hikmetyavas

Ağustos 17, 2011

İŞTE BUNLAR “HAŞHAŞİ” VE “HASAN SABBAH” ZİHNİYETLİLERİN, MÜTEDEYYİN MÜSLÜMANLAR ARASINA ATTIĞI NİFAK TOHUMLARIDIR.

Filed under: Köşe Yazılarım ( Denemeler ) — hikmetyavas @ 9:09 am

İŞTE BUNLAR “HAŞHAŞİ” VE “HASAN SABBAH” ZİHNİYETLİLERİN, MÜTEDEYYİN MÜSLÜMANLAR ARASINA ATTIĞI NİFAK TOHUMLARIDIR.

 Fıkıh Profesörü Hayrettin Karaman, 16 Haziran 2011 tarihinde, Yeni Şafak Gazetesinde yayınlanan “Müslüman demokrat ve laik olur mu?” başlıklı yazısında:

Müslümanlara mahsus bir çeşit demokrasi olabilir, ama sıra laikliğe gelince hiçbir Müslüman “Ben biraz Allah’a, biraz da O’nu tanımayan, O’nun hâkimiyetini bölen ‘rakiplerine’ itaat ederim diyemez” diyor.

Görüldüğü gibi, Hayrettin Hoca laikliği “Allah’ı tanımayan, onun hâkimiyetini bölen bir rakip” olarak tanımlıyor.

Oysaki lâiklik; Tüm insanların din ve vicdan özgürlüğünü koruyan, kimsenin Allah’ına, kitabına, dinine, imanına ve peygamberine karışmayan, her Allahın kuluna eşit vatandaş muamelesi yapan bir siyasal sistemin adıdır.

Bu nedenle, lâikliği kalkıp dinin karşısına koymak ve laiklik taraftarlarını dinsizlikle itham etmek; ayıptır, günahtır, bir profesöre yakışmayan bilimsel ve ahlaki bir sorundur.

Bu ifade şekli “Bilim şüpheyi, sorgulamayı ve deneyerek gözle görmeyi gerektirir. Din ise sorgusuz ve sualsiz inanmayı gerektir.  Profesör demek bilim adamı demektir. Öyleyse bir insan hem sorgulamayı gerektiren bilim adamı ve hem de sorgusuz sualsiz inanmayı gerektiren Müslüman olamaz. O halde Profesör Hayrettin Karaman Müslüman değildir  ” demek ne kadar ayıp, günah ve saçmaysa “Bir insan hem Lâik ve hem de Müslüman olamaz” demek, o derece ayıp, günah ve saçmadır.

Neymiş?

Bir insan; hem Müslüman ve hem de lâik olamazmış.

Neymiş?

Lâiklik;Allah’ı tanımayan, onun hâkimiyetini bölen bir rakip” imiş.

Ey millet; Görüyor musunuz? Duyuyor musunuz? Anlıyor musunuz?

  Karaman Hoca; laiklik taraftarı milyonlarca insanın dinini ve imanını yargılayarak kararını veriyor ve bu insanları bir kalemde “Allah’ı tanımayan, onun hâkimiyetini bölen rakip bir sisteme inananlar” sınıfına sokuyor. Yani, laiklik taraftarlarını Müslüman olarak kabul etmiyor ve Onları Allahsızlar veya İslam’a inanmayanlar olarak kategorize ediyor.

Oysaki Yüce Rabbimiz:

Mâide suresi 99ncu, Ra’d suresi 40ncı, Ankebût suresi 18nci, Nahl suresi 35nci, Şûra suresi 48nci, En’an suresi 107nci, Yûnus suresi 49ncu, A’raf suresi 6ncı ve Sâd suresi 86ncı ayetlerde;

“…Resule düşen, açık bir tebliğden başka bir şey değildir  diyor.

Ayrıca, Yüce Allah Peygamberimize “…O halde tebliğ etmek sana, hesap sormak bize düşer”  demek suretiyle; kullarının imanını yargılama hakkını sevgili peygamberine bile vermiyor.

Hayrettin Karaman Hoca, fıkıh âlimi olduğuna göre; elbette “Bir insanın, kendisini Allah yerine koyarak, Allah kullarının imanını yargılamaya kalkmasının şirke girmek, yani Yüce Rabbimize ortaklık koşmak olduğunu” bal gibi bilir.

Ama Karaman Hoca; Ağzı olan herkesin bilir bilmez konuşmasına, tartışmasına ve ahkâm kesmesine de” itiraz ediyor ve bunları “Hem cahil hem cesur olmakla” itham ederek susturmaya çalışıyor.

 Millet cahil, Karaman Hoca ve Onun gibiler ise âlim olduğuna göre; “Ey cahiller, fazla düşünmeyin, sorgulamayın sadece şeyhinize ve hoca efendinize biat edin” demekten başka bizlere çıkar yol kalmıyor.

 Öyle ya, bizim gibi cahiller nereden bilecek. Belki, Yüce Rabbimiz; Aziz Peygamberimizden bile esirgediği “Kullarının imanını yargılama yetkisini” Hayrettin Karaman ve Onun gibi âlim hoca efendilere, özel bir ruhsatla vermiştir.

 Fıkıh Profesörü Hayrettin Karaman Hoca bunlarla da yetinmiyor. 7 Ağustos 2001 tarihinde, Yeni Şafak Gazetesinde yayınlanan “Tahammül mü hoş görmek mi?” başlıklı yazısında da:

 “…Her Müslüman, aleni (açıkça, kamuya açık yerde) dine, ahlaka, adaba aykırı bir davranışa -engellemek veya ıslah etmek maksadıyla- müdahale etmekle yükümlüdür…

 …İslam’a inanmayanlar kendi inançlarını serbestçe uygulayabilirler; ama bu uygulama Müslümanların hayat, ahlak ve dindarlıklarını, nesillerin eğitimini olumsuz etkileyecekse -İslam toplumunda- “onların aykırı filleri için özel mekânlar ihdas edilmek gibi tedbirlere başvurulur…

 …Çoğulcu bir toplumda yaşayan Müslüman’ın farklı olanlarla zorunlu ilişkisinin adına ben ısrarla “hoşgörü” değil, “tahammül diyorum…” fetvasını veriyor.

Neymiş?

Her Müslüman; dine, ahlaka, adaba aykırı bir davranışa -engellemek veya ıslah etmek maksadıyla- müdahale etmekle yükümlüymüş.

 Neymiş?

İslam’a inanmayanların yani laiklerin kendi inançlarını serbestçe uygulayabilmeleri ve onların İslam’a aykırı filleri için özel mekânlar ihdas edilmek gibi tedbirlere başvurulabilirmiş.

 Neymiş?

Müslüman’ın farklı olanlarla zorunlu ilişkisini Hayrettin Karamam “hoş görmüyor” sadece “tahammül” ediyormuş.

Karaman Hoca, bununla da yetinmiyor Müslüman demokrat ve laik olur mu?” başlıklı yazısında, İslam’a inanmayan laikler için ihdas edilecek mekânları “Bunun demokrasilerdeki örneği, ayrılmış yerlerdeki genelevlerdir” sözleriyle damgalıyor.

Böylece, Hayrettin Karaman “Din polisliğine” soyunuyor ve:

             a.     Hayrettim Karaman ve Onun gibi düşünenlerin kafalarındaki din anlayışına uymayanlara müdahaleyi yükümlülük olarak görüyor ve bu düşüncede olanları kışkırtıyor.

              b.     Hayrettim Karaman ve Onun gibi düşünenlerin kafalarındaki ahlak anlayışına uymayanlara müdahaleyi yükümlülük olarak görüyor ve bu düşüncede olanları kışkırtıyor.

              c.      Hayrettim Karaman ve Onun gibi düşünenlerin kafalarındaki adap anlayışına uymayanlara müdahaleyi yükümlülük olarak görüyor ve bu düşüncede olanları kışkırtıyor.

              d.     Şimdi Hayrettin Karaman’a sormak gerekir;

                        1)    Bu müdahalelerin şekli ve sınırı ne olacak?

                        2)    Kaş mı çatacaksınız?

                        3)    Surat mı asacaksınız?

                         4)    Sözle mi ikaz edeceksiniz?

                          5)    Dövecek misiniz?

                          6)    Önerdiğiniz özel mekânlara mı tıkacaksınız?

                           7)    Tahammül sınırınızı aştığında ve dinden çıkanları katletmek vacip olduğuna göre, öldürecek misiniz?

                            8)    Size aykırı gelen ahlak ve adap anlayışına da müdahaleyi öngördüğünüze göre, sizin kafanızdaki ahlak ve adap anlayışı nedir?

İşte bunlar, İslam tarihinde kendileri gibi düşünmeyen Müslümanları kâfir kabul eden ve katli vacip olarak gören “Haşhaşi” ve “Hasan Sabbah”  zihniyetidir.

İşte bunlar, benim güzelim dinimi istismar etmektir.

İşte bunlar, insanı dinden ve imandan etmektir.

İşte bunlar, din maskesi takmış sahtekârlara kapı açmaktır.

İşte bunlar, hem mütedeyyin Müslüman ve hem de lâiklik taraftarı olan insanları dışlamaktır.

İşte bunlar, bölücülük yapmaktır.

İşte bunlar; bir takım Taliban, Haşhaşi ve Hassan Sabbah zihniyetlilere, lâikleri hedef göstermektir.

İşte bunlar; Daha önce defalarca, bıkmadan ve usanmadan, ısrarla sunduğum yazılarda belirttiğim gibi; din tüccarlığıdır, maddi ve siyasi çıkarları için “Allah adını kullanarak insanları aldatmaktır” ve Yüce Rabbimizin kulları arasına nifak sokmaktır.

https://hikmetyavas.wordpress.com/  adresinde sunulan aşağıdaki yazıları da açıp okumanız dileğiyle selam ve saygılar sunarım.

             a.     DİN MASKESİ TAKMIŞ SAHTEKARLAR (DİNİN İSTİSMARI VE SİYASAL İSLAM)

             b.     BUNLAR İNSANI DİNDEN VE İMANDAN EDERLER.

             c.      TÜRKİYE’DE TÜREYEN “HARİCİ VE HAŞHAŞİ” BOZUNTULARI

Hikmet YAVAŞ (İZMİR) hikmetyavas@gmail.com

 

Reklamlar

2 Yorum »

  1. […] 62.İŞTE BUNLAR “HAŞHAŞİ” VE “HASAN SABBAH” ZİHNİYETLİLERİN, MÜTEDEYYİN MÜSLÜMANLAR… Like this:BeğenBe the first to like this post. Yorumlar (4) […]

    Pingback tarafından YAZI BAŞLIKLARI ( Lütfen okumak istediğiniz yazının üzerini tıklayın ) « hikmetyavas — Ağustos 17, 2011 @ 9:11 am | Cevapla

  2. Kur’an’ın mesajını özümsemiş mütedeyyin bir Müslümanın bu reddiyesi, umarım Hayrettin Karaman ve onun gibi düşünenler için, Kur’an’ın Işığında hatalarını görme ve anlamalarında bir vesile ve bir öğüt olur.

    Fakihler, Müfessir ve Mütefekkirler, konuyla ilgili olarak, Allah’ın peygamberine :

    “De ki: “Tebliğime karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Ben size kendiliğimden / zorlamayla yükümlülük getirenlerden de değilim.” (38. sure (SÂD) 86. ayet)

    ve

    “İş ve hüküm konusunda sana düşen bir şey yoktur. Allah ya tövbelerini kabul ederek onları bağışlar yahut da zalim oldukları için onlara azap eder.” (3. sure (ÂLİ IMRÂN) 128. ayet)

    dediği ayetlerin anlamını gözardı etmeden yorum ve değerlendirme yapmalıdırlar.

    Tabii ki, yalnız ve ancak Allah’a kulluk ediyor ve yalnız O’ndan sakınıp, yalnız O’nun rızasını gözetiyorlarsa…


    Selam ve Sevgiler…
    M.Kemal ADAL.

    Yorum tarafından M.Kemal Adal — Ağustos 17, 2011 @ 9:57 am | Cevapla


RSS feed for comments on this post. TrackBack URI

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: