hikmetyavas

Mayıs 7, 2011

TÜRKİYE’DE TÜREYEN “HARİCİ VE HAŞHAŞİ” BOZUNTULARI

Filed under: Köşe Yazılarım ( Denemeler ) — hikmetyavas @ 8:55 am

TÜRKİYE’DE TÜREYEN “HARİCİ VE HAŞHAŞİ” BOZUNTULARI

İslam tarihinde “HARİÇİLER” olarak isimlendirilen bir tarikat veya cemaat vardır. Bunlar, kendileri gibi düşünmeyen Müslümanları kâfir kabul ederler ve katli vacip olarak görürlerdi.

Din, iman, Allah ve Peygamber söylemleriyle, Müslümanlığı hiç kimseye bırakmayan hariciler; işlerine gelmediği için kâfir ilan ettikleri kimselere, savunma hakkı bile tanımazlar ve İslam dininin önem verdiği hak, hukuk, adalet ilkelerini hiçe sayarak yargısız infaz ederlerdi.

Yine İslam tarihinde “HAŞHAŞİLER” olarak isimlendirilen başka bir tarikat veya cemaat daha vardır. Bu tarikat, dünyanın en acımasız ve gaddar terör örgütü olarak tarihe geçmiştir. Anılan tarikatın Şeyhi veya İmamı Hasan Sabbah, müritlerine “Biz sadece bir kişiyi öldürmekle kalmayıp, bin kişinin kalbine de korku tohumları ekeceğiz” demiştir.

Ülkemizde “HARİCİ VE HAŞHAŞİ BOZUNTULARI” türemiştir. Bunlar, siyasi ve maddi menfaatler sağlamak, anayasal organlara sızarak devlet gücünü ele geçirmek, ceplerini doldurmak, tarikat ve cemaatlerin vesayeti altında totaliter bir rejim oluşturabilmek için; iftira, karalama ve şantaj terörü estiriyorlar.

 Ağızlarını din, iman, Allah ve Peygamber sözleriyle eğip büken din tüccarları; “ sadece hak, hukuk ve adaleti katlederek masum kişilere zulmetmekle kalmayıp, milyonlarca kişinin kalplerine de korku tohumları ekiyorlar.” Bunlar:

          1.     Kendi siyasi ve maddi menfaatlerine engel olarak gördükleri Türk Ordusunu ve Atatürkçü Müslümanları, Sanki Müslümanlık kendi tekellerindeymiş gibi, din karşıtı olmakla itham ediyorlar.

           2.     İslam ahlâkına aykırı olarak; İşlerine gelmeyen herkese iftiralar atıyorlar ve yargısız infazlarda bulunuyorlar.

           3.     Tuzaklar kuruyorlar, vatandaşların yatak odalarını gözetliyorlar, telefonlarını dinliyorlar, sahte suç delilleri ve şantaj kasetleri üretiyorlar, düzmece ihbar mektupları yazıyorlar ve terörist eskilerinden yalancı tanıklar devşiriyorlar.

           4.     Devletin trilyonlarını buharlaştıran kendi imamlarının cezalarını, önce ev hapsine çevirip sonra affedilmelerini sağlıyorlar. Ama Ergenekon’un kasası diye iftira atarak tutuklattırdıkları bir fakirin, kanserden ölüm döşeğindeyken bile tahliyesini engellemekten vicdanları rahatsız olmuyor.

 Söz konusu “Harici ve Haşhaşi bozuntularının” bu halka yaşattıkları rezillikler, hukuk adına işledikleri hukuk cinayetleri ve kurdukları komplolar saymakla bitmiyor.

İşlerine gelmeyen herkesi, henüz varlığı mahkeme kararıyla kanıtlanmamış bir terör örgütünün (Ergenekon) üyesi veya darbeci olmakla itham ediyorlar. Böylece, tıpkı Hasan Sabbah’ın dediği gibi;  “ Binlerce kişinin kalbinde, ucu açık iddianamelerle Türkiye’yi kuşatan bir yargı sürecinin dişlileri içine atılma korkusu ve terörü” yaratıyorlar.

Harici ve Haşhaşi bozuntusu” tetikçi köşe yazarları tarafından üfürülen, Ergenekoncu ve darbeci olma iftiraları; din, iman, hak, hukuk, adalet, akıl,  mantık, utanma, arlanma ve rezillik sınırlarını da aşıyor. Örneğin:

          1.     BDP kökenli bazı bağımsız milletvekili adaylarının, milletvekili seçilmeyi engelleyen suçları bulunduğu gerekçesiyle, Yüksek Seçim Kurulu tarafından, adaylıkları iptal edildiği zaman, malum tetikçiler, hemen;

  “Derin devlet denilen Ergenekoncu odak tarafından, kaos ortamı oluşturarak iktidara darbe vurmak amacıyla tuzak kuruldu” yaygarasını basıyorlar.

           2.     Yükseköğretime Geçiş Sınavında 1milyon 700 bin öğrencinin kaderini etkileyecek şifre iddiaları karşısında, malum kişiler;

 Hiç farkına varmadığımız bir süreçle, darbe ortamı hazırlama programlarından birisi daha, çok ciddi şekilde hayata geçirilmiş durumda… Nedir o diye sormayın… Üniversite imtihanında, cevap anahtarının şifrelenmesi iddiası, tam bir darbe ortamı hazırlama girişimidir” iddiasını üfürüyorlar.

           3.     Sıkıştıkları zaman, düne kadar can ciğer kuzu sarması oldukları yoldaşlarını bile, Ergenekoncu ve darbeci olarak ilan edip, sütten çıkmış ak kaşık gibi, bir kenara çekilebiliyorlar. Mesela;

 Aczmendi lideri Müslim Gündüz, metresi Fadime Şahin ve cinci hoca Ali Kalkancı; kamuoyunu yönlendirmek ve askeri müdahaleye zemin hazırlamak amacıyla darbeciler tarafından kullanıldı. Çocuk tacizcisi Hüseyin Üzmez bunlara evini tahsis etti. Aslında, Hüseyin Üzmez, dindar insanlara saldırılara zemin olacak malzemeyi Ergenekon’a yine altın tepside sundu diyebiliyorlar.

           4.     Başbakan’ın Kastamonu mitinginden sonra, koruma görevini yapan polisler geriye dönerken, yolda PKK militanlarının saldırısına uğradı. Saldırıyı PKK’nın yaptığı bilinmesine rağmen, bizim malum tetikçiler bunu bakın kimlerin üzerine atıyor;

Saldırı, mutlaka derin bir yapılanmanın ürünü… PKK üstlenince ne diyeceksin itirazında bulunanlar çıkabilir. Veya “DHKP-C üstlenince mort olacaksın diyenler çıkabilir. Bence PKK da taşeron… DHKP-C de taşeron… Derin yapının elemanları, yeri gelir PKK’lı olur, yeri gelir DHKP-C’li. Hatta kendilerini El Kaide’ci olarak bile tanıtabilirler… Bakın Ergenekon ve bağlantılı iddianamelere… Bakın o iddianamelerin eklerinde çıkan eylem planlarının ayrıntılarına… Dün gerçekleştirilen saldırıdan hiç de farklı olmadığını göreceksiniz” yaygarasını basıyorlar.

          5.     İstanbul’da 2003 yılında yapılan terör saldırılarında, toplam 57 kişi ölmüş ve 700 vatandaşımız da yaralanmıştı. Bu saldırıları El Kaide’nin yaptığı kanıtlanmış ve terör örgütü tarafından da üstlenilmiş olmasına rağmen, bizim tetikçi kalemşorlar;

 2003 Kasım’ında İstanbul’da yaşanan ve El Kaide’ye mal edilen ikiz saldırıları çok iyi biliyorum… Bence o saldırıların El Kaide’yle irtibatlı olduğundan çok daha ciddisi, Ergenekon’la irtibatına yönelik iddialardır…” iftirasını üfürüyorlar.

Bütün bu rezillikler karşısında, ancak “BUKADARINA PES” denir.

Gördünüz mü?

PKK’nın yaptığı cinayetleri, El Kaide’nin katliamlarını, Aczmendilerin eylemlerini, şifre iddiaları nedeniyle hak arayan öğrencilerin eylemlerini ve hatta Hüseyin Üzmez’in kız çocuğuna cinsel tacizde bulunmasını bile Ergenekon’a ve darbe iddialarına bağlayacak kadar akıl ve mantık sınırlarını aşıyorlar. Böylece, işlerine gelmeyen herkesi “Ergenekoncu ve darbeci” olmakla karalıyorlar.

Böylece, Haşhaşi tarikatın Şeyhi veya İmamı Hasan Sabbah’ın, müritlerine “Biz sadece bir kişiyi öldürmekle kalmayıp, bin kişinin kalbine de korku tohumları ekeceğiz”  vasiyetini sanki yerine getiriyorlar.

İşte, bu ülke ve millet için asıl tehlike, estirilen yalan ve iftira terörü karşısında; sıradan insanların korkması, tırsması, sinmesi ve kaderlerine razı bir teslimiyet içinde sadece “seyirci” olarak kalmayı yeğlemesidir.

İleri demokrasi maskesi arkasında estirilen bu yalan, iftira, şantaj terörü ve ayyuka çıkan hukuk ihlalleri, tarikat ve cemaatlerin vesayeti altında oluşturulan bir sivil darbe ortamıdır.

Tarikat şeyhi ve cemaat imamı tarafından kumanda edilen müritler, herkesin kendileri gibi olduğu yanılgısına kapılırlar. Cumhuriyet rejiminde ise bireyin özgürlüğü esastır. Bireysel özgürlüğünü cemaatlere teslim etmiş ve biat kültürünü benimsemiş olanlar, bu ülkeye demokrasi, hak, hukuk ve adalet getiremezler.

Çünkü tarikat şeyhi veya cemaat imamı ile çıkarcı işadamları ve ahlaksız medya koalisyonundan oluşan tarikat ve cemaatler, dinden uzaklaşarak siyasileşmişler ve holdingleşmişlerdir. Söz konusu tarikat ve cemaatlerin müritleri; kendi tarikat ve cemaatlerinin çıkarcı zihniyetiyle hesaplaşamazlar.

Siyasetçi, Cemaat, biat etmiş sivil bürokrasi ve besleme sermaye ortaklığında kurulan ve yürüyen bir vesayet rejiminin kirli çamaşırları ortalığa dökülmek üzere. Etraftaki pis koku ve kuru gürültü bundan.

Yukarıda verilen örnekler, Türkiye’yi yönetmeye hevesli cemaat ve tarikat müritlerinin ruh halini, kafa yapısını ve ahlaki düzeyini yansıtıyor. Bunlar, benimsedikleri yalan, iftira, tehdit ve şantaj yöntemleri ve sebep oldukları hukuk ihlalleriyle, bu ülkenin insanlarına, ileri demokrasi ve özgürlük getiremezler. Hasan Sabbah’ın dediği gibi, sadece “bir kişiyi öldürmekle kalmayıp, bin kişinin kalbine de korku tohumları” ekerler.

Sanki Tevfik Fikret, aşağıdaki dizeleri onlar için yazmış:

Bu harmanın gelir sonu, kapıştırın giderayak,

Yarın, bakarsınız, söner bugün çatırdayan ocak,

Bugün ki mideler kavi, bugün ki çorbalar sıcak,

Atıştırın, tıkıştırın, kapış kapış, çanak çanak…

Yiyin efendiler yiyin, bu hân-ı pür-nevâ sizin,

Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin…

 Selam ve saygılarımla…

 Hikmet YAVAŞ (İZMİR) hikmetyavas@gmail.com

Reklamlar

1 Yorum »

  1. […]              c.      TÜRKİYE’DE TÜREYEN “HARİCİ VE HAŞHAŞİ” BOZUNTULARI […]

    Pingback tarafından İŞTE BUNLAR “HAŞHAŞİ” VE “HASAN SABBAH” ZİHNİYETLİLERİN, MÜTEDEYYİN MÜSLÜMANLAR ARASINA ATTIĞI NİFAK TOHUMLARIDIR. « hikmetyavas — Ağustos 17, 2011 @ 9:09 am | Cevapla


RSS feed for comments on this post. TrackBack URI

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: