hikmetyavas

Haziran 25, 2011

İÇİMİZDEKİ ZALİM MCCARTHY’LER VE MASUM ROSENBERGLER’LER

Filed under: Köşe Yazılarım ( Denemeler ) — hikmetyavas @ 11:11 am

İÇİMİZDEKİ ZALİM MCCARTHY’LER VE MASUM ROSENBERGLER’LER

Fetullah Gülen cemaatinin sözcüsü olarak bilinen Hüseyin Gülerce, 24 Haziran 2011 tarihinde, Zaman Gazetesi’nde yazdığı “Dicle, YSK: Bubi tuzağı…” başlıklı yazısında:

Seçimler, sonunda huzur içinde yapıldı ama şimdi de Diyarbakır’dan bağımsız seçilen Hatip Dicle’nin, milletvekilliğinin YSK tarafından düşürülmesini tartışıyoruz…

 Kürt meselesi, ne zaman barış yoluyla çözülmek istense karşımıza derin provokasyonlar çıkıyor. Vesayet sistemi, köşeye sıkıştıkça, terör ve şiddet üzerinden huruç hareketleri deniyor…

Bugün Ergenekon davası sürerken açığa çıkan belgeler, bilgiler, asıl yapılması gerekenin; Ergenekon-PKK-terör örgütleri ilişkilerini açığa çıkarmak olduğunu anlatıyor…

 Ergenekon-PKK bağlantısı açığa çıkarılmadan, derin devletin Kürt meselesindeki rolü deşifre edilmeden Kürt sorunu asla çözülemez…

Ortada Ergenekonvari bir tezgâh var. Şiddet ve tehdit diline pek meraklı bir siyasî örgüte, adeta sokağa dökülün, silaha sarılın, dağı işaret eden bir tezgâh budiyor.

Yazıyı okuyunca; önce “Pes” ve sonra “Allah sizi ıslah etsin” dedim.

Hatırlarsanız, Ergenekon denen ucu açık torba iddianamenin içine, önce bir kısım mafya bozuntularını soktular. Daha sonra hükümete muhalif Atatürk Cumhuriyeti sevdalısı aydınlar ile terörle mücadele etmiş Türk Ordusu mensuplarını (Terörist damgası vurarak) iddianameye dâhil ettiler. Böylece, Ergenekon’un sanık sandalyesine Türk Silahlı Kuvvetleri ile muhalif aydın ve bilim insanlarını oturttular. Bunu cümle âlem biliyor.

Görüldüğü gibi, kamuoyunda Fetullah Gülen Cemaatinin sözcüsü olarak bilinen Hüseyin Gülerce, mahkeme sonuçlanmadan, masumiyet karinesini hiçe sayarak, kendisini hem polis, hem savcı ve hem de yargıç yerine koyarak kararını vermiş. Buna göre:

Neymiş?

Hatip Dicle’nin, milletvekilliğinin YSK tarafından düşürülmesi Ergenekoncuların provokasyonuymuş.

Neymiş?

Kürt meselesi, ne zaman barış yoluyla çözülmek istense karşımıza derin provokasyonlar çıkıyormuş

Neymiş?

Vesayet sistemi (yani Askerler ve Ergenekoncular) köşeye sıkıştıkça, terör ve şiddet üzerinden huruç hareketleri deniyorlarmış.

Neymiş?

Ergenekon ile PKK terör örgütleri birbiriyle ilişki içindeymiş.

Neymiş?

Ergenekoncular, Derin Devletmiş.

Neymiş?

İşte bu Ergenekoncu derin devlet; Şiddet ve tehdit diline pek meraklı bir siyasî örgüte yani BDP’ ye, adeta sokağa dökülün ve silaha sarılın diyen ve dağı yani PKK’yı işaret eden bir tezgâh kurmuş.

Neymiş?

Ergenekoncu bu derin devlet deşifre edilmeden Kürt sorunu asla çözülemezmiş.

Bütün bunlara karşı söylenebilecek en hafif söz; “Bu kadarına da pes, Allah sizi ıslah etsin denmez de ne denir

Adamlar nerdeyse “Roma’yı da Ergenekoncular yani askerler yaktı” diyecekler.

Fetullah Gülen Cemaatinin sahip olduğu gazetelerin, örneğin Zaman gazetesinin arşivlerine girin, yıllarca 365 gün 24 saat bıkmadan usanmadan Türk Ordusuna saldırdıklarını, aşağıladıklarını ve yıpratmaya çalıştıklarını göreceksiniz.

Bu ne bitmez, tükenmez kin ve nefret ya Rabbim. Bütün sermayeleri askere ve Cumhuriyet sevdalısı Atatürkçü aydınlara saldırmak, bu sizlere tuhaf gelmiyor mu?

Hüseyin Gülerce’nin bu yazısı, bana; Senatör Joseph McCarthy’nin Amerika’da estirdiği, yalan ve iftiraya dayanan zulüm dönemini ve Rosenberg olayını hatırlattı:

İkinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla birlikte Amerika Birleşik Devletleri’ndeki bazı çevreler;  ülkede çok sayıda Sovyet ajanlarının bulunduğunu ve gizli tertipler içinde olduklarını iddia etmeye başladı.

29 Haziran 1940’da Amerikan Kongresi; “ Amerikan hükümetinin devrilmesini savunmayı ve bunun propagandasını yapmayı” suç haline getiren bir yasayı kabul etti.

Ayrıca, ülkedeki komünist faaliyetleri araştırmak üzere “Amerikan Karşıtı Faaliyetler Komitesi” kuruldu.

 Bu komite, İsimsiz ve imzasız ihbarlara dayanarak; Sendikacıları, yazarları, müzisyenleri, eğitimcileri, film yıldızlarını, yapımcıları ve akla gelen herkesi sorgulamaya başladı.

Bu sırada, Wisconsin senatörü Joseph McCarthy; “Komünist Partisi üyesi 205 gizli komünistin devlet içinde çalıştığını ve bunların listesinin elinde bulunduğunu söyleyerek” kamuoyunun karşısına çıktı.

Söz konusu listeyi elinde sallayarak televizyonlarda boy gösteren McCarthy, İddiaları hakkında tanıklık yapmak için “Amerikan Karşıtı Faaliyetler Komitesi’ne” çağırıldı. Ama tek bir sanığın dahi komünist olduğunu ispatlayamadı.

 Ancak bütün bu iddialı ve hırslı tavırları McCarthy’e geniş bir kamuoyu desteği sağladı. Ve böylece tarihe “McCarthizm” olarak geçen karanlık dönem başladı.

McCarthy sayesinde başlatılan “Cadı avı” sırasında bütün tanıklardan:

             a.     Komünist Parti’ye üye olup olmadıklarını,

              b.     Üye iseler, diğer üyelerin isimlerini ve bu işleri bıraktıklarını söylemeleri,

              c.       Artık yalnızca Amerikan çıkarları için çalışacak birer tövbekâr olduklarını kanıtlamaları istendi.

Sorulara yanıt vermeyi veya arkadaşlarını ihbar etmeyi reddeden yüzlerce kişi ya hapse atıldı ya da sürgüne gönderildi. İşlerini kaybetmek ise, hepsinin ortak kaderiydi.

Komitenin karşısına çıkıp arkadaşlarının isimlerini birer birer sayanlar, gizli tanıklık yapanlar ve iftira atanlar serbest bırakıldılar. Örneğin; arkadaşlarını satarak ve onların geleceklerini karartarak paçasını kurtaranların arasında ünlü film yapımcısı Elia Kazan da bulunmaktadır. Yıllar sonra kendisine muhbirliği hatırlatıldığında Kazan “Utanıyorum” demekle yetindi ve bu konuyla ilgili kimseyle konuşmadı.

İftiraya uğradığı için hakkında soruşturma açılıp mahkemeye çağrılanlardan, sessiz sinema ustası Charlie Chaplin ise, ABD’yi terk ederek İsviçre’ye yerleşti.

 McCarthy’nin kaybettirdiklerinden bazılarının öyküleri ise çok daha acıklı…

Bu döneminin acımasızlığını en çarpıcı biçimde hatırlatan ROSENBERG’lerdir.

19Haziran 1953’te elektrikli sandalyede idam edilen Ethel Greenglass Rosenberg ve Julius Rosenberg adında iki masum insan…

Geride 6 yaşında Robby ve 10 yaşında Michael adında oğullarını öksüz bırakan iki kurban.

1940 yılının Eylül ayında Sovyetler Birliği,  ilk defa atom bombası denemesi yaptı. Böylece, Amerika’nın nükleer tekeli kırıldı. Bu arada, atom bombasıyla ilgili sırların devlet içine sızmış ajanlar tarafından Ruslara verildiği şayiaları dolaşmaya başladı.

FBI olarak isimlendirilen “Federal Soruşturma Bürosu” yani iç güvenlikten sorumlu federal istihbarat ve polis teşkilatı; şantaj yaparak, eski suçlulardan üç yalancı şahit buldu ve bu şahitlerin ifadelerine dayanarak Rosenbergler’in ölümüne sebep olacak casusluk iddiasını uydurdu.

Julius ve Ethel Rosenberg çifti; “ Rus ajanı olmak ve Atom Bombasıyla ilgili bilgileri Ruslara vermek” suçlamasıyla tutuklandılar.

Rosenbergler, her duruşmada iddiaları reddettiler. Kendilerine yönelik iddiaların tamamını çürütmelerine, suçsuzluklarını kanıtlamalarına rağmen 1953 yılında elektrikli sandalyede idam edildiler.

Kararın verilmesinin hemen ardından tüm dünyada oluşan idam karşıtı kampanyalar nedeniyle, infaz uzun bir süre ertelendi.

Kamuoyu tepkisinden çekinen devlet yetkilileri, Rosenbergler’in; “ Rus ajanı olduklarını kabul etmeleri koşuluyla idam kararının geri alınacağını söylediler. Ancak Ethel ve Julius Rosenberg hiçbir zaman bu “suçlamayı” kabul etmediler.

Son ana kadar ABD hükümeti, suçlamayı kabul etmeleri yönünde baskısını sürdürdü.

 İnfaz günü olarak belirlenen 18 Haziran 1953’te Rosenbergler’e son teklif götürüldü. Sabaha kadar Washington’a telefon açarak affedilmelerini isterlerse biri 6, diğeri 10 yaşında olan çocuklarına kavuşabileceklerdi. Ancak Ethel ve Julius Rosenberg “işbirlikçi olmaktansa” idamı tercih ettiler.

Rosenbergler’in idamından on üç yıl geçtikten sonra, mahkemeye sunulan delillerin, gösterilen şahitlerin ve suçlamaların tümünün düzmece olduğu bizzat şahitler tarafından açıklandı.

Yalancı tanıklardan David Greenglass ise yaklaşık 50 yıl sonra, 2001 yılında idama yol açan ifadesinin yalan olduğunu itiraf etti ve “Kullanıldım, artık vicdanım kaldırmıyor bunu. Bunu yapmazsam hapishanede çürüteceklerdi beni” dedi.

Bütün Amerika’yı kasıp kavuran McCarthy zulmü, eleştiri oklarını Amerikan ordusuna yöneltmesiyle son buldu. Amerikan halkı için bu kadarı fazlaydı. Kamuoyu, sıra orduya gelince McCarthy’i harcamaya karar verdi. Nihayetinde McCarthy, senatodaki Operasyon Yönetimi Komitesi’nin başkanlığını ve bir sonraki seçimleri kaybetti.

Bunun gibi, insanlık tarihi boyunca unutulmayan büyük davalar vardır. Tarih zulüm üreten mahkemeleri unutmamıştır.

Cadı avı başlatan Engizisyon Mahkemeleri vardır. Sokrates’i yargılayan ve asan Atina Mahkemeleri vardır. Bilim adamı Giordano Bruno’yu yargılayıp Roma’da diri diri yakan Roma Katolik Kilisesi’nin Engizisyon mahkemesi vardır.  Yine Hitler’in zulüm mahkemeleri vardır.

 Fransız aydınlanma felsefecisi Voltaire’in ve Ünlü Fransız yazarı Emile Zola’nın bu gibi mahkemelerde yaptığı savunmalar, insanlık tarihine birer aydınlanma belgesi olarak geçmiştir.

Masumları suçlayan savcılar ve onları mahkûm eden özel mahkemeler ise olumsuz yönleriyle lanetlenerek tarihe geçmiştir.

Silivri davalarının da tarihe geçecek birçok yanı ve hukuksal boyutu vardır. İleride tarihçiler, hukukçular, siyaset bilimciler davanın çeşitli yönlerini inceleyeceklerdir.

Tarih, Rosenbergler’in mahkemeler ve zalimler önünde diz çöküp yalvarmadıklarını yazıyor.

Tarih, Galilei’nin Engizisyon mahkemesi önünde diz çökerek af dilediğini yazıyor.

Türk hukuk tarihi de:

             a.     Silivri davası sanıklarının hiçbirisinin mahkeme önünde diz çöküp af dilemediğini,

             b.     İçimizdeki, Atlantik ötesi güdümlü McCarthy özentilerinin nasıl zulüm estirmeye çalıştıklarını,

             c.      Polis tarafından, sanıkların telefonlarına veya evrakları arasına sahte suç delillerinin nasıl sokuşturulduğunu,

             d.     Ergenekon’un kasası diye tutuklanan bir fakirin, kahrından nasıl kanser olduğunu ve ölüm döşeğine düşünceye kadar nasıl tahliye edilmediğini,

             e.     Terörist eskisi suçlulardan nasıl gizli tanıklar devşirildiğini,

             f.       İsimsiz ve imzasız düzmece ihbar e-postalarıyla insanların nasıl tutuklandığını,

             g.     Henüz basılmamış bir kitabın, nasıl bomba muamelesi görüp imha edildiğini,

             h.     Terörle mücadele etmiş madalyalı kahramanların nasıl terörist diye damgalandıklarını ve içlerinden bazılarının nasıl onur intiharı ettiklerini,

             i.       Yüksek Askeri Şûra toplantıları arifesinde, tayin ve terfileri engellenmek istenen subaylar hakkında nasıl gözaltı kararlarının çıkarıldığını,

             j.       Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri’nin beyin takımını oluşturan subay ve generallerin tamamına yakınının tutuklanarak, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin nasıl felç edilmeye çalışıldığını,

             k.     Gizli olması gereken hazırlık soruşturmalarının nasıl yandaş medyaya sızdırıldığını,

             l.       İnsanların yatak odalarına kadar özel hayatlarının nasıl dinlenip kaydedildiğini,

             m.  Kandil’den gelen teröristlerin Habur sınır kapısında nasıl, zafer kazanmış kahramanlar gibi törenle karşılandığını, bu teröristlerin ayağına Türk Hukukunda olmayan seyyar mahkemenin nasıl gönderildiğini,

             n.     Söz konusu teröristler, asla pişman olmadıklarını bildirmelerine rağmen “Etkin Pişmanlı Yasasından” nasıl yararlandırılarak serbest bırakıldıklarını,

             o.     Buna mukabil, bu milletin can ve mal güvenliği için hayatlarını ortaya koyarak mücadele eden Türk Ordusu mensuplarının nasıl terörist damgası vurularak tutuklandıklarını,

             p.     Teröristler için doğru dürüst bir tek laf etmeyen ve hatta terörist başıyla el altından görüşen McCarthy bozuntularının, Türk Silahlı Kuvvetleri hakkında nasıl karalama kampanyası yürüttüklerini,  elbette bir gün yazacak ve tarihe ibret belgesi olarak kaydedecektir.

Selam ve saygılarımla…

Hikmet YAVAŞ (İZMİR) hikmetyavas@gmail.com

NOT: Ülkemizi ilgilendiren çeşitli konulardaki yazı ve görüşleri okuyup, yorumlarıyla katkıda bulunmak isteyenlerin aşağıdaki bağlantıyı tıklamaları önerilir;

https://hikmetyavas.wordpress.com/

Reklamlar

1 Yorum »

  1. “Şu bir gerçek ki, Allah size emanetleri, onlara ehil olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adaletle hükmetmenizi emrediyor. Allah size bu şekilde ne güzel öğüt veriyor. Allah Semî’dir, çok iyi duyar; Basîr’dir, çok iyi görür.” (4/Nisa/58)

    Allah, adaletle hükmedenleri/adaleti ayakta tutanları sever. (5/Maide/42)

    Kuşkusuz, Allah adalette titiz davrananları sever. (49/Hucurat/9)

    ” Kim kötü ve çirkin bir iş görürse onu eliyle düzeltsin; eğer buna gücü yetmiyorsa diliyle düzeltsin; buna da gücü yetmezse kalben karşı koysun. Bu da imanın en zayıf derecesidir”
    Hz. Muhammed (s.a.v)

    “Adaletsizliği önleyecek gücümüzün olmadığı zamanlar olabilir ama ; adaletsizliğe itiraz etmeyi beceremeyeceğimiz bir zaman asla olmamalıdır!..”

    Elie Wiesel (Nobel Barış Ödülü Sahibi)

    KULLANILAN HER YETKİNİN BİR SORUMLULUĞU VE HER SORUMLULUĞUN DA MUTLAKA VERİLMESİ GEREKEN BİR HESABI OLDUĞU, ALLAH’IN HİÇ KİMSEYİ HİÇBİR KONUDA HESAP DIŞI BIRAKMADIĞI VE HERKESİN YAPIP ETTİĞİNİ KAZANDIĞI, HİÇBİR ZAMAN UNUTULMAMALIDIR. ŞÜPHESİZ Kİ ZALİMLER, ALLAH’IN RAHMET VE MERHAMETİNDEN UZAKTIR.

    VİCDANLARINI / KALPLERİNİ / GÖNÜLLERİNİ İPOTEK ETTİRENLER VE İPOTEK EDENLER, BU TUTUM VE DAVRANIŞLARIN ALLAH KATINDA ÖNLERİNE KONULACAK BİR KİTABA DA KAYDEDİLMEKTE OLDUĞUNU BUGÜN HATIRLAMASALAR DA, “ŞEFAATÇILARININ ŞEFAATİNİN” GEÇERSİZLİĞİNİ “O GÜN” MUTLAKA ANLAYACAKLARDIR.


    Selam ve Sevgiler…
    M.Kemal ADAL.

    Yorum tarafından M.Kemal Adal — Haziran 25, 2011 @ 2:05 pm | Cevapla


RSS feed for comments on this post. TrackBack URI

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: