hikmetyavas

Mart 9, 2011

ALİ BAYRAMOĞLU’NA CEVAP

Filed under: Köşe Yazılarım ( Denemeler ) — hikmetyavas @ 5:00 pm

ALİ BAYRAMOĞLU’NA CEVAP

(Bu yazı, e-posta şeklinde Ali Bayramoğlu’nun kendisine gönderilmiştir)

Sayın Ali BAYRAMOĞLU,

07 TEMMUZ 2010 tarihli “Genelkurmay Başkanı’nın bayat görüşleri…” başlığını taşıyan yazınızda, özetle;

 “Senaryo hep aynıdır, mantık hep aynıdır, bakış hep aynıdır ve varılan nokta hep aynıdır.

Önce siyasetsizlik, ardından siyasetsizliğin beslediği şiddet patlaması, şiddet patlamasını takip eden otoriter ve güvenlikçi bakış…

Güvenlikçi bakış öne çıkınca, güvenlik kurumları, özellikle asker öne çıkar, konuşur, kamuoyunu ve siyaseti yönlendirmeye başlar.

Hep aynı silsileyi izlerler.

 1. En başarısız ve en kritik anda askeri açıdan başarılı olduklarını söylerler.

2. Yaşadıkları sıkıntıların nedeni olarak dağı değil kenti, örgütü değil siyaseti gösterirler.

3. Siyaseti sorun olarak gösterdikleri anda Kürt partilerinin, demokrat seslerin susturulması ya da kısılmasının terörle mücadelede asıl mesele olduğunu söylerler…

4. Sorunun diğer bir ayağının yurt dışında olduğunu ifade eder, PKK’yı koruyan ülkelere, kişilere meydan okunmasını talep ederler…diyerek, size göre askeri mantık ve bakış açısının dayandığı sakat düşünce tarzını şablon olarak ortaya koyuyorsunuz.

Askerlerin bunu “Başarısızlıklarını ve siyasetsizliği örtmek için...” yaptıklarını iddia ediyorsunuz.

Askeri aklın; “bu işe, siyasete ve Kürt sorununun sosyolojik derinliğine bu kadar erdiği için Demirel’i, İnönü’yü, Çiller’i, Erbakan’ı, Yılmaz’ı ve Ecevit’i bu mantıkla kuşatmışlardır” sonucuna ulaşıyorsunuz.

Sayı BAYRAMOĞLU,

İsterseniz, askerlere ait olduğunu iddia ettiğiniz mantık şablonunu maddeler halinde bir daha ele alıp inceleyelim. Çünkü askerlere yakıştırdığınız bu şablonu, tersten okumak suretiyle sizin dâhiyane aklınızın, askeri konular dâhil, siyasal bilginizin ve Kürt sorununun sosyolojik derinliğine hâkimiyetinizin fotoğrafını çekebiliriz.

 Böylece; hem askerler, hem siyasiler, hem Kürtler, hem Türkler ve hem de geleceğin Cumhurbaşkanları ile Başbakanları, sizin dâhiyane akıl ve mantık şablonunuzdan yararlanma imkânı bulurlar.

Sayın BAYRAMOĞLU, öncelikle sizi kutlarım. Hani “askeri konulara, siyasete ve Kürt sorununun sosyolojik derinliğine aklı ermeyen askerler var ya, nasıl olduysa gelmiş geçmiş bütün Başbakanları ve Cumhurbaşkanlarını, sözünü ettiğiniz akılsız mantıkla kuşatmışlar.” Ama kuşatılanlar listesine bugünkü Başbakanı ve Cumhurbaşkanını koymamışsınız. Tebrik ederim. Her şeyin usulü, adabı ve ölçüsü olduğu gibi yağ çekmeninde bir inceliği vardır ve arif olan zaten bunu anlar.

Size göre; “Önce siyasetsizlik, ardından siyasetsizliğin beslediği şiddet patlaması, şiddet patlamasını takip eden otoriter ve güvenlikçi bakış öne çıkarmış. Güvenlikçi bakış öne çıkınca, güvenlik kurumları, özellikle asker öne çıkar, konuşur, kamuoyunu ve siyaseti yönlendirmeye başlarmış.”

Allah, insanlara daha doğarken özgürlük ve yaşama hakkı bağışlamıştır. Bu ikisi, doğal insan hakkıdır. Bu iki hakka tecavüz, insanlık suçudur. Sizin bahsettiğiniz siyasetsizliğin beslediği şiddet patlaması askerin suçu değildir. Şiddeti yapan da asker değildir.

Öncelikle, açıkça ve mertçe şiddet yapanların adını söyleyin ve terörü lanetleyin. Askerler, aileniz dâhil sizin ve bu milletin can ve mal güvenliğini sağlamak için hayatlarını ortaya koyarak, insanlık suçu işleyenlerle mücadele etmektedirler.

Şiddet patlaması kavramının içine, üstü kapalı olarak askeri operasyonları da sokmaya çalışmayın. PKK elinde silah dağda bulunduğu sürece asker operasyon yapar. Bu devlet olmanın en doğal gereğidir. Kimse PKK elinde silah dağda gezerken ordu operasyon yapmasın diyemez. Bunu dünyanın hiçbir devleti kabul etmez.

Terörün yarattığı şiddet patlaması karşısında, halkımızın can ve mal güvenliğini sağlayacak şekilde mücadelenin de şiddetlenmesinden daha doğal ne olabilir. Bundan neden rahatsız oluyorsunuz ve “OTORİTER GÜVENLİKÇİ BAKIŞ” diye damgalamaya çalışıyorsunuz.

Size göre; “Güvenlikçi bakış öne çıkınca, özellikle askerler öne çıkarmış, konuşurlarmış, kamuyu ve siyaseti yönlendirmeye başlarlarmış.” Ali BAYRAMOĞLU olarak, bir an için şöyle düşünmenizi öneririm:

      a.    Bugünkü gibi malınız, mülkünüz ve servetiniz var,

      b.    Bazı kanallardan cebinize oluk oluk para pul akıyor,

      c.     Özgürce dilediğinizi yapıyor ve dilediğinize sövüyorsunuz,

      d.    Vahşi Batıdaki gibi, haydutlara dur diyecek devlet otoritesi yok,

      e.    Ama birtakım eşkıya, canınıza ve malınıza göz koymuş ve size saldırıyor,

      f.      Yaşama hakkınıza tecavüz edildiğinde ve tatlı canınız söz konusu olduğunda ne yaparsınız?

      g.    Tanrının size doğarken bağışladığı yaşama hakkınıza tecavüz eden eşkıyayı durduracak, can ve mal güvenliğinizi sağlayacak çareler aramaz mısınız?

Eminim ki, biran için de olsa duygudaşlık yaparak, önerdiğim gibi düşünemezsiniz. Çünkü

  1.    Sizin başınızın üzerinden kurşun geçmemiş,

  2.    Yakınınızda bomba patlamamış,

  3.    Mayına basmamışsınız,

  4.    Gecenin karanlığında kalleşçe pusuya düşürülerek, evladınız şehit edilmemiş,

  5.    Silahsız ve masum öğretmen kardeşiniz ve hemşire bacınız öldürülmemiş,

  6.    Belediye otobüsüne binip dershaneye gitmeye çalışan kızınız, Molotof kokteylleriyle yakılmamış,

  7.    Köyünüz basılıp, kundaktaki bebeklerinize bile kurşun sıkılmamış,

  8.    Bugünkü Cumhuriyetin yıkılarak İkinci Cumhuriyetin kurulmasını istediğiniz ve Türk Silahlı Kuvvetleri ile askeri aşağıladığınız, bölücülerin amaçları ile sizin amaçlarınız örtüştüğü için, bölücü eşkıya sizi hedef almamış ve tehdit etmemiş.

  9.    Belirtilen nedenlerden dolayı “güvenlikçi bakış açısı” sizi rahatsız eder.

Diğer taraftan ülkenin bölünmez bütünlüğü, milletin can ve mal güvenliği söz konusu olduğunda, tabii ki “güvenlik güçleri ön plana” çıkacaktır. Ama bu durum İkinci Cumhuriyetçilerin, bölücülerin ve teröristlerin işine gelmez. Sizler askerin elinin ve kolunun bağlanıp geri plana itilmesini, ağızlarına fermuar çekilmesini, kamuya gerçekleri anlatmamasını ve siyasilere öneride bulunmamasını ve kısaca taşların bağlanıp köpeklerin serbest kalmasını istiyorsunuz Hep kendinizin konuşmasını cümle âlemin susmasını arzuluyorsunuz. O televizyondan bu televizyona koşarak hep ön planda görünmek istiyorsunuz.

Size bir dost tavsiyesinde bulunayım. Aman dikkat edin, yandaşlığını yaptığınız çevrelere dokunacak bir sözü ( yanlışlıkla bile olsa) asla ağzınızdan kaçırmayın. Askerlere posta atan, cesur, anlı şanlı kahraman Önder Aytaç, yanlış bir laf ettiği için aforoz edildiğinde ve can derdine düştüğünde bak nasıl ağlıyor;

 “Onlarca tehdit mail’i geldi. Sokağımda bekleyen insanlar görüyorum. Eşimden ayrıyım. Çocuklarımı yurtdışına gönderdim. Polisevinde kalmaya başladım. Üç-dört polis sürekli yanımda. Aracımı kullanan arkadaşımın beline tabanca verildi. Bana, “Tabancanı boş gezdirme, karşına çıkan olursa gözünü kırpmadan vur” dediler. Kapımın önünde metalik gri bir otomobil gördüm. Bana olacak muhtemel bir şey, Emniyet, MİT ve askeriyenin ayıbıdır. Bu ayıbı Türkiye kaldıramaz. İngiltere’ye gidip bir yıl öğretim üyeliği yapabilirim.”

Sayın BAYRAMOĞLU,

      a.    Günde üç öğün askeri aşağılayan ve sizin gibi “güvenlikçi bakış açısını” yerden yere vuran kankanız,        görüyor musunuz nasıl birdenbire güvenlikçi bakış açısına dört elle sarılıyor.

      b.    Son tahlilde, nasıl askerlerden medet umuyor.

      c.     Faşistlikle suçladığı askerlerin aslında faşist olmadıklarını, esas faşistlerin düne kadar yandaşlığını yaptığı çevreler olduğunu nasıl anlıyor.

      d.    Teröre son vermenin, onları daha çok demokrasi ve özgürlüklere boğmaktan geçtiğini iddia eden demokrasi havarisi kankanız “tabancanı boş gezdirmeyip, karşına çıkan olursa gözünü kırpmadan vurabilecek” noktaya nasıl geliyor.

Askerlere yakıştırdığınız mantık şablonuna gelince:

BİRİNCİ MADDE OLARAK; “ En başarısız ve en kritik anda askeri açıdan başarılı olduklarını söylerlerdiyorsunuz;

     a.    Bu düpedüz yalan ve iftiradır. 2002 yılında, AKP’nin iktidarı “SIFIR TERÖRLE” teslim aldığını Devletin istatistikleri kanıtlıyor. Bunu sizde bal gibi biliyorsunuz. Ama açıkça ve metçe “ BÖLÜCÜ TERÖR YENİLDİ, TERÖRLE BİR YERE VARILAMAYACAĞI KANITLANDI, GELİN KAN DÖKMEKTEN VE İNSANLIK SUÇU İŞLEMEKTEN VAZGEÇİN, ELBİRLİĞİ İLE DEMOKRASİMİZİ GELİŞTİRELİM” diyemiyorsunuz. Diyemezsiniz. Yoksa bazı kanallardan gelen mamanız kesilir ve Önder Aytaç gibi can derdine düşersiniz.

      b.    Diğer taraftan teröristler; dünyanın en ahlaksız, en kuralsız ve en kalleşçe savaş şeklini benimsemişlerdir. Devletler birbirleriyle savaşırken, uluslar arası hukukun getirdiği savaş kurallarına uymak mecburiyetindedirler. Terörle mücadele eden asker de, hem iç hukukun dikte ettirdiği kısıtlayıcı kurallara ve hem de uluslar arası hukukun ortaya koyduğu sınırlamalara uymak mecburiyetindedir. Teröristin ise elini ve kolunu bağlayan hiçbir kural yoktur. O pusu kurar, gündüz külahlı gece silahlı olarak halkın içine karışır, mayın döşer, canının istediğini çeker alnından vurur, yaşlıyı ve genci, kadını ve bebeği öldürür, hiç ummadığın yer ve zamanda arkadan vurur. Böyle kuralsız ve ahlaksız bir tehditle mücadele ederken, doğal olarak pusuya da düşülür ve zayiatta verilir. Eğer, terörle mücadele eden yabancı ülke güvenlik güçlerinin verdikleri zayiat oranlarını dürüstçe inceleseydiniz, ortalama 1 teröriste karşılık 4 zayiat verdiklerini ve 1 teröristi ayakta tutabilmek için 7 yandaş gerektiğini bilirdiniz. Bu oran Türkiye’de ise tam tersinedir. Bu nedenle En başarısız ve en kritik anda askeri açıdan başarılı olduklarını söylerlerlafı ahlaka ve vicdana sığmayan bir yutturmacadır.

      c.     Diğer taraftan, askeri literatürde harbin hedefi  “HASIM MİLLETİN HARBE DEVAM AZİM VE İRADESİNİ KIRMAK” olarak tanımlanır. Teröristler de, mücadele ettikleri memleketin güvenlik güçlerini yenemeyeceklerini bilirler. Amaçları, korku ve şiddet ortamı yaratarak “HALKIN MÜCADELEYE DEVAM AZİM VE İRADESİNİ KIRMAKTIR.” Bunu yapabilmek için, psikolojik harp yöntemlerini de kullanırlar. Bu nedenle “ASKERLER BAŞARISIZ, 30 YILDIR MÜCADELE EDİLİYOR BİR SONUÇ ALABİLDİK Mİ, TERÖR ÖRGÜTÜYLE OTURUP KONUŞALIM. ONLARIN DA HAKLI OLDUKLARI HUSUSLAR VAR” diyerek milletin azim ve iradesini kıracak ve yandaşlara ise moral ve güç verece ajanlara ihtiyaçları vardır.

İKİNCİ MADDEDE İSE; “Yaşadıkları sıkıntıların nedeni olarak dağı değil kenti, örgütü değil siyaseti gösterirler.” Diyorsunuz;

     a.    Demek ki, yaşanan sıkıntıların nedeni;

                              I.            Askerlere göre; Siyaset ve Kent

                            II.            Size göre ise; Örgüt ve Dağ oluyor.

     b.    Allah aşkına, dağdaki teröristin sivrisinek ve bu haşaratı üreten bataklığın ise siyaset ve kent olduğuna, sizin dâhiyane aklınız basmıyor mu? Eğer siyaset, kentten dağa çıkışı durduracak önlemleri alamıyor veya almıyorsa asker ne yapsın?

      c.     Biran için sizin mantığınızın doğru olduğunu, bugün yaşadığımız sıkıntıların örgüt ve dağdan kaynaklandığını düşünelim. Dolayısıyla, meseleyi çözme sorumluluğunun askerlere ait olduğunu kabul edelim, O zaman adama sorarlar;

                                 I.  Yandaşlığını yaptığınız siyasiler, askerlerin kapsamlı bir sınır ötesi operasyon yapmasına neden izin vermiyorlar?

                                II.   Ağabey diye hitap ettikleri Barzani’nin; PKK’ya lojistik destek sağlamasını neden engellemiyorlar?

                              III.  Sizler, neden askeri operasyonlara karşı çıkıyorsunuz?

                               IV.  Allah aşkına dürüst olun. Hem siyasilerin sorumluluklarını askere yükleyeceksiniz, hem askerin elini kolunu bağlayacaksınız, hem bölücüleri okşayacaksınız ve hem de askeri suçlayacaksınız. Siz bu milleti enayi mi zannediyorsunuz?

ÜÇÜNCÜ MADDEDE İSE; “Siyaseti sorun olarak gösterdikleri anda Kürt partilerinin, demokrat seslerin susturulması ya da kısılmasının terörle mücadelede asıl mesele olduğunu söylerler…” diyorsunuz.

     a.    İsterseniz “Kürt partilerinin sözünü ettiğiniz demokrat seslerini” hep beraber bir daha hatırlayalım;

                                           I.  Kürtlerin en doğal hakkı, NİHAİ HEDEF OLARAK BİR KÜRT DEVLETİ’NİN KURULMASIDIR

                                          II.  “KÜRT PROBLEMİNİN GERÇEK VE TEK ÇÖZÜMÜ BİRLEŞİK BAĞIMSIZ KÜRDİSTANDIR. BAĞIMSIZLIKTAN ASLA VAZGEÇİLMEYECEKTİR.”

                                         III.  Bugün Kürdistan Ulusal Kurtuluş mücadelesinin önündeki temel engel güç, emperyalist sömürgeci TC Ordusudur

                                          IV.  “Kürdistan sınırını çizdik

                                           V.  Kürt sorununun çözümü sırasında PKK ve Abdullah Öcalan mutlaka muhatap alınmalıdır. DTP üzerinden PKK’nın tasfiyesine izin vermeyiz...”

                                         VI.  Kürt Halkının Mücadelesinden Vazgeçeceğini Sanıyorlarsa Avuçlarını Yalarlar.”

                                        VII.  Bu ülkede savaş var, adını koyalım terör değil.”

                                      VIII.  Artık bu savaş sadece Kürdistan’da olmayacak.”

                                          IX.  Tabanımız dağa gidin diyor.”

      b.    Gördünüz mü  Kürt partilerinin sözünü ettiğiniz demokrat seslerini.”

      c.      Ayrıca, medyada sizin gibi yandaşların da bıkmadan usanmadan tekrarladıkları psikolojik harp söylemlerini de hatırlayalım. Söyleyemediğiniz söz, çarpıtmadığınız gerçek, etmediğiniz hakaret ve aşağılama mı kaldı ki sesinizin kısılmak istendiğinden bahsedebiliyorsunuz.

 DÖRDÜNCÜ MADDEDE DE; “Sorunun diğer bir ayağının yurt dışında olduğunu ifade eder, PKK’yı koruyan ülkelere, kişilere meydan okunmasını talep ederler...” diyorsunuz.

     a.    Yalan mı? PKK’nın Avrupa’da örgütlenmesi yok mu?

      b.    Avrupa’da haraç toplamıyor mu? Uyuşturucu ve insan kaçakçılığı yapmıyor mu?

      c.     Bir zamanlar Suriye korumadı mı?

      d.    Suriye’den çıkarıldıktan sonra, Bebek katili İtalya’da, Yunanistan’da Ve Rusya’da misafir edilerek arka çıkılmadı mı?

      e.    Bugün Barzani tarafından lojistik destek sağlanmıyor mu?

      f.      PKK’nın kasası Avrupa’da değil mi?

      g.    PKK’yı koruyan ülkelerin başında Irak ve Bölgesel Kürt yönetimi geliyor. Koruyan kişilerin başında ise BARZANİ bulunuyor. Siz “ askerler PKK’yı koruyan ülkelere ve kişilere meydan okunmasını talep ederler” derken, aslında Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimine ve ağabeyiniz Barzani’ye (tıpkı Suriye’ye yapıldığı gibi) YETER ARTIK denmesini istemiyorsunuz.

SON OLARAK İSE; “Askeri aklın; Kürt sorununun sosyolojik derinliğine ermediğini” söylüyorsunuz.

Sayın Ali BAYRAMOĞLU, lütfen aşağıdaki yazıyı okuyunuz ve ek olarak sunulan belgeleri açıp inceleyiniz. Sözünü ettiğiniz KÜRT SORUNUNUN SOSYOLOJİK DERİNLİĞİ bunlar ise ve siz bunları bilerek savunuyorsanız, açıkça söyleyeyim siz bir vatan hainisiniz. Eğer bunları bilmeden ahkâm kesiyorsanız siz bir kara cahilsiniz veya bu çevrelerden nemalanıyorsunuz diye düşünüyorum. Yazıyı ve Ekini okuduktan sonra kendinizi, varsa vicdanınız istediği yere konuşlandırsın.

 ABD merkezli “Kuzey Amerika Ulusal Kürt Kongresi” isimli bir kuruluşun, 20 yıllık toplantı tutanaklarının bazı yerlerini tercüme ettim. Söz konusu tutanakların Türkiye’yi ilgilendiren bölümlerini, kaynakçalarını da belirtmek suretiyle ve YORUMSUZ olarak sunuyorum. Tutanaklarda açıkça:

     a.    Birleşme yönünde atılması gereken ilk adım, Kürdistan’ı işgal eden güçlerin KİMLİĞİMİZİN TANINMASI yönünde yarattığı engelleri ve yeniden birleşmemiz karşısında oluşturdukları bloğu aşmanın bir yolunu bulmaktır.

      b.    Kürdistan’ın farklı bölgelerinde, KENDİ KADERİNİ TAYİN (SELF DETERMINATION) HAKKIMIZI ELDE EDEBİLMEK için farklı stratejiler gerekir.

      c.     Bölünmüş Kürdistan’ın her bir bölgesindeki Kürt halkının özelliklerine ve Kürt hareketinin olgunlaşmasına uygun değişik seçenekleri ve senaryoları akılda tutmak gerekir

      d.    …Bir bölgede tam bağımsız ulusal Kürt Devleti kurarken, diğer parçada ise bölgenin merkezi hükümetiyle FEDERAL BİR KÜRT DEVLETİ oluşturmanın daha mantıklı olacağı düşünülebilir. Halen bazı bölgelerde bu mümkün olmayabilir, fakat OTONOMİ sağlanabilir. Bu nedenle, kendi kaderini tayin (self- determination) hakkının elde edilmesi ve tekrar bileşilmesi, her bölgede kazanılacak ÖZERKLİĞİN derecesine bağlıdır. Belki de, 4 federal Kürt Devleti veya 4 bağımsız ulus devlet veya yapılacak bölgesel bir anlaşmayla ABD gibi BİRLEŞİK BAĞIMSIZ KÜRDİSTAN oluşturulabilir.”

      e.    KÜRTLERİN ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİNİN TERÖRİZM OLARAK ADLANDIRILAMAZ. PKK TERÖR LİSTELERİNDEN ÇIKARILMALIDIR,

      f.      TÜRKİYE’DE KEMALİST REJİM YIKILMADAN BAĞIMSIZLIK KAZANAMAYIZ. BU NEDENLE KEMALİST HAREKETİ YOK ETMEK İÇİN BİLİMSEL PROJELER BAŞLATTIK.

      g.    AMACIMIZA ULAŞMAK İÇİN İSLAMİ CEMAAT VE ORGANİZASYONLARLA İŞBİRLİĞİ YAPIYORUZ,

      h.    KÜRT PROBLEMİNİN GERÇEK VE TEK ÇÖZÜMÜ BİRLEŞİK BAĞIMSIZ KÜRDİSTANDIR. BAĞIMSIZLIKTAN ASLA VAZGEÇİLMEYECEKTİR. DİYORLAR.

     I. Israrla ve büyük bir kararlılıkla ilan edilen yukarıdaki istekler özetlendiğinde;

                              I.  Öncelikle Kürt kimliğinin tanınması sağlanacak,

                             II.  İlk aşamada en azından bir özerklik kazanılacak,

                           III.  Zamanla bu kazanımlar federasyona dönüştürülecek,

                             IV.  Kendi kaderini tayin ( self- determination ) hakkı elde edilecek,

                               V.  Şartlar uygun olduğunda her bölgede bağımsız Kürt Ulus Devletleri ilan edilecek,

                             VI.  Sonunda ABD gibi BİRLEŞİK BAĞIMSIZ KÜRDİSTAN kurulacaktır.

 Nitekim yukarıda belirtilen adımlara uygun olarak, KNC’NİN 4–5 Ağustos 1990 tarihinde yaptığı 3ncü yıllık toplantısının sonunda Türkiye’ye açıkça şu çağrıda bulunmaktadır:

     a.    Türkiye, Kürt kimliğini tanımalıdır. (Hâlihazırda tanındı)

     b.    Kürtçe yayınlara izin verilmelidir. ( İzin verildi)

     c.     Kürt dili yasallaştırılmalı ve okullarda öğretilmelidir.(Okullar hariç yasallaştı)

     d.    PKK dâhil Kürt Siyasi Partileri tanınmalıdır. (PKK hariç tanındı)

     e.    Türkiye’deki Kürdistan’ın bütün parçalarında gerçekten özerk bir Kürt Hükümeti kurulmalıdır.” (Zaten, bölgedeki yerel yönetimleri kazandılar)

PEKİYİ, GERİYE NE KALDI? GERİYE ÖZERKLİĞİN RESMEN TANINMASI, FEDERASYON VE TAM BAĞIMSIZ KÜRT DEVLETİ’NİN İLANI KALDI. BUNUN İÇİN ŞU YOL HARİTASINI HAZIRLADILAR.

BAĞIMSIZLIĞA GİREN YOL HARİTASI:

KUZEY AMERİKA KÜRT ULUSAL KONGRESİ (KNC) ,10- Kasım 2005 tarihinde, Kuzey Irak’taki Salahaddin Üniversitesi’nde ve 13 Kasım 2005 günü ise Süleymaniye Üniversitesi’nde “KÜRT BAĞIMSIZLIĞI” konulu özel birer konferans düzenledi. Bu konferansların sonunda “BAĞIMSIZLIĞA GİDEN YOL HARİTASI” adı altında stratejik bir plan hazırlandı. Bu yol haritası aynen şöyle:

“ Kürtlerin en doğal hakkı, NİHAİ HEDEF OLARAK BİR KÜRT DEVLETİ’NİN KURULMASIDIR. Bunun için birleşik bir stratejiyi açıkça ve kesinlikle ilan etmek gerekir. Bu sonuca ulaşabilmek için aşağıdaki hususlar dikkate alınmalı ve incelenmelidir;

   1.    Farklı görüşlerdeki Kürt halkını, siyasi partilerini ve sosyo-politik güçleri bir araya getirip, bağımsızlığı sağlayacak ortak bir ajanda ve ulusal strateji etrafında birleştirmek ve koordine etmek gereklidir.

   2.    Bağımsızlık için, birleşik bir ortak ulusal stratejinin geliştirilmesi sorumluluğu Kürt halkının kendisine aittir.

   3.    Kürdistan’ın tüm parçalarındaki (Türkiye, Irak, İran ve Suriye’deki) Kürt siyasi partileri, ortak bir strateji ve gündemle, BAĞIMSIZLIK YOLUNDAKİ ÇABALARINI koordine etmeleri gerekir.

   4.    Uluslar arası toplumla ve özellikle Avrupa Birliği (AB) ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile karşılıklı saygı ve menfaat paylaşımına dayalı ilişkiler kurulmalıdır.

   5.    Güney Kürdistan Bölgesel Hükümeti; komşu ülkelerle, karşılıklı saygı ve müdahale etmeme temeline dayalı olarak ilişkilerini geliştirmelidir.

   6.    Bölgedeki etnik ve dini gruplarla; ortak değerlere, tarih ve kültüre dayalı olarak barış içinde bir arada yaşamaya yönelik ilişkilere öncelik verilmelidir.

   7.    Türkiye’nin Avrupa Birliğine (AB) üyeliği Türkiye’ye demokrasi getiriyor. Bu durum Kuzeydeki (Güneydoğu Anadolu’daki) Kürtlere bir Kürt Parlamentosu kurma ve AB içinde bir Kürt Bloğu oluşturma imkânı sağlar. Böyle bir bloktan Kürt bağımsızlığına destek almak mümkün olacaktır. Bu nedenle Kürtler, Türkiye’nin Avrupa Birliğine üyeliğini desteklemelidir.

   8.    Kürt bağımsızlığı bu bölgeye refah getirir ve küresel ekonomiyi güçlendiren canlı bir ekonomi oluşturur.

   9.    Kürt halkının gerçek isteği olan güneyde bağımsız bir Kürdistan kurulması için, referandum yapılması amacıyla, Kürtler tarafından Birleşmiş Milletlerde lobi yapılmalıdır.

   10.  Kürtler, Güneyde Kurulacak Federal Kürt Devletinin korunmasının uluslar arası garantiye alınması için, uluslar arası toplumu etkileme imkânı aramalıdır.

   11.   Uluslar arası toplum tarafından korunan bağımsız bir Kürdistan’ın kurulması, gelecekte Kürt halkının soykırıma veya ağır insan hakları ihlallerine uğramasını önleyecektir.

   12.  Bağımsız bir Kürdistan, teröre karşı mücadelede uluslar arası topluma katılacaktır.”  Diyorlar.

 DEMOKRASİ VE ÖZGÜRLÜKLERİN SADECE BİR ETNİK GRUBUN DEĞİL, HİÇBİR ETNİK VE DİNSEL AYRIM YAPMADAN TÜM MİLLETİMİZİN HAKKI OLDUĞUNA İNANIYORUM. TÜRK-KÜRT KARDEŞLİĞİNİN PEKİŞTİRİLMESİ GEREKTİĞİNİ DÜŞÜNÜYORUM. ÜLKESİ VE MİLLETİYLE BÖLÜNMEZ BÜTÜNLÜĞÜMÜZÜN KORUNMASININ TORUNLARIMIZIN GELECEĞİ İÇİN DAHA HAYIRLI OLACAĞINA, KİMDEN VE NEREDEN GELİRSE GELSİN YASADIŞI DAVRANANLARA HUKUKİ YOLLARDAN HESAP SORULMASI GEREKTİĞİNE İNANAN BİR KİŞİ OLARAK, ŞİMDİ AKLINIZA, MANTIĞINIZA VE VİCDANLARINIZA SORUYORUM:

  1.Kürt Sorunu olarak isimlendirilen meselenin aslı “DEMOKRATİKLEŞME” sorunu mudur, yoksa “ETNİK BÖLÜCÜLÜK” sorunu mudur?

  2. “DEMOKRATİK AÇILIM” adı altında, bölücülere daha fazla taviz verildiği zaman, Kürt diasporası ve PKK’nın  “ASLA VAZGEÇMEYECEĞİZ” dedikleri yukarıdaki taleplerinden vazgeçeceklerine ve dağdan inip silahlarını teslim edeceklerine inanıyor musunuz?

  3. Habur’dan gelen teröristlerin kahramanlar gibi karşılanmasını, ayaklarına seyyar mahkeme gönderilmesini ve pişman olmadıkları halde pişmanlık yasasından yararlandırılıp tahliye edilmelerini “DEMOKRATİK AÇILIMIN GEREĞİ” olarak görüyor musunuz?

  4. Terörle mücadele etmiş emekli subayların, halen mücadele etmekte olan kahramanların, PKK eskileri gizli tanık yapılarak ve onların sözde ihbarlarına itibar edilerek “TERÖRİST DAMGASI VURULUP” tutuklanmalarını “DEMOKRATİK AÇILIMIN” neresine oturtuyorsunuz.

  5. Terörle mücadele eden bir Ordunun komutanının ve muvazzaf 28 generalinin ayni anda gözaltına alınmaya çalışılmasını ve Türk Silahlı Kuvvetlerine adeta terör örgütü muamelesi yapılmasını içinize sindirebiliyor musunuz?

LÜTFEN YORUMSUZ SUNDUĞUM EK’DEKİ BELGE ALINTILARINI AÇIP OKUYUNUZ. EĞER KALEMİNİZİ VE VİCDANINIZI SATMADIYSANIZ, BU MİLLETİ BÖLMEYİNİZ, GERÇEKLER KONUSUNDA HALKI AYDINLATINIZ. DEMOKRASİ VE ÖZGÜRLÜKLERİN İSTİSMAR EDİLEREK BÖLÜÇÜLERİN DEĞİRMENİNE SU TAŞIMAYINIZ. HASİS MENFAATLER İÇİN ÜLKENİZİN, MİLLETİNİZİN, EVLATLARINIZIN VE TORUNLARINIZIN GELECEĞİNİ SATMAYINIZ. SÖZKONUSU BELGELERİN ORİJİNALLERİNİ GÖRMEK İSTEYENLERE E-POSTA İLE GÖNDEREBİLİRİM.

SAYGILARIMLA.

HİKMET YAVAŞ  ( İZMİR) hikmetyavas@gmail.com

Reklamlar

Yorum Yapın »

Henüz yorum yapılmamış.

RSS feed for comments on this post. TrackBack URI

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: