hikmetyavas

Mart 7, 2011

ESER KARAKAŞ’A CEVAP

Filed under: Köşe Yazılarım ( Denemeler ) — hikmetyavas @ 4:40 pm

BU E-POSTA, TARAFIMDAN ESER KARAKAŞ’IN ŞAHSINA GÖNDERİLMİŞ OLUP, BAZI İNTERNET GAZETELERİNDE DE YAYINLANMIŞTIR. HATIRLAMAKTA FAYDA VAR.

 

Sayın Eser KARAKAŞ,

Star Gazetesinde yayınlanan “LOZAN’I HERKESE UYGULAMAK” konulu yazınızda;

1.     Lozan Antlaşması’na göre; azınlık denen vatandaşlarımız azınlık statüsünde olmayan vatandaşların tüm haklarına sahipler, ilaveten 1923’den beri kendi ana dillerinde eğitim yapabiliyorlar, kendi dillerinde gazete çıkarabiliyorlar” diyorsunuz.

2.     Lozan Antlaşması’nı genişleterek, yaygınlaştırarak, tüm vatandaşlara uygulayarak Türkiye’nin bugün karşı karşıya bulunduğu bazı sorunlara çare aramanın mümkün olacağını” söylüyorsunuz.

3.     Hem böylece Lozan’dan geri adım atılmamış olur, hem de Lozan’ın sadece azınlık tanımına giren vatandaşlara tanıdığı tüm haklar anayasal-genel haklar haline gelir” diyorsunuz.

Cümle âlem bilir ki; Anadilde öğrenim ile anadilde eğitim, tamamen birbirinden farklı şeylerdir.

Her insan anadilini öğrenmek ve konuşmak hakkına sahiptir. Anadili öğrenme süreci ailede başlar ve gerekirse o dil ile ilgili kurslara katılmak veya ders almak suretiyle geliştirilir. Bu, en doğal insan hakkıdır ve hiç kimsenin itirazı olamaz.

Anadilde eğitim ise; devletin resmi dili olan Türkçe yanında, her etnik grup için o etnik grubun konuştuğu dilde, ilkokuldan başlayarak üniversiteye kadar eğitim kurumları açmak, öğretmenler yetiştirmek ve o dilde eğitim yapmak demektir.

Diğer bir deyimle; anadilde eğitim istemek, ayrı bir devlet veya özeklik istemek demektir. Üstelik bunu, tüm etnik gruplara yaygınlaştırmak, Türkiye’yi paramparça etmek demektir.

Lozan’dan geri adım atmadan Lozan’ı genişleterek, yaygınlaştırarak ve tüm vatandaşlara uygulayarak, Türkiye’nin sorunlarının çözüleceğini” söylemek, eğer koyu bir cehaletten kaynaklanmıyorsa kendinizi cin, âlemi ise aptal yerine koymaktır.

 “İDARİ TERCİHLERDE ARA ÇÖZÜMLER MÜMKÜNDÜR” konulu yazınızda ise:

1.     Türkiye’de son günlerde bölgesel demokratik özerklik talepleri dile getiriliyor.

Darbeci paşalara karşı çok uysal ve anlayışlı savcılarımız demokratik özerklik talepleri karşısında hemen aslan kesiliyorlardiyorsunuz.

2.     Devletin, federal devletin paralelinde eyaletler aracılığıyla mı, yoksa merkezden mi yönetileceği yönünde şiddet içermeyen tartışmayı, ceza hukuku kapsamına sokmayı çok büyük bir ilkellik olarak” damgalıyorsunuz.

3.     Türkiye anlaşılan önümüzdeki aylarda, senelerde bu konuyu tartışacağı için şimdiden zihinsel hazırlık yapmakta büyük fayda var; üstelik ZEKÂSIZ birilerinin, “bölünüyoruz, bölünüyoruz” hezeyanlarını hiç de ciddiye almayın” diyorsunuz.

4.     Anayasanın 7. maddesinde emlak vergisinin yerel seçilmişler tarafından kanunlaştırılması noktasında bir değişiklik yapalım” önerisinde bulunuyorsunuz.

Öncelikle, milletin gözünün içine bakarak, utanmadan ve sıkılmadan “Darbeci paşalara karşı çok uysal ve anlayışlı savcılarımız demokratik özerklik talepleri karşısında hemen aslan kesiliyorlar” diyebilmek için, insanın gerçekten ar damarının çatlamış olması lazım. Çünkü:

a.     Çok uysal ve anlayışlı olmakla itham ettiğiniz savcıların hazırladıkları iddianamelerde “darbeci olmakla” itham edilen birçok insan, tutuklu olarak bugün hapishanelerde yatıyor. Bu insanların suçlu oldukları mahkeme kararıyla henüz kanıtlanmadı. Bunun neresi çok uysal ve anlayışlı davranmak. Savcıların daha ne yapmasını bekliyorsun. Yargısız idam mı etsinler istiyorsun.

b.     Diğer taraftan, Ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlük temelleri üzerine kurulmuş Türkiye Cumhuriyeti’ni bölüp parçalamak için silaha sarılmış teröristlerin ayağına giderek Habur sınır kapısında törenle karşılanmaları, pişman olmadıklarını açıkça söylemelerine rağmen, pişmanlık yasasından yararlandırılıp serbest bırakılmaları mı aslan kesilmek. Onları memnun ve mutlu etmek için daha ne yapılmasını emredersin.

c.      Ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlük esası üzerine kurulmuş üniter bir devlette “özerklik taleplerinde bulunan ve bunu eylemleriyle destekleyenler” hakkında, soruşturma açan savcıları ise İLKELLİKLE itham etmek, haddini bilmemek, hukuka ve Anayasamızın değiştirilmesi dahi teklif edilemez ilkelerine meydan okumaktır.

d.     Anayasanın 7. Maddesinde değişiklik yapılarak, emlak vergisinin yerel seçilmişler tarafından kanunlaştırılmasını istemek” ise, tam bir şeytanlık veya en hafif deyimiyle aymazlıktır. Çünkü bağımsız devlet olabilmenin temel şartı, kanun yapmak ve vergi toplamaktır. Siz, bu önerinizle, bölücülere özerkliğin ve bağımsızlığın kapısını aralamaya çalışıyorsunuz.

e.     Ayrıca, bölünüyoruz endişesini dile getiren tüm vatandaşlarımızı da ZEKÂSIZ olmakla itham ediyorsunuz.

Demek ki, söz konusu vatandaşlar aptal, sizler ise anadan doğma üstün zekâlısınız. Allah vergisi üstün zekânız sayesinde “profesör” bile olmuşsunuz.

Profesör demek, bilim adamı demektir. Bilgi üretir, bu bilgiyi insanlığın hizmetine sunar ve başka bilim adamları da o’nun görüşlerinden alıntı yaparak yeni bilgiler üretir.

Sizin gibi profesör sıfatını kazanmış bilim insanı akademisyenlerin kalitesi; uluslararası bilim dergilerinde yayınladıkları bilimsel makale sayısıyla ve yayınladığınız makaledeki bilgileri değerli bularak size atıfta bulunan başka bilim adamlarının adediyle ölçülür.

Atıf indekslerine göre sizin bilimsel yayın performansınıza bakıldığında; uluslararası akademik dergide yayınlanmış sadece 1 adet bilimsel makalenizin olduğu ve sizin görüşlerinize değer vererek atıfta bulunan başka hiç bilim adamının bulunmadığı (atıf sayınızın sıfır olduğu) görülmektedir.

İşte sizin bilimsel değeriniz ve kaliteniz budur. İşinize gelmeyen herkese zekâsız, aptal, ilkel ve hezeyana kapılmış sıfatlarını yakıştırmadan önce aynaya bakmanızı öneririm. O çirkin sıfatların göbeğinde kendinizi göreceksiniz.

f.       Netice olarak, söz konusu yazılarınız ile arşivlerde ve televizyon ekranlarında dile getirdiğiniz tüm söylemleriniz, bölücülerin söylem ve eylemleriyle tamamen, %100 örtüşüyor.

g.     Televizyon ekranlarında koşuşturarak; liberalizm ve demokrasi soslarıyla maskeleyip bölücülerin değirmenine su taşımanızı bu milletin yuttuğunu zannediyorsanız aldanıyorsunuz. Ziya Paşa’nın dediği gibi, kendinizi cin yerine koyup “ herkesi kör âlemi sersem sanmayın

Bilimsel kalitenizi ve değerinizi arttırmanız dileğiyle…

Hikmet YAVAŞ (İZMİR)

hikmetyavas@gmail.com

Reklamlar

Yorum Yapın »

Henüz yorum yapılmamış.

RSS feed for comments on this post. TrackBack URI

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: