılarımı sunarım.

    Yorum tarafından Adnan Koşcağız — Ekim 19, 2016 @ 8:18 am | Cevapla


RSS feed for comments on this post. TrackBack URI

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: