hikmetyavas

Mart 5, 2011

İKTİDARIN, GÜCE TAPAN UŞAKLARI

Filed under: Köşe Yazılarım ( Denemeler ) — hikmetyavas @ 10:08 pm

İKTİDARIN, GÜCE TAPAN UŞAKLARI

 

Kuzey Afrika’dan başlayan ve Orta Doğu’ya uzanan halk hareketleri neticesinde şimdilik Tunus Devlet başkanı Zeynelabidin Bin Ali ile Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek’in otoriter rejimleri çöktü.

Libya’da ise çatışmalar devam ediyor. Muammer Kaddafi zor durumda.

 Kuzey Afrika ve Arap Yarımadası’ndaki ülkelerin tamamına yayılma eğilimi gösteren bu halk hareketlerinin sebeplerini; insanların demokrasi taleplerine, gıda fiyatlarının yükselmesine veya dış güçlerin kışkırtmalarına bağlayanlar var.

Hiç şüphesiz ki, söz konusu halk hareketlerinin sebep ve sonuçları; uzmanlar tarafından çok yönlü olarak, uzun süre analiz edilecektir.

Konunun özenle incelenmesi ve sorgulanması gereken bir yönü de; Ortadoğu’da Zeynelabidin Bin Ali, Hüsnü Mübarek ve Muammer Kaddafi gibi bir sürü diktatör, TEK BAŞLARINA:

a.     Otoriter rejimlerini 30-40 yıl sessiz sedasız nasıl sürdürebildiler ve geri kalanları nasıl sürdürebiliyorlar?

 

b.     Diktatör dediğimiz bu adamlar; ülkenin tüm şehirlerinde, kasabalarında, köylerinde, mahallelerinde, sokaklarında ve evlerinde yaşayan milyonlarca insanın enselerinde nasıl boza pişirebiliyorlar?

 

c.      Her vatandaşın arkasında korkunç gölgelerini ve soluklarını nasıl hissettirebiliyorlar?

Bu soruların ortak bir tek cevabı var; söz konusu diktatörler, milyonlarca insanın enselerindeki korkutucu soluklarını TEK BAŞLARINA DEĞİL, Her dönemde güç odaklarından nemalanan ve İKTİDAR GÜCÜNE TAPAN UŞAKLARI kanalıyla hissettirmektedirler.

Diktatörlerin mantığı, normal vatandaşın mantığından farklı çalışır. O’nun mantığı ömür boyu iktidarda kalmak, ailesinin ve yakın çevresinin çıkarlarını korumak ve zamanı gelince iktidarlarını oğullarına devretmek üzerine kuruludur.

Bunun için; kendilerini, ailelerini ve iktidarlarını güvenceye alacak şekilde etraflarında iç içe geçmiş halkalardan oluşan güvenlik çemberleri oluştururlar.

 Bu çemberler içinde görev alanların ortak özelliği; iktidar gücüne tapmaları ve güç odaklarından nemalanmalarıdır.

Diktatörler onlara para, makam ve güç ikram ederler. Bu şeytanın ikramıdır.  İktidar gücüne tapanlar ise şeytana uşaklık yapmayı kabul edenlerdir.

Söz konusu şeytanın uşakları tarafından; tapındıkları diktatör efendileri etrafında oluşturulan GÜVENLİK ÇEMBERLERİ şunlardır:

1.     Birinci Güvenlik Çemberi “ Diktatörlük demokrasisinin Bakan ve Millet Vekilleridir”:

Diktatörlerin hepsi, sözde çok demokrattırlar. Hatta o kadar çok demokrattırlar ki “İleri Demokrasiye” bile geçmişlerdir. Örneğin:

 

a.     Anayasaları vardır. Bu anayasaya göre demokratik seçim yaparlar. Her ne hikmetse, hep ezici bir çoğunlukla kazanırlar.

 

b.     Halk, hiçbir baskı altında kalmadan hür iradelerini kullanarak kendi milletvekillerini seçerler. Her ne hikmetse, hep diktatörün belirlediği adayları seçerler.

 

c.      Seçilen milletvekillerinden oluşan parlamento; İleri demokrasiye uygun çağdaş kanunlar yapar ve hükümetin (yürütmenin) icraatlarını denetler.

Her ne hikmetse; o parlamentonun milletvekilleri, hep diktatörün istediği kanunların kabulü için büyük bir coşkuyla parmak kaldırırlar. Sırası geldiğinde diktatör, kendisinin icraatlarını denetleyecek meclisin başkanını bile azarlar.

 

d.     Diktatör, Yüce Allarımızın “ Emaneti Ehline Veriniz” emirlerine uygun olarak en yetenekli ve dürüst Bakanları seçer. Bu Bakanlar, o kadar ehil ve dürüsttürler ki, her ne hikmetse kendilerinin ve çocuklarının servetleri kısa sürede onlarca defa artarak katlanıverir.  O bakanlar, o kadar onurlu ve sadıktırlar ki “ kendi varlıklarını diktatör efendilerinin sağlık ve selametine adarlar.” Efendileri kızıp da “ kulağınızdan tutup kapının önüne koyarım haaaa” dediği zaman “ Biz izzeti ikbal ile çekildik sadaretten,  şeytana biat ve uşaklık etmekten “ diyemezler. Bilirler ki, kendi varlıkları ve selametleri, iktidar sahibi efendilerinin varlık ve selametine bağlıdır. Ama vatandaşın karşısında ise “ onurlu mu onurlu, kabadayı mı kabadayı, dürüst mü dürüst, dindar mı dindar gözükürler.”

 

e.     Ülkenin zenginliği, diktatörün etrafındaki birinci güvenlik çemberini oluşturan işte bu küçük azınlığın malıdır. Halk ise, sessiz ve barışçıl bir teslimiyet içinde kaderine razıdır.

 

2.     İkinci Güvenlik Çemberi “Diktatörlüğe ait ileri demokrasinin yılmaz koruyucu ve kollayıcısı polislerdir” :

 

Diktatörlüklerin en temel ve değişmez kuralı “ Orduya karşı polisi semirtmektir.”

 

Çünkü doğal olarak her askerin şuuraltının derinliklerinde ülkenin ve milletin birlik beraberliğini ve halkının çıkarlarını korumak ve kollamak vardır. Her ne kadar Ordu, diktatöre biat etmiş görünse de son tahlilde diktatörün değil de halkının güvenliği ve selameti yanında yer alabilir endişesi vardır. Bu nedenle, askere karşı polis daima semirtilir.

 

Diğer taraftan diktatörler esas güçlerini “KORKUT VE YÖNET” yöntemiyle sağlarlar. Ülke çapında oluşturulan bu korku imparatorluğunun devamı; şeytana biat etmiş, iktidar gücüne tapan ve iktidarın sunduğu nimetlerden nemalanan amirlerin polis teşkilatını ele geçirip yönetmesiyle sağlanır:

 

a.     Kraldan çok kralcı geçinen polisler ve amirleri, istedikleri vatandaşın evini gece yarısı basıp arama yaparlar.

 

b.     Muhaliflerin cep telefonlarına, bilgisayarlarına ve belgelerine el koyup, aralarına sahte suç delilleri sokuştururlar.

 

c.      İstedikleri her vatandaşın telefonlarını dinlerler ve yatak odalarını gözetleyip kaydederler.

 

d.     Kaydettikleri görüntü ve sesleri kirli amaçlarına uygun olarak kesip biçip montajladıktan sonra, istedikleri kişi ve kurumları yıpratmak için yandaş medyaya servis ederler.

 

e.     Gözaltına aldıkları kişileri, nezarethanede günlerce bekletirler ve işkence yaparlar.

 

f.       Askeri itibarsızlaştırmak için her türlü senaryo ve tezgâhı kurarlar. İmzasız sahte ihbar mektupları ve yalancı tanıkları en büyük dayanaklarıdır.

 

3.     Üçüncü Güvenlik Çemberi “Diktatörlüğe ait ileri demokrasinin ve hukuk düzeninin yılmaz koruyucu ve kollayıcısı savcı ve yargıçlardır.”

 

Gerçek demokrasilerde hukukun üstünlüğü esastır. Yasama ve yürütmenin eylemleri yargı denetimine tabidir. Yasama ve yürütme yargı kararlarına uymak mecburiyetindedir. Herkes kanun karşısında eşittir. Yargı tam bağımsızdır ve siyasallaşmamıştır.

 

Diktatörlük demokrasisi ve hukukunun üstün olduğu ülkelerin hâkim ve savcıları ise:

a.     O kadar bağımsız ve siyasallaşmamışlardır ki; her ne hikmetse vicdanları hep biat ettikleri efendileri ve yandaşları lehine karar verirler.

 

b.     Yargı kararlarının toplum vicdanında onay görmesi ve toplumun adalete olan inancının kaybolmaması onların çok umurundadır. Ama her ne hikmetse “Görmediğe beylik vermişler, önce babasını kesmiş misali” imzasız ihbar mektuplarına ve polisin ürettiği sahte delillere dayanarak muhalif veya sevmedikleri herkesi tutuklayıp, sorgusuz sualsiz yıllarca içeride tutarlar.

 

c.      Siyasal iktidar karşısında tam bağımsız, aklı hür ve vicdanı hür, namuslu hâkim ve savcılar” olduklarını iddia ederler. Ama her ne hikmetse:

                                                       I.            Bir taraftan muhalif bilim insanlarını, yazarları, gazetecileri ve muhalif olduğundan şüphelenilen askerleri tutuklarken,

 

                                                     II.            Diğer taraftan, biat ettikleri diktatörün, ailesinin ve yakın çevresinin işlediği aleni suçlara ve milleti soyanlara göz yumarlar.

 

d.     Çağdaş hukuka uygun olarak “hâkim ve savcılara güçlü teminatlar verildiğini ve siyasal iktidara karşı korunduklarını” iddia ederler. Ama her ne hikmetse adalet mekanizması, diktatörün siyasal gücüne tapan tetikçi hukukçuların kontrolündedir.

 

e.     Masuniyet karinesine göre; “sanık, mahkeme kararıyla suçluluğu kanıtlanıncaya kadar masum kabul edilir” kuralına uyduklarını söylerler. Ama her ne hikmetse, arama ve tutuklama kararlarını beraber çıkarırlar.

 

f.       Savcı, sanığın aleyhine olduğu kadar lehine olan delilleri de toplamak zorundadır” kuralının evrensel hukuk kaidesi olduğunu bize mi öğreteceksiniz derler. Ama hazırladıkları iddianamelere, sanık lehine olabilecek bir tek delili bile koymazlar.

 

g.     Hazırlık soruşturması esnasında gizliliğin ihlal edilmemesi gerektiğini ve suç olduğunu” söylerler. Ama her ne hikmetse, hazırlık soruşturmalarını medyaya sızdırırlar.

 

h.     Bilirkişi durumundaki tüm kurumların, siyasetten tam bağımsız olmaları ve tam bağımsızlığı sağlanmış yargının emrinde görev yapmaları” gerekirken, namuslu, bilimsel ve bağımsız olduklarını iddia eden bilirkişiler, her ne hikmetse, hep siyasal iktidarın lehine rapor verirler.

i.       Evrensel hukuka göre “soruşturmaların bizzat savcılar tarafından yapılması gerekirken” her ne hikmetse soruşturmaları emniyet ve emniyet istihbarat yürütür.

 

j.       Hukukun temel ilkelerinden birisinin de, “delilden sanığa ulaşmak” olduğunu söyleyen hâkim ve savcılar, her ne hikmetse hep sanıktan delile ulaşmaya çalışırlar.

 

k.     Üstünlerin hukukunu savunan hâkim ve savcılar, her ne hikmetse “ gözaltına alınan kişilere neyle suçlandıklarını söylemezler. Makul sürede iddianame düzenlemezler. İddianamesi hazırlanmadan ve neyle suçlandığını bilmeden içeride ölen sanıklar bile vardır

 

l.       Üstünlerin hukukunun kahraman, namuslu, adil hâkim ve savcıları; “Ölümcül hastalığı olanların bile, tahliye talebini reddederler.” Bu gibi hukuk cinayetleri, onların vicdanlarını rahatsız etmez.

 

4.     Dördüncü Güvenlik Çemberi “ Kalemini, aklını, mantığını, bilimini ve vicdanını iktidarın gücüne satmış akademisyen ve medya mensuplarıdır.” Bunlar:

 

a.     İnsanları ve söylediklerini itibarsızlaştırmak için her türlü yalanı, riyakârlığı, pespayeliği ve haysiyetsizce saldırıyı “haber” adı altında yaparlar.

 

b.     Beğenmedikleri, çıkarlarına uymayan, çatıştıkları ve sindirmek istedikleri insanları; yalan haberlerle çamur atarak susturmaya çalışırlar.

 

c.      İktidarın polisi, savcısı ve hâkimlerine; tutuklanması gereken muhalif aydınların, bilim adamlarının, gazetecilerin ve askerlerin listesini vererek hedef gösterirler.

 

d.     İktidarın polisi, savcısı ve hâkimi tarafından sızdırılan bilgileri allayıp pullayarak, muhalifleri yargısız infaza tabi tutarlar ve linç ederler.

 

e.     İktidar gücüne taparlar, sürekli iktidarı alkışlarlar ve iktidardan nemalanırlar.

 

İşte bunlar; güç odaklarından nemalanan ve İKTİDAR GÜCÜNE TAPAN UŞAKLARDIR.

Diktatörler onlara para, makam ve güç ikram ederler. Bu şeytanın ikramıdır.  İktidar gücüne tapanlar ise şeytana uşaklık yapmayı kabul ederler.

Diktatör dediğimiz bu adamlar; ülkenin tüm şehirlerinde, kasabalarında, köylerinde, mahallelerinde, sokaklarında ve evlerinde yaşayan milyonlarca insanın enselerinde korkutucu soluklarını ve gölgelerini işte bu uşaklar kanalıyla hissettirirler.

Sonuç olarak:

1.     Kuzey Afrika ve Arap Yarımadası’ndaki diktatörlüklerin ve halklarının hallerine bakıp; demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyetinde yaşadığımıza şükretmeliyiz. Bu Cumhuriyetin kurucularını minnet ve şükranla anmalıyız.

 

2.     Dikta heveslisi siyasilerin, tarikatların, cemaatlerin ve aşiretlerin adliyeyi ve mülkiyeyi ele geçirmelerine izin vermemeliyiz. Hukuk içinde kalarak demokratik tepkimizi hiç korkmadan göstermeli ve en az namussuzlar kadar cesur olmalıyız.

 

Son söz:

a.     Bizden selam olsun; güç odaklarına, para babalarına, tarikat şeyhlerine, cemaat hoca efendilerine ve aşiret reislerine biat etmemiş Atatürk Cumhuriyeti sevdalısı namuslu milletvekillerine ve Bakanlara,

 

b.     Bizden selam olsun; güç odaklarına, para babalarına, tarikat şeyhlerine, cemaat hoca efendilerine ve aşiret reislerine biat etmemiş Atatürk Cumhuriyeti, evrensel hukuk ve adalet sevdalısı vicdanlı hâkim ve savcılara,

 

c.      Bizden selam olsun; güç odaklarına, para babalarına, tarikat şeyhlerine, cemaat hoca efendilerine ve aşiret reislerine biat etmemiş Atatürk Cumhuriyeti’ne ve vatandaşın hakkının ve hukukunun korunmasına kendisini adamış namuslu polislere,

 

d.     Bizden selam olsun; güç odaklarına, para babalarına, tarikat şeyhlerine, cemaat hoca efendilerine ve aşiret reislerine biat etmemiş Atatürk Cumhuriyeti sevdalısı ve bu ülkenin birlik ve bütünlüğü için hayatlarını ortaya koyarak terörle mücadele etmiş tutuklu ve tutuksuz, emekli ve muvazzaf askerlere,

 

e.     Bizden selam olsun; güç odaklarına, para babalarına, tarikat şeyhlerine, cemaat hoca efendilerine ve aşiret reislerine biat etmemiş, akıllarını, mantıklarını, bilimlerini ve kalemlerini satmamış, Atatürk Cumhuriyeti sevdalısı akademisyen, aydın ve medya mensuplarına.

Biz kim miyiz? Biz; demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti olan Atatürk Cumhuriyeti sevdalısı, Devletimizin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü savunan, dikta heveslisi siyasiler ile güç odaklarına, para babalarına, tarikat şeyhlerine, cemaat hoca efendilerine ve aşiret reislerine biat etmemiş, aklı ve vicdanı hür sade vatandaşlarız.

Selam ve saygılarımla.

Hikmet YAVAŞ (İZMİR) hikmetyavas@gmail.com

Reklamlar

1 Yorum »

  1. Yazılarınızı büyük bir ilgi,özen ve feyiz alarak izliyorum.Yüreğinize sağlık.Tespitlerinizi korkmadan,yılmadan yazmaya devam etmeniz dileğiyle sizi tüm yakınlarımla birlikte sonuna kadar destekliyorum.Herşey gönlünüzce olsun…

    Yorum tarafından Fikret YILMAZ (E.Alb.). — Mart 6, 2011 @ 1:22 pm | Cevapla


RSS feed for comments on this post. TrackBack URI

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: