hikmetyavas

Mart 26, 2011

PKK VE BÖLÜCÜLER, TÜSİAD’A MADALYA TAKACAK

Filed under: Köşe Yazılarım ( Denemeler ) — hikmetyavas @ 11:26 am
PKK VE BÖLÜCÜLER, TÜSİAD’A MADALYA TAKACAK
 
Türkiye Sanayi ve İş Adamları Derneği (TÜSİAD) Başkanı Ümit Boyner; “yeni anayasayla” ilgili olarak yaptıkları çalışmaların sonuçlarını ve önerilerini açıkladı. İşte TÜSİAD’ın isteklerinin satırbaşları:
1. Mevcut Anayasa’daki değişmez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez ilk 3 madde kaldırılması isteniyor:
 
Kaldırılması istenen söz konusu 3 madde işte şunlardır:

Madde 1: Türkiye devleti bir cumhuriyettir.

Madde 2:Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir.

Madde 3: Türkiye devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir. Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır. Millî marşı İstiklal Marşı’dır. Başkenti Ankara’dır.

Ancak ‘tarihsel gelenek’ itibariyle “Türkiye Devleti bir cumhuriyettir” ifadesinin korunabileceği kaydediliyor.
 
2. Bölgesel (yerel) yönetimlerin güçlendirilmesi ve yerinden yönetime geçilmesi isteniyor:
Mevcut anayasadaki, değiştirilmesi teklif dahi edilemez olan  “Ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlük” engeli kaldırıldığı için, rahatlıkla;
                a. Üniter devlet ilkesinin  esnetilmesi,
 
 
                b. Türkiye’nin nüfusunun sosyolojik ve coğrafi dağılımı göz önünde bulundurularak, birkaç ilin birleşmesinden meydana gelecek bölgeler (yerel yönetimler) şeklinde düzenlenmesi ve yerel yönetimlerin yetkilerinin genişletilmesi,
 
 
               c. Bölgelerin gelirlerinin; kısmen merkezi bütçeden ayrılacak fonlarla, kısmen de söz konusu bölgenin vergilendirilmesiyle elde edilecek gelirlerden karşılanması,
  
 
               d. Sağlık, eğitim, bayındırlık, kültür gibi birçok hizmetin, belirli ölçülerde bölge idarelerine bırakılması.
 
 
               e. Bölgeli devlet yapısının da tartışılması öneriliyor.
 
 
3. Anadilde eğitimin serbest bırakılması isteniyor:
 
 
Mevcut anayasadaki, değiştirilmesi teklif dahi edilemez olan  “Türk Devleti’nin dili Türkçedir” engeli kaldırıldığı için, rahatlıkla;
 
Kürtçe başta olmak üzere anadilde eğitim ve anadilin öğrenimine adım atılması için gerekli toplumsal ve pedagojik (öğretmen, müfredat vb.) altyapının oluşturulmasına ilişkin tedbirlerin alınması ( yani çok dilli bir devlet) öneriliyor.
 
 
4. Türklük kavramının anayasadan çıkarılması isteniyor:
 
Mevcut anayasadaki, değiştirilmesi teklif dahi edilemez olan  “Atatürk milliyetçiliğine bağlılık ve başlangıçta belirtilen temel ilkeler” engeli kaldırıldığı için, rahatlıkla;
 
a. Anayasada ‘Türk Milleti’ veya milliyetçiliğe atıf yapan ifadelerin yer almaması.

  

             b. Vatandaşlık tanımında Türklük kavramına yer verilmemesi öneriliyor.

 

     5. Laiklik ilkesinin esnetilmesi isteniyor:

 
Mevcut anayasadaki, değiştirilmesi teklif dahi edilemez olan  “Lâiklik ilkesi” engeli kaldırıldığı için, rahatlıkla;
 
 
a. Anayasa’nın din ve vicdan özgürlüğünün kötüye kullanılması yasağını düzenleyen 24. maddesinin son fıkrasının, dini inancın her türlü sosyal görünümünü yasaklamaya müsait olduğunu iddia ediyor ve kaldırılmasını öneriyorlar.  
İşte o madde;
Kimse Devletin sosyal, ekonomik, siyasî veya hukukî temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasî veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun, dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz” diyor.

b. Ayrıca, din eğitiminin sivil örgütlerce verilebilmesini ama şiddet ve nefret eğilimi olmaması için üzerlerinde bir devlet denetiminin oluşturulmasını(böylece tarikat ve cemaatlerin din eğitimi vermesi önündeki engellerin kaldırılmasını) öneriyorlar.

c. Etnik, dini ya da mezhepsel kimliklerin serbestçe ifadesi ve örgütlenmesi önündeki engellerin kaldırılması isteniyor. Böylece tarikat ve cemaatlerin açıkça örgütlenmesi öneriliyor.

 

d. Gayrimüslimlerin ibadet haklarının dışında Patrikhane ve Hahambaşılığa tüzel kişilik tanınması öneriliyor. Lozan’da yer almayan Süryanilere ve diğer azınlıklara kendi din adamlarını yetiştirme hakkı tanınıyor. Böylece, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş tapusu sayılan Lozan Antlaşması’nın bir şekilde delinmesi öneriliyor.

 

6. Milli Güvenlik Kurulu ile Silahlı Kuvvetlere ilişkin bazı değişikliklerin yapılması isteniyor:

 

 

a. Milli Güvenlik Kurulu’nun anayasal bir kurum olmaktan çıkarılması ve yeniden  yapılandırılması öneriliyor.

b. Ayrıca, katılımcıların bir kısmı, Yüksek  Askeri Şura’nın da anayasal bir organ olmaktan çıkarılmasını istiyor.

c. Yüksek komuta kademesine atamaların ve terfilerin TSK’nin göstereceği belli sayıda aday arasından sivil otorite tarafından gerçekleştirilmesi öneriliyor.

d. Genelkurmay Başkanlığının Milli Savunma Bakanlığına bağlanması isteniyor.

e. Vicdani ret hakkının getirilmesi öneriliyor.
Şimdi, TÜSİAD’ın 6 başlık altında özetlenen bu önerilerini iyice aklımızda tutalım ve terörist Başı Abdullah Öcalan tarafından hazırlanan ve ayrıntıları Demokratik Toplum Kongresi kanalıyla 6 başlık altında açıklanan “Demokratik Özerklik Projesinde” yer alan isteklere bakalım:
1. Siyasi Boyut:
 
a. Bu boyutta; Türkiye 20-25 idari bölgeye ayrılır ve her bölgenin kendi meclisi olur. Ya da halkın bir kongresi olur. Bu kongre demokratik toplum kongresidir. Bu kongrenin bir de yürütmesi olur Bu meclisler, demokratik özerk sistemin demokratik kurumlarıdır.
 
 
b. Demokratik Özerk Kürdistan Toplum Kongresi, demokratik Türkiye cumhuriyeti parlamentosuna kendi temsilcilerini göndererek ortak vatan politikalarına dâhil olur.
 
 
2. Hukuki Boyut:
 
 
a. Demokratik Özerklik projesinin hukuki statüsünü ifade eder. Yani hukuki olarak Kürtlerin statüsü ne olacak? Bu belirlenerek Anayasa ve yasalara yansıtılır. Yasalarla demokratik özerkliğin çerçevesi içeriği belirlenir.
 
 
b. Bunun için, ulus devlet anlayışının değişmesi gerekir. Yani devlet küçültülür ve katılımcılığı artıracak şekilde yerinden yönetim modelleri geliştirilir ve merkezde toplanan yetkilerin önemli bir kısmı yerellere devredilir.
 
 
c. Demokratik özerklik alanında farklı kimlikler de kendi sembollerini kullanır. Bu anlamda demokratik özerklik, Kürt halkının Demokratik Türkiye içinde yaşama iradesidir. Yani Kürt halkının siyasi statüsünü ifade eder.
 
 
d. Demokratik Özerklik hukukunun, yeni Türkiye Cumhuriyeti anayasası tarafından tanınarak, karşılıklı referanslarla hukukilik ve yasallığı sağlanır.
 
 
3. Ekonomik Boyut:
 
 
 İnşa edilen demokratik ulusun bir de ekonomik politikası olur. Barajlar, yeraltı yerüstü kaynaklarına ilişkin bir politikası olur. Kendi ekonomik sistemimizi kurabiliriz. Bu sistemde halkın ekonomisi olur, bir kısmını da özel ekonomi oluşturur.
 
 
4. Kültürel Boyut:
 
 
a. Bu boyut daha çok dil, anadilde eğitimi, tarih ve sanatı kapsar. Kürtçenin Türkçe ile ilişkisi nasıl olmalıdır, anadilde eğitim nasıl yapılabilir, demokratik ulusun dil politikası nasıl olmalıdır, bunlar tartışılır. Bir eğitim politikası oluşturulur.
 
 
b. Kürtçenin kamusal alanda kullanımı önündeki engellerin kaldırılarak anaokulundan üniversiteye kadar eğitim dili haline getirilmesi sağlanır.
 
 
c. Demokratik özerk Kürdistan’da resmi dil Kürtçe ve Türkçe olmasının yanı sıra coğrafyamızda konuşulan tüm diller ve lehçelerin kullanımı eğitimi, geliştirilmesi de anayasa ve yasalarca teminat altına alınır.
 
 
d. Hizmet dili Kürtçe olur, yerleşim yerlerinin orijinal isimleri iade edilir.
 
 
5. Öz Savunma Boyutu:
 
 
a. Öz savunma, ahlaki ve politik toplumun güvenlik politikasıdır. Öz savunma boyutu toplumlar için sadece bir askeri savunma olgusu değildir. Kimliklerini koruma, politikleşmelerini sağlama ve demokratikleşmelerini gerçekleştirme olgusuyla iç içedir.
 
 
b. Demokratik özerklik statüsünün kabul edildiği koşullarda öz savunma askeri tekel olarak değil, toplumun iç ve dış güvenlik ihtiyaçlarına göre yerel yönetime ait demokratik organların denetimi altında oluşturulur.
 
 
6. Diplomasi Boyutu:
 
 
Bu da Kürtlerin diğer halklarla, toplumlarla olan ilişkilerini ele alır. Komşu çevre ülkeler ve diğer parçadaki Kürtlerle ilişkiler olur. Diğer toplumlar ile nasıl bir ilişki istiyoruz, onlarla nasıl yaşamalıyız? Diplomasi boyutu bunu karşılar.

 

Şimdi, TÜSİAD’ın 6 başlık altında özetlediğimiz istekleri ile PKK’nın kurucusu terörist başı Abdullah Öcalan’ın 6 başlık altında açıklanan isteklerini, lütfen tekrar okuyup karşılaştırın. Allah aşkına, aralarında ne fark var?
 
 
Ahlak ve vicdanını yitirmemiş ve aklı başında olan herkes, TÜSİAD’ın önerileri ile terörist başı Abdullah Öcalan’ın isteklerinin, noktasına ve virgülüne kadar %100 birbirleriyle örtüştüğünü ve Türkiye’nin bölünmesine hizmet ettiğini görür. Sadece, mevcut Anayasamızdaki değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez 3 maddenin ortadan kaldırılması bile, terörist başı Öcalan ve bölücüler ile tarikat ve cemaatlerin tüm isteklerini karşılamaya yeter.
 
 
Şimdi bazı aklını, kalemini, bilimini ve vicdanını bölücülere satmış sözde aydın takımı ile doğuştan yeminli Cumhuriyet düşmanları koro halinde; “ korkmayın bir şey olmaz, ileri demokrasinin gelmesini istemeyen bu darbeci zihniyet, halkı bölünmekle korkutmaya çalışıyor. Bu öneriler, bölünmeyi değil aksine bütünleşmeyi sağlar” diyerek kıyameti koparacaklardır.
 
 
Böyle diyenlere, TÜSİAD Eski Başkanı Cem Boyner’in şu sözleri, onlara kapak olsun:
 
 
 
İnsanlarımızın özgürlüğü, onuru, hakları, ülkenin bölünmesinden daha önemlidir, devletin kendisinden daha önemlidir.
Devlet insanları mutlu etmek için vardır. Anayasa da aramızdaki bir sözleşmedir. Beğendiğin ülkenin sözleşmesine girersin, beğenmediğine gitmezsin, böyle bir hakkın var. Bunun için yapıyorsun bu sözleşmeyi, devlet devam etsin diye yapmazsın…
 
 
 
Neymiş;İnsanlarımızın özgürlüğü, onuru ve hakları, ülkenin bölünmesinden ve devletin kendisinden daha önemli imiş.
 
 
Sanki insan özgürlüğünü, onurunu ve haklarını ülkeyi bölmeden ve devletimizi parçalamadan korumak mümkün değilmiş gibi, lâfebeliği yapıyorlar.
 
 
Sanki bölünmüş ülkelerin ve parçalanmış devletlerin insanları daha özgür, daha onurlu ve hakları daha iyi korunuyormuş gibi, Türk Halkını aptal yerine koymaya çalışıyorlar.
 
 
Neymiş; “ Anayasa aramızdaki bir sözleşme imiş. Beğendiğimiz ülkenin sözleşmesine girermişiz, beğenmediğine gitmezmişiz, böyle bir hakkımız var”mış.
 
 
İşte bu doğru; TÜSİAD üyeleri, sıkıştıkları zaman, bu milletin sırtından kazandıkları mallarını ve sermayelerini yüklenip, beğendikleri ülkeye kaçabilirler.
 
 
Ama bu halkın, çocuklarımızın ve torunlarımızın özgürce, onurlarını ve haklarını koruyarak kaçıp sığınabilecekleri başka bir ülke ve devlet yok.
 
 
Kürt aydını Hasan BİLDİRİCİ, 13 Mart 2006 tarihli  “ Kürt Konferansları” isimli yazısında; “Türkiye’de bu tür konferanslar bir rant kültürüne dönüştürülmüş. Kimin eli kimin cebinde belli değil. Kim kimi niye çağırdı o da belli değil… El, cep ilişkilerinin karıştığı bu alanlarda çok saf olduğumuzu biliyoruz… Doğru, safız. Ama aptal değiliz. Bu ilişkilerin enini ve boyunu az çok kestirebiliyoruzdemek suretiyle menfaat ilişkilerine dikkat çekiyor.
Bu konularda ünlü aydın İsmail BEŞİKCİ de; “Görünen o ki, Kürt Meselesi para etmeye başladı. Birçok gazeteci ve aydın, kitaplarının satışını artırmak için de olsa, Kürt Sorunun dillendirmeyi çıkarları için önemli görüyorlardiyor.
Hatırlarsanız, TÜSİAD Başkanı Ümit Boyner, 16 Aralık 2010 tarihinde Diyarbakır’da düzenlenen 14’üncü Girişim ve İş Dünyası Zirvesi kapsamında verilen gala yemeğinde;
a. Yeşil kostümünün üzerine taktığı sarı-kırmızılı kaşkolla, bölücülerin sözde bayrağına selam çakmıştı.
b. Ayrıca, Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir’le halay çeken Boyner, herkese mavi boncuk dağıtmıştı
TÜSİAD üyelerinin Şimdi de“Yeni Anayasaönerilerini:
a. Bölücülerin sivil itaatsizlik eylemlerine başladıkları,
b. Seçim arifesinde terör eylemlerinin arttığı,
 
c. Ortadoğu’da halk ayaklanmalarının ülkeleri parçalanmanın eşiğine getirdiği
d. Batılı sömürgeci devletlerin, ülkeleri işgal etmek için iç karışıklıkları bahane olarak kullandığı bir dönemde, müthiş bir zamanlamayla gündeme getirmeleri üzerinde dikkatle düşünülmelidir.
Acaba, Erbil’den alınacak ballı ihaleler karşılığında bu ülkenin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü mü satılıyor?
Bu Cumhuriyet, ülkede sermaye birikimini sağlamak için, başta TÜSİAD üyeleri olmak üzere, bugünkü büyük sanayici ve işadamlarının atalarını, gümrük duvarları arkasında, bu milletin vergileriyle korumuş, kollamış ve semirtmiştir.
Biraz izan, biraz vefa, biraz vicdan, biraz utanma, biraz arlanma, biraz açgözlülüğü bırakma ve biraz özgürlüğünü ve onurunu satmadan helal kazanca ne derssiniz?
Ziya Paşa’nın dediği gibi TÜSİAD’ın “kendilerini cin ve insanları aptal yerine koymaktan” vazgeçmesine ne dersiniz?
“En ummadığın keşf eder esrâr-ı derûnun
sen herkesi kör âlemi sersem mi sanırsın”
Selam ve saygılarımla.
Hikmet YAVAŞ ( İZMİR) hikmetyavas@gmail.com
Reklamlar

Yorum Yapın »

Henüz yorum yapılmamış.

RSS feed for comments on this post. TrackBack URI

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: