hikmetyavas

Haziran 1, 2011

İÇ HARPTEN SÖZ EDİLDİĞİ BİR ORTAMDA TÜRK ORDUSUNUN GENERALLERİNİN TUTUKLANMASI SİZE TUHAF GELMİYOR MU?

Filed under: Köşe Yazılarım ( Denemeler ) — hikmetyavas @ 12:48 pm

İÇ HARPTEN SÖZ EDİLDİĞİ BİR ORTAMDA TÜRK ORDUSUNUN GENERALLERİNİN TUTUKLANMASI SİZE TUHAF GELMİYOR MU?

Yıl 2002,

Türk Ordusu tarafından PKK’nın beli kırıldı ve terör eylemleri ve şehit sayısı bakımından neredeyse sıfır noktasına ulaşıldı. Örgüt, eylem yapamaz hale getirildi.

Yıl 2011,

             a.     Devlet, terörist başı ve terör örgütüyle görüşür hale geldi.

              b.      Devlet, terör örgütüyle ateşkes anlaşması veya görüşmeleri yapar hale geldi.

              c.      Ülkemizde, iç harpten söz edilir hale geldi. Örneğin:

 Terörist Başı Abdullah Öcalan;

 Tekrar söylüyorum, burada heyetle görüşmelerimiz kapsamlıdır, derinliklidir. Ben bu sürece demokratik anayasal çözüm süreci demiştim. Eğer hükümet bu çözüm sürecine gelmezse, büyük bir savaş çıkarsa üç ay bile dayanamaz. Önemli bir sürece giriyoruz. 15 Haziran’dan sonra kimse kendini kandırmasın, herkes hazırlığını buna göre yapsın. 15 Haziran’dan sonra süreç ya büyük bir anlaşmaya ya da büyük bir savaşa evirilecektir. ” diyor.

 Ayrıca Öcalan;Çok önemli bir 6 aya giriyoruz. Herkesin dikkatli olması gerekir. Bu 6 ay iyi değerlendirilirse, çözüme kapı aralanabilir. Aksi takdirde kimsenin hesaplayamayacağı kadar korkunç bir savaş gelişebilir” diyor.

 Öcalan’ın son mesajında ise; ”Çözüm umudum kalmadı. Kendinize güveniyorsanız işte Yemen’deki, Tunus’taki örnekleri görüyorsunuz, ben sizi tutmam. Gücünüz yetiyorsa hazırlığınızı yaparsınız, demokratik özerkliği kurar, hayata geçirirsiniz” diyor.

Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Genel Başkanı Ahmet Türk;

 Adalet ve özgürlüğümüzü her gün kat be kat isteyeceğiz. Tunus, Libya ve Mısır’da özgürlük çığlıkları yükseliyor. İnanın ki bizim haykırışımız daha büyük olacak. Biz Mısır Tunus, Libya’dan daha yüksek sesle özgürlüğümüzü isteyeceğiz” diyor.

 Terör örgütünün liderlerinden Karayılan da;

  “ Artık açıklanmasında sakınca görmediğimiz diğer önemli bir gelişme de devletin, önderliğimizle geliştirdiği diyalog temelinde ATEŞKES TALEBİNDE bulunmasıdır. Eğer oyun oynamazlarsa, resmen devletin temsilcileri de ATEŞKES istemişlerdir” diyor.

               d.      Üstüne üstlük, bölücü terörist başı Abdullah Öcalan; tutuklu bulunduğu İmralı Hapishanesinden, resmen ve alenen devlete ve millete meydan okuyarak “demokratik özerklik” istiyor. Buna göre:

                          1)    Siyasi boyut adı altında; Türkiye’nin eyalet benzeri bölgelere ayrılmasını ve Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı bölgede kendi meclisinin olmasını talep ediyor.

                         2) Hukuki boyut adı altında:  Yeni bir anayasa yapılmasını ve bu anayasaya devletin kurucu unsuru olarak Kürtlerin ilave edilmesini ve anayasadan Türklüğe atıf yapan kelimelerin çıkarılmasını istiyor.

                         3) Ekonomik boyut adı altında: Bölgedeki barajlar ile yer altı ve yerüstü kaynaklarının, bölgesel Kürt yönetimine devredilmesini ve vergi toplama hakkının kendilerine verilmesini talep ediyor.

                         4) Kültürel boyut adı altında: Türkçeye ilave olarak Kürtçenin resmi dil olarak tanınmasını, anadilde eğitim hakkının verilmesini, Bölgesel Kürt yönetiminin kendi bayrağının olmasını istiyor.

                         5) Öz savunma boyutu adı altında: Bölgedeki halkın savunmasını sağlamak amacıyla, bölgesel yönetimin kendi silahlı gücünü oluşturmasını ve kendi güvenlik sistemine kavuşmasını talep ediyor.

                         6) Diplomasi boyutu adı altında: Bölgesel Kürt yönetiminin komşu çevre ülkeler ve diğer parçadaki Kürtlerle serbestçe diplomatik ilişkiler kurabilmesini istiyor. Böylece resmen ve alenen bağımsızlık talep ediyor.

Özet olarak; bugün, iç savaştan ve bölünmeden bahsedilen bir ülkede yaşıyoruz.

İlerde çocuklarımız, Cumhuriyet tarihinin en tehlikeli ve yıkıcı günleri yaşanıyorken siz ne yaptınız? diye sorduklarında:

             a.     Bizim hükümetimiz “Demokratik açılım” adı altında “Kürt açılımı” yaparak, Kandilden gelen teröristlerin ayağına, Türk hukukunda olmayan özel mahkeme gönderip, pişman olmadıklarını söylen teröristleri, pişmanlık yasasından yararlandırıp serbest bırakırken, biz seyrettik mi diyeceğiz?

              b.      Teröristleri serbest bırakan hukukçular;  Türk Ordusunun terörle mücadele eden Generallerini, Subaylarını ve Astsubaylarını sanki bir terörist, sanki bir eşkıya ve sanki bir katil gibi hoyratça tutuklayıp içeriye tıkarken, biz “ileri demokrasi geliyor” diye alkış tuttuk mu diyeceğiz?

              c.       Bölücü Başı “ Anayasadan Türklüğe atıf yapan kelimelerin çıkarılmasını” isterken, bizim Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç “Anayasanın değiştirilemez üç maddesi arasından sadece Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir maddesi dışında diğer maddeler değiştirilebilir”  dediğinde, o üç maddeyi hiç merak etmedik mi diyeceğiz?

              d.      Meğerse Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, anayasamızın;

                       “MADDE 1. – Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.
                         MADDE 2. – Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.
                        MADDE 3. – Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir.
                        Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır.
                        Millî marşı “İstiklal Marşı”dır.
                        Başkenti Ankara”  maddelerini tartışmaya açmış, biz farkına varmadık mı diyeceğiz?

             e.     Bir kısım sözde aydın takımı ile tarikat ve cemaatlerin kontrolündeki medya mensupları; yıllarca, bıkmadan usanmadan 365 gün 24 saat; Türk Ordusuna iftira ve çamur atarken “ Bunların askeri yıprattıklarını, terörle mücadeleyi zaafa uğrattıklarını, amaçlarının devlete sızıp, tarikat ve cemaatlerin vesayetinde bir rejime dönüştürmek olduğunufark etmedik mi diyeceğiz?

              f.       Bu ülkede;

                       1) Bir taraftan pişman olmadığını söyleyen teröristleri serbest bırakırken, diğer taraftan terörle mücadele eden askerleri tutuklayan,

                       2) Bir taraftan şehirlerde otobüsleri yakan ve Molotof kokteylleriyle ortalığı cehenneme çevirip terör estirenler görmezden gelinirken, diğer taraftan parasız eğitim istemek için pankart açan öğrencileri 14 aydan beri içeriye tıkıp serbest bırakmayan,

                       3) Bir taraftan askerleri, Cumhuriyet sevdalısı aydınları, bilim adamlarını ve muhalif medya mensupları ile adi suçluları ayni torbaya koyarak ucu açık davalar açarken, diğer taraftan tarihin en büyük yolsuzluk dosyalarını uykuya yatıran,

                       4) Bir taraftan hukukun üstünlüğünden bahsederken, diğer taraftanHakimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna, Hükümet eşeği aday gösterse bile oyumu verip seçerim” diyen hukukçular elinde, hukukun katledildiğini anlayamadık mı diyeceğiz?

Eğer, ilerde çocuklarımız, Cumhuriyet tarihinin en tehlikeli ve yıkıcı günlerini yaşıyorken siz ne yaptınız?’ diye sorup, bizi yargılamaya başladığında, yukarıdaki cevapları vermekten utanacak isek, gözlerimizi açıp kurulan tezgâhları ve oynanan oyunları artık görmeliyiz.

Senaryo hep aynıdır, mantık hep aynıdır, bakış hep aynıdır ve varılan nokta hep aynıdır. Hep aynı silsileyi izlerler. Örneğin:

             a.     Öncelikle, sızılacak ve ele geçirilecek devlet kurumlarındaki kilit kadroları saptarlar.

              b.     Daha sonra, tarikat ve cemaatler ile iktidarın rahatsızlık duyduğu kilit görevlerdeki personeli hedef olarak seçerler.

             c.      Polis ve istihbarat birimleri içindeki yandaş müritler kanalıyla, hedef seçilen kişi ve kurumlar hakkında;

                        1)    Gizli takip ve araştırmalar başlar,

                        2)    Telefon dinlemeleri ve ortam izlemeleri yapılır,

                        3)    İş yerlerine, arabalarına ve hatta yatak odalarına bile gizli kameralar yerleştirilir.

                        4)    Söz konusu video ve ses kayıtları; kesilir, biçilir ve sahte suç delilleri oluşturacak şekilde yeniden montajlanır.

                        5)    Gerekirse, terörist eskisi itirafçılardan veya suçlulardan, gizli tanıklar devşirilir.

                        6)    Bu kayıtlar ve bilgiler, öncelikle yandaş medyaya sızdırılır.

             d.     Yandaş medya, hedef olarak seçilen kişi ve kurumlar hakkında; yalan, dolan ve iftiraya dayanan yoğun bir karalama ve yıpratma kampanyası başlatır ve seçilen kişi ve kurumları savcılara hedef olarak gösterir.

              e.     Bu arada, polis ve savcılıklara, düzmece ve imzasız ihbar mektupları veya elektronik postalar gönderilir.

              f.       Özel yetkili savcılarımız hemen harekete geçerler;

                       1)    Hedef olarak seçilen kişilerin ev ve iş yerlerinde arama ve gözaltı emri çıkartırlar.

                        2)    Arama esnasında el konulan evrak ve malzemeler arasına, gerekirse sahte suç delillerinin sokuşturulup sokuşturulmadığını Allah bilir.

              g.     Özel yetkili savcılarımız tarafından sorgulanan kişiler, Özel yetkili mahkemelerin özel yetkili savcıları tarafından derhal tutuklanır.

              h.     Bu arada, gizlilik kararı alınır. Sanıklara ve avukatlarına, neyle suçlandıklarını söylemezler ve ellerinde olduğunu iddia ettikleri delilleri de göstermezler. Ama bu gizlilik kararına rağmen, sanık aleyhine olabilecek yalan yanlış bilgiler, ufaktan ufağa yandaş medyaya sızdırılmaya ve yeni senaryolar yazılmaya devam edilir.

              i.       Bu hukuk ihlalleri ve karmaşası içinde hapse atılan kişiler adeta unutulur. Kuddisi Okkır örneğinde olduğu gibi, ölümcül kanser hastalarının bile tahliye taleplerine cevap verilmeyerek ölümlerine sebep olunur.

Yukarıdaki senaryo hiç değişmiyor. Bu senaryonun hedef aldığı kişi ve kurumlar arasında:

             a.     Ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü savunan Türk Ordusu ve mensupları,

              b.     Demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti sevdalısı aydınlar ve bilim insanları,

              c.      Tarikat ve cemaatlere dokunan ve iktidarı eleştiren medya mensupları, hedef olarak ön plana çıkıyor.

Tunus’la başlayan ve Arap ülkelerine yayılan ayaklanmalar sürecinde, yanı başımızdaki devletler, kelimenin tam anlamıyla “Dış destekli iç harp” yaşıyorlar. Bu süreç derinleşecek ve Ortadoğu ülkeleri etnik kimlikler ve mezhepler temelinde bölünerek parçalanacaklar.

Çevremizdeki bu ateş çemberi, ülkemize de sirayet ettirilmeye çalışılıyor. Kör olmayalım;

             a.     Bölücüler tarafından “İç harp tehditleri” savruluyor.

              b.     Doğu ve Güneydoğuda isyan provaları yapılıyor.

Dikkat edersek Irak, Afganistan, Pakistan ve Libya gibi; Tarikat, cemaat ve aşiretlere dayanan vesayet rejimlerinin en önemli unsuru olan polisin, biat ettikleri efendilerine yaranmak için “Ben hukukun üstündeyim, istediğimi yaparım” anlayışıyla hareket ettiğini görürüz.

Ülkemizde de, polisi ve bir kısım özel yetkili savcı ve yargıçları tam anlamıyla kontrol altına alıp kendilerine biat ettirdiklerini zanneden, tarikat ve cemaat tetikçisi Koçyiğitler kaplarına sığmaz oldu.

Yüzdük yüzdük kuyruğuna getirdik, aman bu işi yarım bırakmayın, kararlı davranın diyerek, iktidara akıl ve gaz veriyorlar. Azgınlaştıkça azgınlaşıyorlar.  

Bütün bunların gerisinde tarikatların ve cemaatlerin demokrasi korkusu var:

Çünkü Gerçek demokrasilerde; Ağaya, beye, hocaya, efendiye, şeyhe, şaha ve padişaha hür iradesini teslim etmeyen, biat etmeyi insan onuruna yakıştıramayan, aklı hür ve vicdanı hür seçmenler vardır.

Çünkü gerçek demokrasilerde; düşünen, sorgulayan, doğru bilgiyi arayan, sebep sonuç ilişkisi kurabilen, hesap soran ve aldatılamayan seçmenler vardır.

 Çünkü gerçek demokrasilerde; Tarikatlar, cemaatler ve aşiretler, bireysel özgürlükleri ve demokratik hakları ipotek altına alamazlar.

İşte bu nedenle, tarikat ve cemaatler; Halkın egemen olduğu, yönettiği bir Türkiye’ye razı değiller. Değiller çünkü o zaman; iktidardan, paradan ve statüden aslan payını alamayacaklarını biliyorlar.

İşte bu nedenle;  Demokrasi yerine, tarikat ve cemaatlerin vesayetine dayanan teokratik bir sivil dikta düzeni işlerine geliyor.

İşte bu nedenle; “İleri demokrasi” adı altında iktidar ve para hırslarına ideolojik bir kılıf da buldular. Gariban halkımızı da bu sahte “ ileri demokrasi” safsatasıyla kandırıyorlar.

Sonuç Olarak:

Tarikat ve cemaatlerin; Cumhuriyete, Atatürk’e, Türk Ordusuna ve Cumhuriyet sevdalısı aydınlara karşı olan kin ve nefreti bitmedi ve bitmeyecek.

Tarikat ve cemaatlerin, bu iktidar hırsı Cumhuriyet döneminde de bitmedi. Gözleri iktidar hırsıyla dönen tetikçiler çok tehlikeli oyunlar oynuyorlar:

              a.     Önce halkı; Alevi-Sünni, Laik-Anti laik, dindar- dinsiz, türbanlı- türbansız diye böldüler.

              b.     Şimdi orduyu bölmeye ve Komutanlarını tutuklatıp kendi kafalarına göre dönüştürmeye çalışıyorlar.

              c.      Ardından ülkenin bölüneceğini görmüyorlar veya görmek istemiyorlar.

              d.     Yabancı müdahalelere davetiye çıkardıklarının farkında değiller veya bunu istiyorlar.

              e.      Bütün Türkiye’nin üzerlerine çökeceğini ve altında kalacaklarını görmüyorlar veya bizi nasıl olsa Büyük Ortadoğu Projesinin mimarı efendilerimiz korur diye düşünüyorlar.

Allah’a, insanlık ülküsüne ve vicdana değil iktidar gücüne tapınan bu tetikçilerin; bugün, iç savaştan ve bölünmeden bahsedilen bu ülkede, Orgeneral Bilgin Balanlı’nın tutuklanmasını ve Türk Ordusunun Komutanlarının yüzde onunun hapse tıkılmasını sevinç ve zafer naralarıyla karşılamalarının bir anlamı yok mu? Bu durum, tuhafınıza gitmiyor mu?

Dikkat edip, yandaş medyanın arşivlerini araştırsak; 6 aydan beri, Orgeneral Bilgin Balanlı için de, noktasına ve virgülüne kadar, ayni yıpratma ve tutuklatma senaryosunun yazılıp oynandığını görürüz.

Çünkü Askeri Şura öncesinde, terfi etmesini veya kritik komuta kademelerine atanmasını istemedikleri general ve amiraller ile subaylar hakkında düzmece davalar açtırıp, hukuku bir silah gibi kullanarak, terfi ve atamaları engellemeye alıştılar. Geleceğin, tarikat ve cemaatlere biat etmiş Türk Ordusunu ve komuta kademesini, böyle şekillendirmeyi umuyorlar.

Tarikat ve cemaatlere biat etmeyen, dine saygılı, Cumhuriyet sedalısı, Atatürkçü, namuslu ve demokrasi aşığı Orgeneral Bilgin Balanlı’nın, üç ay sonra Hava Kuvvetleri Komutanı olması işlerine gelmiyor ve istemiyorlar.

Ama hesap edemedikleri ve yanıldıkları bir şey var. Türk Silahlı Kuvvetleri içinde (belki binde bir gözden kaçmışlar dışında) arzuladıkları molla tipi generali, mumla arasalar bulamazlar.

Halen tarikat ve cemaatlere biat etmemiş namuslu hukukçuların, en az tetikçi müritler kadar cesur davranarak, bu ülkede hukuku egemen kılmalarını ısrarla talep etmeliyiz.

 Eğer bunu başaramazsak; vatan haini işbirlikçilere ve İstiklal harbini yapan Türk Ordusu ve Komutanları aleyhine ölüm fetvaları veren hacı ve hoca takımına rağmen, Batının güçlü devletlerine diz çöktüren bu halk, meşru müdafaa hakkını kullanarak içimizdeki hainleri tekrar tepeler. Demokratik, laik ve sosyal hukuk devletini yeniden tesis eder.

 Ama bunun şerefi, hukuk devletini katleden hukukçulara değil, bu halka ait olur.

 Selam ve saygılarımla…

 Hikmet YAVAŞ (İZMİR) hikmetyavas@gmail.com

 NOT: Ülkemizi ilgilendiren çeşitli konulardaki yazı ve görüşleri okuyup, yorumlarıyla katkıda bulunmak isteyenlerin aşağıdaki bağlantıyı tıklamaları önerilir;

https://hikmetyavas.wordpress.com/

Reklamlar

2 Yorum »

  1. Yazmis oldugunuz bu guzel ve uyarici yazi icin size tesekkurler ediyorum, herkes tarafindan okunmasini, iyi anlasilmasini diliyorum.
    Vatanini, milletini dusunen sizin gibi cesur insanlar var oldukca bu ulkeye hicbirsey olmaz.
    Bunlar da gececektir. Yaptiklarinin karsiligini fazlasiyla odetecek birileri cikacaktir elbet.
    Milletimiz cahil kaldigi ve birakildigi surece bunlar hep basimiza gelecektir.
    Bu secimler kurtulusumuz icin bir isik olacak. Firsati kacimamamiz dilegiyle.

    Saygilarimla.

    Erdinc KACAR (Boca Raton, Florida)

    Yorum tarafından Erdinc KACAR — Haziran 3, 2011 @ 7:29 pm | Cevapla

  2. Tayyip’e oy verenler yine inanmayacak ve hatta beni düşman belleyecekler ama ben paylaşmaktan vaz geçmeyeceğim. Deniz feneri hırsız ve soysuzları bu ülkeyi satıyor ey Türk halkı! Uyan! Uyan!

    Yorum tarafından Ertan Güney — Temmuz 3, 2011 @ 6:24 pm | Cevapla


RSS feed for comments on this post. TrackBack URI

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: