hikmetyavas

Haziran 27, 2011

DAMARLARINDA ŞEYTAN DOLAŞIYOR.

Filed under: Köşe Yazılarım ( Denemeler ) — hikmetyavas @ 4:46 pm

DAMARLARINDA ŞEYTAN DOLAŞIYOR.

Bazılarının damarlarında şeytan dolaşır. Bu nedenle akılları, fikirleri, kalpleri ve vicdanları şeytanlığa çalışır. Örneğin:

Roma imparatoru Neron, Roma’yı yakar ve bir tepeden zevkle seyreder. Roma, yanıp bitip kül olduktan sonra, bu defa yangının sorumlusunu aramaya başlar. Yangının, haince bir tertip olduğunu ve bu komplonun arkasında Hıristiyanların bulunduğunu iddia eder. Böylece, İmparatorluk tahtına tehdit olarak gördüğü Hıristiyanlar ile muhaliflerini bir güzel temizler.

Ayni şekilde Hitler’in Nazileri;  Reichstag” olarak isimlendirilen Alman Parlamentosunu, 5 Mart 1933’te yapılacak parlamento seçimleri için düzenlenen seçim kampanyaları döneminde yakarlar.

Yangını çıkaran Naziler; suçu komünistlerin üzerine yıkarak hem komünistleri hedef göstermenin, hem de demokratik hak ve özgürlükleri ortadan kaldırılmasının zeminini hazırlarlar.

Hitlere bağlı medya, hemen; “İç savaş çıkarmak için, Parlamentoyu komünistlerin yaktığı” propagandasını yapmaya başlar.

Hermann Göring, İçişleri Komiseri sıfatıyla komünist basını yasaklar. Parti bürolarını kapatır. Sadece Berlin’de, Almanya Komünist Partisi’nin 1.500 üyesiyle birlikte, pek çok muhalif, yangın çıkarmaya yardımcı olmak suçlamasıyla tutuklanır.

Ertesi gün, 28 Şubat 1933’de Hitler, Alman Cumhurbaşkanı Hindenburg’a “Anayasanın kişi hak ve özgürlükleriyle ilgili maddelerini ortadan kaldıran” bir kararname imzalatır.

 İzleyen günlerde Hitler’in Nazi Partisi dışındaki, tüm partilerin yayınları ve seçim çalışmaları durdurulur. Komünist partinin parlamentodaki 181 milletvekili ve parti ileri geleni tutuklanır.

Böylece, milyonlarca insanın ölümüne sebep olan ve 2nci Dünya Harbinin müsebbibi Hitler’in Almanya’daki iktidarı ve diktatörlüğü pekiştirilir.

Görüldüğü gibi: “ Halkı tahrik edecek ve galeyana getirecek bir eylemi el altından yaparak, bunu rakiplerinin üzerine atmak ve bu şeytanlığın arkasına sığınarak masum ve mazlum rolleri oynamak” bilinen en eski psikolojik harp yöntemidir.

Ülkemize gelince:

Fehmi Koru, Taha Kıvanç takma adıyla 26 Haziran 2011 günü Zaman Gazetesinde yayınlanan Komplo var komplodan içeri” başlıklı yazısında, bir dostunun kendisine şunları söylediğini yazıyor:

Orada burada çıkmaya başlayan ‘yeni’ belgelere biraz daha kuşkuyla yaklaşırmış… Sebebi şuymuş: İtiraflar olmadığı takdirde davalarda yalnızca belgeler üzerinden hüküm verilirmiş; belgelerin sahihliği üzerine düşürülecek en ufak bir kuşku gölgesi, bütün yargılamayı sakatlarmış… İlk ele geçirilen belgeler, ses kayıtları, Kozmik Oda bilgileri yeterliymiş; şimdilerde bulunan belgelere ihtiyaç yokmuş. Tersine, bir odak ‘yeni belgeleri’ ilk belgelerin üzerine kuşku düşürmek için üretmiş bile olabilirmiş…
“Hani avukatlar şimdilerde ‘Bunları bir odak üretiyor’ diyorlar ya, bilerek söylüyor olabilirler, dedi dostum
” diyor Fehmi Koru.

Vallahi ve billahi 40 yıl düşünsem böyle şeytanca bir düşünce aklıma gelmez. Fehmi Koru’nun dostuna aşk olsun, helal olsun.

Neymiş?

Hani şu Ergenekon ve Balyoz davalarıyla ilgili olarak bulunan yeni belgeler var ya, o belgelerin içindekilerin çoğunun sahte çıktığı ispatlandı ya (aslında eski belgelerin çoğunun da düzmece olduğu ve bir kısmının polis tarafından sehven sokuşturulduğu kanıtlanmıştı) işte o belgeleri, davaların üzerine kuşku düşürmek için Ergenekoncular üretmiş.”

Kamuoyunda Fetullah Gülen Cemaatinin sözcüsü olarak bilinen Hüseyin Gülerce de, 24 Haziran 2011 günü, Zaman Gazetesinde yayınlanan “Dicle, YSK: Bubi tuzağı” başlıklı yazısında:

Bugün Ergenekon davası sürerken açığa çıkan belgeler, bilgiler, asıl yapılması gerekenin; Ergenekon-PKK-terör örgütleri ilişkilerini açığa çıkarmak olduğunu anlatıyor. Ergenekon-PKK bağlantısı açığa çıkarılmadan, derin devletin Kürt meselesindeki rolü deşifre edilmeden Kürt sorunu asla çözülemez… Ortada Ergenekonvari bir tezgâh var. Şiddet ve tehdit diline pek meraklı bir siyasî örgüte, adeta sokağa dökülün, silaha sarılın diyen ve dağı işaret eden bir tezgâh bu” diyor.

Davalar sonuçlanmadan böyle bir şeytani ilişkiyi tespit edebilmek için, gerçekten insanüstü bir zekâ ve yetenek gerekir diye düşünüyorum.

Neymiş?

Ergenekoncular ( yani Terörle mücadele etmiş tutuklu Türk Ordusu mensupları)  ile PKK arasında bağlantı varmış. İşte bu Ergenekoncular, BDP’yi adeta sokağa dökülün, silaha sarılın ve dağa çıkın diye kışkırtıyormuş.”

Yeni Akit Gazetesi yazarı Lütfü Oflaz da, 25 Haziran 2011 günü yayınlanan “Kimsesizler Mezarlığı’na yollandı Kemalizm” başlıklı yazısında:

Kemalistler tek parti döneminde pek çok İslamcı, sosyalist, Kürt önderi, aydını acımasızca öldürmüştü. Öldürmediklerini de hapishanelerde çürütmüştü. Tek parti döneminde Kemalistlerin dışında kalan kesimler için Kemalizm’in anlamı zulümdü, ölümdü… Kemalistler, bu dönemlerde muhafazakâr, sosyalist, Kürt, kısacası kendilerinden saymadıklarına akıl almaz ölçüde zulmetmişler; onları katletmişlerdi. Kemalistler, kendileri dışında hiçbir görüşe ve onların öncülerine hayat hakkı tanımak istememişlerdi. Elbette bu durumda İslamcıların, sosyalistlerin, Kürtlerin ve benzeri kesimlerin gönlünde Kemalizm’in yaşaması mümkün değildi” diyor.

             a.     Bu yazı bana, Amerikan RAND düşünce kuruluşunun daimi politik danışmanı, ABD Merkezi Haber alma Teşkilatı’nın (CIA) eski yöneticisi, ABD Dışişleri Bakanlığı görevlisi Graham FULLER’in ;

  “Türkler Kemalizm’i terk edip ılımlı İslam’ı benimsemelidir. Ilımlı İslam, Kemalizm’i silmeye yönelik bir karşı devrimdir ve bu devrimin karşısındaki tek güç Türk Ordusu ile ulusalcı aydınlardır ve TASFİYE EDİLMELERİ gerekir” sözlerini hatırlatıyor.

              b.     Ayrıca, Amerika Birleşik Devletlerindeki  “Kuzey Amerika Ulusal Kürt Kongresi” isimli, kuruluşun düzenlendiği 1nci Konferansın açılış oturumunda, ikinci sözü alan ve Türkiye Kürtlerini temsilen katıldığı belirtilen Süleyman KURTİR’in:

  “ KEMALİST HAREKETİ YOK ETMEK İÇİN bilimsel projeler başlattık. Ayrıca, son zamanlarda daha çok İslamcılaşan Türk hükümetine nüfuz edebilmek için Kürtler İslam’a katkıda bulunuyor”  sözleri, bölücüler ile din tüccarlarının işbirliği içinde olduklarının itirafını çağrıştırıyor.

 Neymiş?

Bugün üzerinde özgürce yaşadığımız ve semalarında ezan seslerinin çınladığı Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ve sevdalısı Kemalistler var ya, işte onlar İslamcıları, sosyalistleri ve Kürtleri acımasızca katletmiş.”

Görüyor musunuz “Ey İslamcılar, Kürtler, Sosyalistler ve benzeri kesimler, Kemalistler ortak düşmanımızdır. Gelin işbirliği yapalım ve onları kimsesizler mezarlığına gömelim fetvası vermenin” insan zekâsına taş çıkartacak incelikli yolunu.

Cengiz Çandar da, TESEV adına hazırladığı “Dağdan İniş – PKK Nasıl Silah Bırakır” başlıklı raporunu sunarken:

 “2007 sonrasında sivil otoritenin askeri otoriteye “askeri olarak PKK’ya son verebilecek misiniz” sorusunu yönelttiğini, ‘bu soruya kesin bir olumlu karşılık alınmaması üzerine demokratik açılım hazırlıklarına girişildiğini’ söylüyor ve bu haberi “üst düzey devlet yetkililerinden aldığını” bildiriyor”

Neymiş?

Hükümet, Genelkurmay Başkanlığına “ Askeri olarak PKK’ya son verebilecek misiniz” diye sormuş. Askerler “Olumlu cevap” verememiş. Bunun üzerine Hükümet “ Kürt açılımını” başlatmış.

Zannederim, bu kadar cinliğe şeytan bile şapka çıkarır. Çünkü:

Bu ordu, 2002 yılında PKK’yı hallaç pamuğu gibi atarak terörü (6 şehidimizle) nerdeyse “SIFIR” seviyesine indirdi. PKK marjinalleşti ve eylem yapamaz hale geldi.

Bu başarı, terör belasından çeken pek çok devletin gözünü kamaştırdı. Düzenli bir ordunun, terörü nasıl bitirdiğini incelemek ve dersler çıkarmak için, uzmanlarını Türkiye’ye gönderdiler. ABD, İngiltere, İspanya ve Endonezya, söz konusu devletlerden bazılarıydı. Bunları Cengiz Çandar gibiler de bilir ama işlerine gelmediği için söylemezler.

Zamanın Genelkurmay Başkanı; “Asker olarak biz görevimizi yaptık. Şimdi sıra siyasilerde gerekli düzenlemeleri yapın ve dağa çıkışı önleyecek tedbirleri alın” dediğini ne çabuk unutuyorlar.

Bugünkü terörü, askerin elini kolunu bağlayarak ve bağlatarak onlar azdırdı.

Örneğin;

Eğer gözümüz kör değilse, Ordumuzun PKK’yı hallaç pamuğu gibi attığı, 2002 yılındaki şehit sayısına bakalım,

Bir de, Ordunun elini kolunu her bağlayışlarında, her geçen yıl şehit sayımızın nasıl arttığına bakalım.

2002

2003

2004

2005

2006

2007

2008

2009

2010

6

31

75

105

111

146

171

135

(ilk 6 ay) 77

 Ellerine, yüzlerine, yazılarına, dillerine ve kara vicdanlarına, şehitlerimizin akan kanları bulaşmış. Bu lekeyi 7 sülaleleri temizleyemeyecek.

Vatanını, vicdanını, bilimini ve kalemini satmış olanların ve bölücülerin ağzıyla konuşanların bu gibi iddialarına, Amerika Birleşik Devletlerinin en önemli düşünce kuruluşu “RAND corporation” tarafından 2010 yılında yayınlanan “Victory Has a Thousand Fathers” başlıklı raporun en iyi cevabı verdiğini Cengiz Çandar gibiler ve Hükümet bal gibi bilir. Ama işlerine gelmediği için bunu söylemezler.

 Bu rapora göre;

             1)    Bölücü teröristlerle düşük yoğunluklu harp içinde olan 30 ülke inceleniyor.

              2)    Değerlendirme kriteri olarak 50 faktör kullanılıyor.

              3)    Değerlendirmede 1984–1999 yılları kapsanıyor.

              4)    Sonuç olarak; bölücü terörle mücadelede 22 ülkenin yenildiği ve 8 ülkenin ise terörü yendiği ortaya çıkıyor.

              5)      Türkiye, bölücü terörü yenebilen sayılı ülkeler arasında yer alıyor.

Son yıllarda terörün azgınlaşmasının ve Türk Ordusunun elinin ve kolunun bağlanmasının sebeplerini ise; siyasi iktidarlar ile Terörle mücadele etmiş askerleri düzmece ihbarlarla, terörist diye tutuklatmak için şeytani kampanyalar düzenleyenlerin açıklaması gerekmektedir.

Terörle mücadelede, tüm devlet kurumlarının elbirliği içinde topyekûn mücadele etmeleri zorunludur. Terör örgütünün dış desteklerini ve finans kaynaklarını kesmek, dağa çıkışları önlemek ve sosyal reformları yapmak, askerin değil siyasi iktidarın yani hükümetin görevidir.

Bütün bunları göz ardı ederek “Ey millet, bakın Türk Ordusu PKK ile başa çıkamam diyor. Bu nedenle, Abdullah Öcalan’ın istekleri yönünde demokratik açılım yapmaktan başka çaremiz kalmadı mesajını vermek veya böyle bir algıyı oluşturmak” şeytanlığın ta kendisidir.

Roma imparatoru Neron’un, Roma’yı yakarak bir tepeden zevkle seyretmesi ve Roma, yanıp bitip kül olduktan sonra, bu defa yangının sorumluluğunu başkalarının üzerine atarak rakiplerini tasfiye etmesi gibi; Atatürk Cumhuriyetini yakmak, Kemalist aydınları ve Türk Ordusunu tasfiye etmek isteyenler, amaçlarına asla ulaşamayacaktır.

 Çünkü bu millet, er veya geç, kurulan bu şeytani tezgâhların farkına varacaktır. Üzerinde özgürce yaşadığımız bu Cumhuriyetin ve zor zamanlarda canımızı, malımızı, namusumuzu ve vatanımızı koruyacak olan bu ordunun tarumar edilmesini, aklı başında hiç kimse ellerini ovuşturarak Neron gibi zevkle seyredemez.

Selam ve saygılarımla…

Hikmet YAVAŞ (İZMİR) hikmetyavas@gmail.com

NOT: Ülkemizi ilgilendiren çeşitli konulardaki yazı ve görüşleri okuyup, yorumlarıyla katkıda bulunmak isteyenlerin aşağıdaki bağlantıyı tıklamaları önerilir;

https://hikmetyavas.wordpress.com/

Reklamlar

5 Yorum »

  1. Yoğun bir emek ve fikir ürünü olan bu yazınızı da zevkle okudum. Teşekkür ediyorum.
    Görüşlerinize bütünüyle katılıyorum.
    Alçakça ve sinsice bir plan artık olanca açıklık ve iğrençlikle uygulanmaktadır.
    Ne yazık artık karşılarında ne doğruları yazabilen bir medya ne de çalışkan ve savaşkan bir muhalefet var!.. Tam tersine korku, yılgı ve umutsuzluk ortamı bir karabasana dönüşmek üzere…
    Bu ahlaksız, bu edepsiz ve haysiyetsiz düzene karşı çıkmak için kemalist olmak gerekmiyor…
    Sadece bir insan olduğumuzu hatırlamamız ve haykırmamız yetecektir…

    Yorum tarafından Altan — Haziran 28, 2011 @ 10:30 am | Cevapla

  2. […]              b.      DAMARLARINDA ŞEYTAN DOLAŞIYOR. […]

    Pingback tarafından GAFLET, DALALET VE HATTA HIYANET İÇİNDEKİ UŞAKLAR 13 ŞEHİDİMİZİN KANINDA BOĞULACAKSINIZ « hikmetyavas — Temmuz 14, 2011 @ 7:42 pm | Cevapla

  3. […] 3. DAMARLARINDA ŞEYTAN DOLAŞIYOR. […]

    Pingback tarafından GÖRMEYENLERE, DUYMAYANLARA VE ANLAMAYANLARA ULAŞTIRMANIZ VE ANLATMANIZ DİLEĞİYLE « hikmetyavas — Temmuz 15, 2011 @ 2:51 pm | Cevapla

  4. […] DAMARLARINDA ŞEYTAN DOLAŞIYOR. […]

    Pingback tarafından hikmetyavas — Ağustos 19, 2011 @ 2:47 pm | Cevapla

  5. Sosyalistler hiçbir zaman aykırı ırksal unsurlarla işbirliği yapmamıştır. Marksist temelde ulusların kendi kaderini belirleme anlamında Üretim araçlarının temel tüketim değerleri üzerinden hareket ederek toplumsal mülkiyetini savunmuştur. Değerlendirmelerinizde sosyalistler ile dinci ve ırkçı ayrışmaları aynı kefede değerlendirmenizi yalnış bulduğumu söylemek isterim. Ulusların kendi kaderini belirleme noktasında sosyalistler ile PKK’liler arasında ciddi bir ayrışma vardır. Sınıf temelinde alınmayan hiçbir sosyolojik mücadele başarılı olamaz ve dünya tarihinde de başarılı olamamıştır. Değerlendirmelerinizde sosyalistler ile ırkçı hareketleri ayrıştırmanızı öneriyorum. Saygılarımla

    Yorum tarafından tanselkarataş — Haziran 23, 2013 @ 7:40 pm | Cevapla


RSS feed for comments on this post. TrackBack URI

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: