hikmetyavas

Mart 20, 2011

SÜTTEN ÇIKMIŞ AK KAŞIK MÜBAREKLER

Filed under: Köşe Yazılarım ( Denemeler ) — hikmetyavas @ 10:09 am

SÜTTEN ÇIKMIŞ AK KAŞIK MÜBAREKLER

(Ahlaksız siyasetçi, namussuz bürokrat ve hırsız işadamının ödemesi gereken bedelleri, müdahaleler sonrası hep asker ödemiştir)

 

İleri demokrasi adı altında “Böl, parçala, kandır, korkut ve yönet” stratejisini uyguluyorlar.

Ağızlarını açar açmaz, bıkmadan ve usanmadan; “ Kürtlerden başlayarak, düzinelerce kimlik sayıp sonunda hepimiz kardeşiz” diyorlar. Böylece, halkımızı ortak kimlik ve değerler etrafında birleştirmek yerine, etnik kimlikler etrafında ayrıştırıyorlar. Ama en birleştirici ve vatansever kendileriymiş ayaklarına yatıyorlar.

Ağızlarını açar açmaz, bıkmadan ve usanmadan; “İslam dinini sadece Allaha özgüleyerek uygulamak yerine, dinin merkezine tarikat şeyhlerini ve cemaat hoca efendisini koyarak, dinden ve imandan söz ediyorlar ve diğer mezhepler ile tarikatlara ve Aleviliğe olumsuz göndermeler yapıyorlar.” Böylece, halkımızı din, mezhep ve tarikatlar etrafında ayrıştırıyorlar. Ama en dindar kendileriymiş ayaklarına yatıyorlar.

Camilerde, kahvelerde ve meclislerde, bıkmadan ve usanmadan; “Ağızlarını Allah adıyla eğip bükerek, holdingler kurup size haram faiz yerine kâr payı vereceğiz veya fakire fukaraya yardım edeceğiz deyip, para topluyorlar.” Böylece halkımızı “Allah adıyla kandırarak” toplanan paraları cebe atıyorlar. Ama en namuslu kendileriymiş ayaklarına yatıyorlar.

Ağızlarını açar açmaz, bıkmadan ve usanmadan; “Asker darbe yapacaktı biz önledik, hesap soruyoruz, sakın bizi iktidardan uzaklaştırmayın yoksa darbe olur diyerek halkı askeri darbelerle korkutmaya ve işlerine gelmeyen herkese darbeci damgası vurmaya ve tutuklatmaya çalışıyorlar.Ama en özgürlükçü ve en demokrat kendileriymiş ayaklarına yatıyorlar.

Onların söylediklerine bakarsanız “Ülkemizde bitmez tükenmez bir darbe hazırlığı var. Türk Ordusu her an darbe yapabilir ” diyorlar. Öyle bitmez tükenmez ki; iktidarıyla, yandaş medyasıyla ve akademisyenleriyle darbe korkusu pompalıyorlar. Özellikle seçim zamanları darbeyle yatıp darbeyle kalkıyorlar. Öyle ki; darbe iddiaları akıl, mantık, ahlak ve vicdan sınırlarını aştı ve Türk Ordusu’nun tamamını itham eder hale geldi.  Örneğin:

a.     Gazeteci mi, yabancı gizli servis ajanı mı veya haham mı, ne olduğu belli olmayan Tuncay Güney isimli birisi, araba dolandırıcılığı nedeniyle gözaltına alındığı zaman (kendi deyimiyle işkence altında) verdiği yalan yanlış ifadeler ve hiçbir kanıt değeri taşımayan kâğıt tomarları nedeniyle açılan davaların odağına Türk Ordusu oturtuldu. Söz konusu yalan yanlış ifadeleri veren Tuncay Güney; daha sonra Kanada’ya kaçtı ve haham kılığına girdi.

 

b.     Milletvekillerinin oturduğu sokakta sivil giyinmiş olarak dolaşan iki subay, Başbakan Yardımcısına suikast yapacaklardı iddiasıyla tutuklandı. Düzmece bu iddiaya dayanarak, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin en gizli harekât plânlarının bulunduğu “Kozmik Oda” arandı.

 

c.       İçinde suikastçılar var iddiasıyla sokaktaki bir askeri aracı durdurdular, ama aracın içinde bir şoför ile aşçının bulunduğu erzak arabası olduğu ortaya çıktı.

 

d.     Eski PKK itirafçılarının ve gizli tanıkların ifadeleri ile imzasız ihbar mektupları ve polisin sehven yapıldı dediği sahte delillere dayanarak, canını ortaya koyup terörle mücadele etmiş pek çok asker, terör örgütü üyesi olmakla itham edildiler. Bazı subaylar, böyle bir ithamı onurlarına yediremeyerek intihar bile ettiler.

Öyle anlaşılıyor ki; hasbelkader ellerine geçirdikleri iktidar gücünü ve bu güce dayanarak nemalandıkları yolsuzluk düzenini sürdürebilmek için sihirli bir formül buldular. O formül; “Halkı etnik ve dini bakımdan ayrıştırarak kutuplaştır, bölüp parçaladığın bu halkı Allah adıyla kandır, sonra darbe olacak iddialarıyla bu halkı korkut, sırası geldiğinde mağdur ve mazlum rolleri oyna, yeri geldiğinde ise darbeleri önleyen bıçkın delikanlı ayaklarına yat” işte durmadan çiğnedikleri sakız budur.

         Kardeşim, Türk Ordusu bu milletin can ve mal güvenliğini sağlamak için canla başla terörle mücadele ediyor, nerden uyduruyorsunuz bu darbe laflarını” dediğiniz zaman,

 

         Ama 2004 yılında darbe planları hazırlamışlar ve hatta plan tatbikatı adı altında provalar yapmışlar, cami bombalayacaklarmış ve kendi uçağımızı düşürüp Yunanistan’ın üzerine atacaklarmış ve toprak altına birçok silah gömmüşler ” diyorlar.

 

         Kardeşim, darbe yapacaklarmış diye itham ettiğiniz kişilerin içinde; zamanın 1nci Ordu Komutanı, Jandarma Genel Komutanı, Deniz Kuvvetleri Komutanı ve Hava Kuvvetleri Komutanı ile birçok general ve subay var. Nerdeyse Silahlı Kuvvetlerin tamamı emirleri altındaydı. Toprağa silah gömmeye gerek yok, zaten cephaneliklerin anahtarları ellerindeydi.

 

Bu kadar büyük güç ve imkân ellerinde varken darbe yapmışlar mı?

 

 Hayır.

 

Tankları sokağa çıkarıp fiilen darbeye teşebbüs etmişler mi?

 

 Hayır.

 

Demek ki, böyle bir niyetleri yokmuş.

 

 Ayrıca, Ortaokul çocuğu bile, yüzlerce kişi önünde darbe provaları yapılmayacağını bilir.

 

Diğer taraftan, cami bombalayıp kendi uçağımızı düşürerek darbe yapılamayacağını herkes bilir.

 

Darbe yapmamışlar ama plan yapmışlar dediğiniz komutanlar çoktan emekli olmuş, aradan 7 yıl geçmiş ve hepsi 70 yaşını aşmış kişilerin şimdi darbe yapabileceğine gerçekten inanıyor musunuz?” dediğiniz zaman,

 

         Evet, ama hiç belli olmaz, bu ordunun geçmişte darbe yapmak gibi sabıkaları var” diyerek sözü 27 Mayıs 1960 ve 12 Eylül 1980 Askeri müdahalesine getiriyorlar ve çektikleri acıları ballandırarak sayıp dökmeye başlıyorlar.

27 Mayısta 1960’da doğanlar, bugün 51 yaşındalar. 12 Eylül 1980’de doğanlar ise, bugün 31 yaşındalar. Bunların hiçbirisi 27 Mayıs veya 12 Eylül öncesi Türkiye’nin içinde bulunduğu durumu ve nelerin yaşandığını bilmiyorlar.

Dikkat ederseniz, televizyonları fırıldak gibi dolaşarak “darbe korkusu” pompalayan ekran kuşları ile darbe sömürüsü yapan siyasiler, 27 Mayıs veya 12 Eylül öncesi Türkiye’nin içinde bulunduğu durumdan ve yaşananlardan hiç bahsetmiyorlar. Bahsetmek işlerine gelmiyor.

a.     Çünkü bahsederlerse; Ahlaksız siyasetçi, namussuz bürokrat ve hırsız işadamının elbirliği içinde ülkeyi nasıl soyup soğana çevirdikleri, kendi servetlerine servet katarken halkı nasıl yoksullaştırdıkları ortaya çıkacaktır.

 

b.     Çünkü bahsederlerse; iktidarda kalabilmek için halkı nasıl bölüp parçalayarak birbirlerine düşman ettikleri ve ortalığı nasıl kan gölüne çevirdikleri ortaya çıkacaktır.

 

c.      Çünkü bahsederlerse;  Ahlaksız siyasetçi, namussuz bürokrat ve hırsız işadamları ile o soygun düzeninden nemalananların ülkeyi uçurumun kenarına nasıl getirdikleri ve halkın son çare olarak “ askerler nerede, gelin kurtarın bizi” feryatlarına sebep oldukları ortaya çıkacaktır.

 

d.     Çünkü bahsederlerse;  Askere müdahaleden başka çare bırakmayan ahlaksız siyasetçi, namussuz bürokrat ve hırsız işadamlarının siyasi, ekonomik ve sosyal sorumluluklarının, müdahaleyi yapan askerlerden çok daha fazla olduğu ve yargılanmaları gerektiği ortaya çıkacaktır.

 

e.     Çünkü bahsederlerse; ileri demokrasiye geçiyoruz maskesi altında demokrasiyi katlettikleri ve sivil darbenin altyapısını oluşturdukları ortaya çıkacaktır.    

 

f.       Çünkü bahsederlerse; askerlerin iktidara yapışıp kalmak ve iktidardan nemalanmak gibi bir heveslerinin olmadığı, soygun düzenine son verip, halkın can ve mal güvenliğini sağladıktan sonra en kısa zamanda iktidarı sivillere terk ettikleri ortaya çıkacaktır.

 Gazetelerin arşivlerine girip askeri müdahaleden önceki günlerde, ülkemizin ne halde olduğuna ve nelerin yaşandığına bakarsanız şunları göreceksiniz:

1.     27 Mayıs 1960 Askeri müdahalesinden önce, Demokrat Parti’nin iktidarda olduğu Adnan Menderes hükümetleri döneminde:

 

a.     1951 yılında, Türkiye ile hiç ilgisi olmadığı halde, Kore Savaşına asker gönderildi ve bin civarında Mehmetçik Kore’de şehit düştü.

 

b.      İktidardaki Demokrat Parti, 1953 yılında bir kanun çıkararak, muhalefetteki CHP’nin bütün mallarına el koydu.

 

c.      Demokrat Parti taraftarları “Vatan Cephesi” adı altında örgütlendirildi ve devlet radyosundan sürekli yapılan propagandalarla halk cephelere ayrıştırıldı. Bu kutuplaştırma ve cepheleştirme propagandaları sonucunda, ayni köy ve mahallede oturan insanlar kahvelerini ve camilerini bile ayırdılar.

 

d.     1955’te Başbakan Menderes, DP Meclis grubunda arkadaşlarına;  Siz öyle güçlüsünüz ki, şu anda isterseniz Anayasayı bile değiştirebilir, hilafeti bile getirebilirsiniz ” diye seslendi.

 

e.     6-7 Eylül 1955 günleri; başta İstanbul, İzmir ve Adalardaki Rumlara ve diğer Müslüman olmayan azınlıklara karşı bir linç ve talan kampanyası başlatıldı. Ölen ve yaralananlar oldu. Devletin kolluk kuvvetleri önceden haberli olmasına rağmen olaylara yeterince müdahale etmedi.

 

f.       1956 Yılında çıkarılan kanunlarla, basın ve üniversiteler tamamen baskı altına alındı.

 

g.     Hüseyin Cahit Yalçın, Bedii Faik, Metin Toker, Nahit Berker, Ahmet Emin Yalman gibi muhalif yazarlar ile Cemal Sağlam, Cüneyt Arcayürek, Ülkü Arman, Beyhan Cenkçi, Kurtul Altuğ, Cemalettin Ünlü, Yusuf Ziya Ademhan ve Tarık Halulu gibi yazı işleri müdürleri hapse atıldı. Sadece 1954-1958 yılları arasında toplam 238 gazeteci hapis yattı.

 

h.     Demokrat Partiye Oy vermedikleri ve muhalif milletvekili Osman Bölükbaşı’nı seçtikleri için, Kırşehir  İL olmaktan çıkarılıp  İLÇE” yapılarak cezalandırıldı.

 

i.       Yargıyı kontrol altına alabilmek için; “ Hükümetin istediği kişiyi hiçbir gerekçe göstermeden emekliye sevk etmesine izin veren bir kanun değişikliği yapıldı” ve Yargıtay Başkanı dâhil 23 yüksek yargıç ayni anda emekli edildi.

 

j.       Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu değiştirilerek, muhalefetin sokakta gösteri yürüyüşü yapması ve miting düzenlemesi yasaklandı. CHP Genel Sekreteri Kasım Gülek, gittiği Rize’de çarşı esnafının elini sıktığı için, bu kanuna dayanarak 6 ay hapsedildi.

 

k.     CHP’nin kendi Genel Başkanları onuruna vereceği yemek bile yasaklandı.

 

l.       Muhalif Milletvekili Osman Bölükbaşı, meclis kürsüsünde yaptığı bir eleştiri nedeniyle, dokunulmazlığı olmasına rağmen tutuklanıp hapse atıldı.

 

m.  Tahkikat Komisyonu” adı altında 15 Demokrat Parti Milletvekilinden oluşan bir komisyon kuruldu. Bu komisyona hem suçlama, hem yargılama ve hem de cezalandırma ( yani tam bir sivil diktatörlük) yetkisi verildi. Bu komisyon, 5 kişiden fazla yan yana yürümeyi bile yasakladı. Böylece; demokrasi tamamen ortadan kaldırıldı ve sivil diktatörlük iyice güçlendirildi.

 

n.     1951-1960 Yılları arasında 43 kişi idam edildi.

 

o.     28 ve 29 Nisan 1960 günleri, Ankara ve İstanbul’da çıkan öğrenci olayları, şiddetle bastırıldı. İstanbul’da 40 öğrenci yaralandı ve bir öğrenci polis kurşunuyla öldürüldü. Bu olaylar 5 Mayısta doruk noktasına ulaştı.

 

p.     Olayların şiddetlenmesi ve siyasal iktidarın demokrasiyi rafa kaldırılan uygulamaları sonucunda, 27 Mayıs 1960 günü Türk Silahlı Kuvvetleri yönetime el koymak mecburiyetinde kaldı.

 

q.     Öncelikle, halkın can ve mal güvenliği sağlandı,6 Ocak 1961’de Kurucu Meclis oluşturuldu ve bu meclis tarafından hazırlanan son derece demokratik bir anayasa 9 Temmuz 1961’de halkoyuna sunuldu ve 15 Ekin 1961’de yapılan seçimler neticesinde Türk Ordusu, Ülke yönetimini sivillere teslim etti. Görüldüğü gibi, Türk Silahlı Kuvvetleri iktidarda kalma hevesi içine girmedi ve 17 ay içinde ülke yönetimini sivillere terk etti.

 

2.     12 Eylül 1980 Öncesi dönemde ise memleketin içinde bulunduğu durum ve yaşananlar şöyleydi:

 

a.      Siyasilerin ideolojik şartlandırılmaları sonucunda gençlik, sağcı ve solcu olmak üzere düşman kamplara bölündü. Özellikle, bazı partilerin gençlik kolları birbirlerine karşı kışkırtıldı ve birbirlerini kırmaya başladılar.

 

b.     İç güvenliği sağlamakla yükümlü Emniyet Teşkilatı “POL-DER” ve “POL-BİR” adı altında ikiye bölündü. Terörle mücadele edeceklerine birbirlerini yediler. “POL-DER”  adam öldüren katili görmezden gelirken, “POL-BİR” bunun tam tersini yapıyordu.

 

c.      Ülkede şehir merkezlerinde güpegündüz ortalama 30-40 kişi öldürülüyordu. 12 Eylül Askeri müdahalesine kadar yaklaşık 6 bin kişi öldürüldü ve bir o kadarı da yaralandı.

 

d.     Memleketin şehir ve kasabalarında “Kurtarılmış Bölgeler” oluşturuldu. Bu bölgelere değil karşıt görüşlüler, polis bile giremiyordu.

 

e.     Ülkede kan gövdeyi götürürken, siyasiler birbirleriyle kavga ediyor ve aylarca Cumhurbaşkanını seçemiyordu.

 

f.       Ekonomik bakımdan dış ticaret açığı arttı ve döviz darboğazı başladı, ülke “70 sente muhtaç hale geldi.”

 

g.     Ülkede işsizlik arttı, kıtlık ve karaborsa başladı. Fabrikalarda üretim durdu.

 

h.      Bedrettin Cömert, Abdi İpekçi, Cavit Orhan Tütengil, Gün Sazak, Nihat Erim ve Kemal Türkler gibi 16 aydın, politikacı, sendikacı ve eski başbakan öldürüldü.

 

i.       Solcuların hâkim olduğu bazı kasabalarda devletin kanunları işlemiyordu. Buralarda vatandaşlar, sorunlarını “ Mahalle Komitelerine” ve “Halk Mahkemelerine” bildiriyordu.

 

j.       Sağcılar ise, “Kudüs’ü kurtarma mitingi” düzenliyordu. Bu mitinge yaklaşık 100 bin kişi katılıyor ve “ Şeriat gelecek vahşet bitecek, dinsiz devlet yıkılacak” gibi sloganlar atılıyor ve miting sırasında okunan İstiklal Marşı, topluluk tarafından yuhalanıyordu.

 

k.     Malatya’da 17 Nisan 1978 akşamı karşıt gruplar arasında başlayan saldırı ve silahlı çatışma, 20 Nisan akşamına kadar sürdü. Ancak üç gün içinde denetim altına alınabildi. Bu süre içinde 8 kişi öldü. 20’si ağır olmak üzere 100 kişi yaralandı. Toplam 960 işyeri ve konut tahrip edildi.

 

l.       Kahramanmaraş’ta 21-25 Aralık 1978 tarihleri arasında meydana gelen olaylarda, dini istismar eden bazı gruplar ” Müslüman Türkiye Allah için savaşa ” sloganlarıyla cihad çağrıları yaparak halkı kışkırttılar. Galeyana gelen insanlar alevi mahallesi ve iş yerleri ile sol parti ve derneklere saldırdılar. Resmi verilere göre; 111 kişi öldü, 176 kişi yaralandı, 210 ev ve 70 işyeri tahrip edildi.

 

m.  4 Temmuz 1980’de Çorum’da; sağ-sol ayrımı ve mezhep çatışması temelinde meydana gelen kanlı olaylar neticesinde, resmi kaynaklara göre 58 sol görüşlü ve alevi yurttaş öldü ve yüzlercesi yaralandı. TRT’nin “Çorum’da Alâeddin Cami’sine patlayıcı madde atılması ve dışarıdan ateş açılması ile olaylar başladı” haberini sürekli tekrarlaması olayları iyice körükledi.

 

n.     Ülke kan gölünde yüzerken; bazı siyasiler, bürokratlar ve işadamları işbirliği içinde devlet bankalarının içini boşalttılar. Hayali ihracatlar yoluyla devletten astronomik vergi iadeleri aldılar. Milletvekili pazarları kurdular ve rüşvet karşılığı milletvekili transferleri yaptılar. Halkı yoksullaştırırken kendi akrabalarını ve yandaşlarını zengin ettiler.

 

o.     Anne ve babalar, sabahleyin okula gönderdikleri çocuklarının sağ salim eve dönüp dönemeyeceği korkusuna kapıldı. Ev kadınları, işe gönderdikleri kocalarının kör bir kurşunun hedefi olabileceği endişesine düştü. Halk “Ordu nerede, ne bekliyorsunuz” diye feryat ediyordu.

 

p.     Buna karşılık siyasiler, yarattıkları yolsuzluk düzenini 3 gün daha sürdürebilmek için, milletvekili pazarında açık arttırma usulü rüşvetle vekil satın alıyorlardı. Bürokratların namussuzları ile hırsız işadamları ve siyasilerin yakınları ise, yangından mal kaçırırcasına milleti daha çok soymanın telaşını yaşıyorlardı. Bugün televizyon ekranlarını fırıldak gibi dolaşarak askere en fazla küfreden ve intikam almaya çalışan kesim, asker tarafından yem boruları kesilen işte bunlardır.

 

q.     Türk Silahlı Kuvvetleri, 12 Eylül 1980 günü, nihayet yönetime el koydu. Danışma Meclisi oluşturdu ve bu meclis tarafından hazırlanan 1982 Anayasası referanduma sunuldu. 6 Kasım 1983 tarihinde yapılan genel seçim sonucunda, ülkenin yönetimi tekrar sivillere teslim edildi. Görüldüğü gibi, Türk Silahlı Kuvvetleri iktidarda kalma hevesi içine girmedi ve 3 yıl içinde ülke yönetimini sivillere terk etti.

Sonuç olarak:

1.     Televizyon ekranlarında “ Türk Silahlı Kuvvetleri’ne küfrederek askeri darbelerin kötülüklerini ballandırarak anlatanlar eğer biraz ahlaktan, namustan ve vicdandan nasiplenmişlerse; bazı ahlaksız siyasetçiler, namussuz bürokratlar ve hırsız işadamları ile cemaat ve tarikatların, askeri müdahaleler öncesi ülkemizi ne hale getirdiklerini de anlatmaları gerekir.

 

2.     Televizyon ekranlarında Askere küfür ve hakaret ederek, sözüm ona demokrasi havariliği yapanlar, 26 Mayıs 1960 ve 11 Eylül 1980 günleri, yani askeri müdahalelerden bir gün önce;

 

a.     Herkesin can ve mal güvenlikleri sağlanmış olarak mutlu olduklarını,

 

b.     Demokrasinin ve özgürlüklerin hiç kısıtlanmadığını,

 

c.       Hukukun üstün ve sivil iktidarların gerçekten adil ve demokrat olduklarını iddia ediyorlarsa, ya Allahtan korkmuyorlar ya da kuldan utanmıyorlar.

 

3.     Askeri müdahaleler, bu ülkenin talihsizliği olduğu kadar çaresizliğidir. Halkımız; terör, irtica, soygun, din ve mezhep çatışmaları ile bazı siyasilerin sivil diktatörlük hevesleri kıskacında kalmıştır. Bu ülkenin çocuklarını birbirine kırdırarak, onların kanları ve gözyaşları üzerinden, kendine iktidar ve servet üretenlerin yarattığı çaresizlik, hem askerin ve hem de ülkenin talihsizliği olmuştur.

 

4.     Ahlaksız siyasetçi, namussuz bürokrat ve hırsız işadamları ile din tüccarlığı yapan tarikat ve cemaatlerin ödemesi gereken bedelleri, müdahaleler sonrası hep asker ödemiştir ve ödemeye devam etmektedir.

 

5.     Eğer siyasiler;

 

a.     Sözde değil özde demokrat bir tavır alsalardı,

 

b.     Halkı soyup soğana çeviren yolsuzlukları engelleselerdi,

 

c.      Din, mezhep ve sağ-sol kışkırtmacılığı yapmasalardı,

 

d.     Halkı “Bölüp, parçalayıp, kandırıp ve korkutup yönetmeye çalışmasalardı.

 

e.     Bu memleketin gençlerini, birbirlerine kırdırmasalardı,

 

f.       Bazıları, demokrasi adına demokrasiyi katlederek sivil diktatörlük heveslerine kapılmasaydı,

BU ÜLKEDE ASKERİ MÜDAHALELER OLUR MUYDU?

 

6.     Dikkat edersek, bakarsak, gözümüzü-kulağımızı açarsak, aklımızı ve mantığımızı kullanırsak ve sorgularsak; bugün de ayni oyunların oynandığını ve hatta halkın telefonlarını dinlemek, yatak odalarını gözetleyip kaydetmek, imzasız ihbar mektupları yazmak ve sahte deliller üretmek gibi ahlaksız yöntemlerle daha da geliştirildiğini görürüz.

 

7.     Bugün; demokrasi, basın özgürlüğü ve hukuk ihlalleri ile yolsuzlukları, etnik ayrıştırmayı, din ve mezhep kışkırtmacılıklarını görmeyenlerin, 50 veya 30 sene öncesinden hesap sormaya kalkmaları ve Türk Ordusu’nu hedef tahtasına oturtmaları sahtekârlıktır.

Hikmet YAVAŞ (İZMİR) hikmetyavas@gmail.com

Reklamlar

Yorum Yapın »

Henüz yorum yapılmamış.

RSS feed for comments on this post. TrackBack URI

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: