hikmetyavas

Eylül 5, 2011

YÜCE RABBİM, ŞEYTANA SECDE EDENLERİ ISLAH ETSİN

Filed under: Köşe Yazılarım ( Denemeler ) — hikmetyavas @ 4:21 pm

YÜCE RABBİM, ŞEYTANA SECDE EDENLERİ ISLAH ETSİN

Yazılı ve görsel medyayı örümcek ağı gibi sarmış tarikat ve cemaat müridi din tüccarları; sanki İslam dini kendi tekellerindeymiş gibi, bıkmadan usanmadan:

             a.     Türk Ordusu’nun komutanlarını, dinsizlikle itham ediyorlar.

              b.     Askeri okullarda Marksist, Leninist, ateist, mason ideoloji ve kültürünün egemen kılınmaya çalışıldığını iddia ediyorlar.

              c.      Bugün Türk Silahlı Kuvvetleri’nin en büyük sıkıntısının dinden tecrit edilmiş bir eğitim sistemi olduğunu söylüyorlar.

              d.     Askeri eğitim doktrininin Dinden uzak durmayı öğrettiği propagandasını yapıyorlar.

              e.     Askerlik yaşam tarzı olarak görülüyor, bu bir bakıma askerliğin din olarak görüldüğü algısını oluşturuyor diyorlar.

Dikkat ederseniz, Ordu düşmanlığını körüklemek için yalan yanlış haberler ve propaganda yapan örgütlü bir şebeke var.

Bu şebeke, Batının çıkarlarını korumak için örgütlenen bir Truva atı görevini yapıyor.

Bu şebeke, Arap baharı adı altında Büyük Ortadoğu Projesini gerçekleştirmek isteyen Batı’nın egemen güçlerine; bir ileri karakol, bir sıçrama tahtası, siyasi bir üs hizmeti veriyor ve taşeronluk yapıyor.

Bu şebeke; Türk halkının zihninde, sanki “kışla-cami” çatışması varmış algısını yaratarak Türk Halkını kendi Ordusuna karşı kışkırtmaya ve yıpratmaya çalışıyor.

Bu şebeke, milletin ordusunu imamın ordusu haline dönüştürmeye ve Batı’nın çıkarlarını koruyan jandarması haline getirmeye çalışıyor.

Bu şebeke, Türk Ordusunu kontrol altına alarak, siyasi ve maddi menfaatleri istikametinde kendi derin planları için kullanmaya uğraşıyor.

Bu şebeke, saf ve temiz mütedeyyin Müslümanları; din, iman ve Allah adıyla aldatarak “Ilımlı İslam” adı altında Batıyla uyumlu ve onların çıkarlarına hizmet eden yeni bir din yaratmaya çalışıyor.

Bu şebeke, Ilımlı İslam Halifeliğine soyunarak, din yoluyla semirip holdingleşmesini sürdürmeyi amaçlıyor.

Dikkat edersek, Türk Ordusu karşıtı kampanyada, tarikat ve cemaatlerin yanı sıra, çoğu kez öncülüğü bazı önde gelen siyasilerin üstlendiğini görürüz.

İsterseniz, internette bir araştırma yapın ve ortaya çıkan tabloyu bir de bu gözle düşünün.

Eğer, yandaş medyadaki köşe yazarlarının arşivlerine girersek; “kışla-cami” zıtlaşması varmış algısı yaratarak, amaçlarına ulaşacaklarına inanan ve Türk Ordusu Komutanlarının din karşıtıymış algısını yaratmaya çalışan zihniyeti bütün çıplaklığıyla görürüz. Örneğin:

Haber 5 yönetmeni İslam Arslan, 22 Temmuz 2010 tarihli köşe yazısında;

 Genelkurmay Başkanı olan zat Hakkâri’de bir camiye gitse, Diyarbakır’da bir cuma kılsa, bir kahvede 3 saat geçirse, bir inşaata gitse 3 tane ameleyle konuşsa, bir dokuma atölyesine girse 3 hanım kızımızla sohbet etse, haftada bir farklı kente gitse, kısaca oraya yüreğini koysa “Kürt sorunu” çözülür” diyor.

Ahmet Taşgetiren, 24.Ağustos.2009 tarihinde Aksiyon Dergisinde yayınlanan “Deli dolu bir yazı” başlıklı yazısında, Başbakan’ın Genelkurmay başkanına şöyle dediğini hayal ediyor;

Camilerde Başbakan ve Genelkurmay Başkanı olarak yan yana cuma namazı kılalım. Bölgenin “ak Sakalları”yla aşiret sofralarına oturalım. Çok mu hayal kurdum… Bunlar olmaz mı? Hiç kimse rol almaz mı bu hayal senaryosunda? Kuşkularımızdan kurtulamaz mıyız?” diyor.

Fetullah Gülen Web Sitesinde,  25 Ocak 1995 tarihinde, Fetullah Gülen ile yapılan ” Genelkurmay Başkanı Hacca Gitse” başlıklı bir röportaj var. Röportajı yapan kişi:

En büyük hayallerinizden birinin Genelkurmay Başkanı’nın hacca gitmesi olduğunu öğrendim. Doğru mu?” diye soruyor.

Fetullah Gülen;

 “…Türkiye’de bazı şeylerin değişmesi biraz da bazı insanların değişmesine bağlıdır. Mesela bir Başbakan’ımızın hacca gitmesi, açık namaz kılması, bir Reis-i Cumhur’un hacca gitmesi, açık namaz kılması, bunlar Türkiye’de çok şeyi değiştirebilir mülahazasıyla arzum olabilir” diyor.           

 Kamuoyunda, Fetullah Gülen cemaatinin sözcüsü olarak bilinen Hüseyin Gülerce de, 31. Ağustos. 2011 tarihinde, Zaman Gazetesinde yazdığı “Başbakan ve komutan, camide aynı safta” başlıklı köşe yazısında;

Cumhurbaşkanı, Meclis Başkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı, bakanlar, kuvvet komutanları Ankara’da Kocatepe Camii’nde aynı safta bir bayram namazı kılsalar. Ne olur? Söyleyeyim; Türkiye’de çifte bayram olur. Hani ordu-millet kaynaşması deniyor ya, hem de ne kaynaşma olur. Laiklik falan da elden gitmez, zedelenmez” diyor.

Ayrıca “Habervaktim Gazetesinde” yayınlanan “Türk Silahlı Kuvvetleri’nde Eğitim” konulu yazı dizisinde ise, Türk Askeri:

             a.     Din karşıtı olmakla itham ediliyor.

              b.     Türk askerlerinin, İslam dinine değil “Askerlik bir yaşam tarzıdır” olgusuna taptığı iddia ediliyor.

              c.      Asker ailesi çocuklarının, dini eğitimlerinin ve duygularının yetersizliğinden bahsediliyor.

Türk Ordusu aleyhine bıkmadan usanmadan yapılan bu gibi propagandalara, saf ve temiz mütedeyyin dindar kardeşlerimizin çoğu,  ne yazık ki inanıyorlar.

Sanki bu din tüccarları “Kırk kurnadan kırk tas ile kırklanıp, pürü pak olmuş gibi”  bakın bizler namazında niyazında kişileriz, bizden zarar gelmez, bizim söylediklerimize inanın diye mütedeyyin Müslüman kardeşlerimizi Türk Ordusu aleyhine yönlendirmeye çalışıyorlar.

Bu tür propagandalardan etkilenen insanlarımız da; “en azından bunların alnı secde görüyor” diyerek bu gibi din tüccarlarına oy, destek ve para yağdırıyor.

Türk Ordusunu din karşıtı olmakla itham edenlerin ve insanları “Alnı secdeye değenler ve alnı secdeye değmeyenler” diye ayrıştıran Allahtan korkmaz ve kuldan utanmazların bütün iddialarının hepsine “İslam Dini” bakımından şirke girdiklerini belirten ve Ek’lerde sunulan 5 adet yazıyla cevap verilmiştir. Bu hayâsızlara inanan kardeşlerimizin söz konusu yazıları açarak dikkatle okumalarını ve düşünmelerini öneriyorum.

Ayrıca, 41 yıl askeri üniforma altında Türk Ordusu saflarında hizmet etmiş emekli bir asker olarak, tüm kamuoyuna şunları hatırlatmak isterim:

             a.     Türk Silahlı Kuvvetlerinin Komutanları ile personelinin hiç birisi din karşıtı değildir. Sadece dini vecibelerini medya önünde yapmazlar. İnançları dinleri kendilerinedir. Dini inançlarını, reklam veya menfaat aracı olarak kullanmaktan korkarlar.

              b.     Allah’ın adını, çıkar hesabı için diline dolayanlardan hoşlanmazlar.

              c.      Din kisvesi altında tarikatlara mürit kazandırmaya ve Radikal örgütlere militan devşirmeye çalışanlara izin vermezler.

              d.     Halkımızı “inananlar ve inanmayanlar” veya “alnı secdeye değenler ve değmeyenlerolarak bölüp, Allah kullarının imanlarını yargılamayı İslam Dinine aykırı ve şirke girmek olduğuna inanır ve Allahtan korkarlar.

Kışla-Cami” çatışması yaratarak, Türk Halkı ile Türk Ordusu arasına nifak sokmaya çalışan zihniyete de şunları hatırlatmak isterim:

             a.     Askeri okullarda Marksist, Leninist, ateist, mason ideoloji ve kültürünün egemen kılınmaya çalışıldığını iddia edenler, Allahtan korkmaz ve kuldan utanmaz müfterilerdir.

              b.     Askeri Okullar; ilahiyat fakülteleri veya imam hatip okulları değildir bu nedenle dini eğitim değil askerlik eğitimi verilir. Bununla beraber dine saygıda kusur edilmez.

              c.      Askeri kışlaların çoğunda cami veya mescit vardır. Günde üç öğün yemeğe “Allah Adıyla” başlanır.

             d.     Dinimiz “İşin ehline verilmesini” emretmektedir. Alnı secdeden kalkmayan Arap komutanlarının, savaş meydanlarında İsrail’e defalarca yenildikleri unutulmamalıdır. Günde beş vakit alnı secde gören ehliyetsiz eller tarafından, hizmete sokulan hızlı tren ilk seferinde kaza yapıp, 30 kişi öldükten sonra “Takdiri İlahi” diyerek sorumluluğu Allahın üzerinden atan demiryolu yetkililerinin söylediği gibi, Arap komutanların da “Takdiri İlahi” diyerek boyun büktüklerini ve sorumluluğu Allahın üzerine attıklarını hatırlayınız.

              a.     Eğer İslam Dinine saygılıysanız, saf ve temiz mütedeyyin Müslümanları; ağızlarınızı din, iman ve Allah adıyla eğip bükerek aldatmayacak ve aralarına nifak sokmayacaksınız. Örneğin:

                     1)    14 yaşındaki bir kız çocuğuna cinsel istismarda bulunan 78 yaşındaki yandaşınızı “Belki imam nikâhı kıymıştır” diyerek aklamaya çalışmayacaksınız.

                     2)    Camilerde; “Faiz haramdır, biz holdingler kurup size helal kâr payı vereceğiz” diyerek mütedeyyin Müslümanların alın teriyle kazandığı paraları toplayıp dolandırmayacaksınız.

                     3)     Fakir fukaraya, garip gurabaya “Allah rızası için yardım edeceğiz” diyerek din kardeşlerinizden yardım için topladığınız paraları cebe atmayacaksınız. Ucu size dokunacağını anlayınca, ilgili savcıları görevden almayacaksınız.

                     4)    Tüyü bitmedik yetimlerin hakkı olan vergilerle, siyasi partinize verilen yardım paralarını, sahte faturalarla harcamış gibi gösterip zimmetinize geçirmeyeceksiniz ve yargılanmaktan kaçmayacaksınız.

                     5)     Gözünün üstünde kaşın var diyenleri, isimsiz ve imzasız ihbarlarla, bu Ergenekoncudur diyerek içeriye tıkmayacaksınız.

                     6)     Hapse soktuğunuz masumların cep telefonlarına sahte suç delilleri yüklemeyeceksiniz. Bu sahtekârlık ortaya çıkınca “sehven oldu” diyerek kıvırtmayacaksınız.

                     7)    Ergenekon’un kasası” iftirasıyla zindana attığınız bir masumun kanserden ölüm döşeğine düşünceye kadar tahliyesine engel olmayacaksınız.

                     8)    Yasadışı yollarla insanların telefonlarını ve konuşmalarını dinlemeyeceksiniz ve yatak odalarını gözetleyip kaydetmeyeceksiniz.

                     9)    Bunları, siyasi ve maddi çıkarlarınız için Atlantik ötesinden servis etmeyeceksiniz.

                     10)  Yandaşlarınızı devlet kadrolarına sokmak için KPSS sınavlarında hile hurda yapmayacaksınız.

                     11)  Yandaşlarınızın çocuklarını kayırmak için YGS sınavlarında şifreleme yapıp kul hakkı yemeyeceksiniz.

                     12)  Yandaşlarınızın kurduğu gıda bankacılığı (yardımı) yapan derneklere yapılan bağışları, vergiden muaf tutan kanunlar çıkarmayacaksınız. Yandaş işadamlarınıza dönüp; bu devlete vergi verme, bizim derneklere bağışta bulun ve tümünü vergiden düş demeyeceksiniz. Böylece, devlet kasasına girmesi gereken milletin hakkını sülük gibi emmeyeceksiniz.

                     13)  Dinler arası diyalog ve Ilımlı İslam numaralarıyla, Vatikan’la uyumlu bir din yaratmaya çalışmayacaksınız.

                     14)  Kendinden ve imanından emin bir Müslüman olarak, yabancı servislerle işbirliği yapmayacaksınız.

                     15)  Dinimizin “işi ehline veriniz” emrine uyacaksınız ve bu nedenle Türk Ordusunun başına Genelkurmay Başkanı olarak bir imam atamaya çalışmayacaksınız.

                     16)  Yediğiniz naneleri örtbas etmesi için hâkim ve savcı satın almaya çalışmayacaksınız.

                     17)  Uluslararası terörün finansörü ilan edilen kişiye kefil olmayacaksınız.

                     18)  Bazı malların gümrük vergilerini bir gecede sıfırlayıp, evlatlarınız gerekli ithalatı yaptıktan sonra tekrar yükselterek haramzadelik yapmayacaksınız.

                     19)  İmar planlarında oynayarak rant elde etmeyeceksiniz.

                    20)  İhale kanununu bıkmadan usanmadan defalarca değiştirerek, devlet ihalelerini yandaşlarınıza peşkeş çekmeyeceksiniz.

                     21)  Bu Cumhuriyet’in 80 küsur yıllık birikimlerini, özelleştirme numaralarıyla  “Babalar gibi” yabancılara satmayacaksınız.

                     22)  Dini cemaat maskesi altında siyasetle ve ticaretle uğraşmayacaksınız. Devlet kurumlarını ele geçirmeye çalışmayacaksınız. Geliriniz ve gideriniz devlet denetimine açık olacak. Resmi kurumlarda kaydınız olacak. Din işlerine hile hurda karıştırmayacaksınız.

Sonuç olarak; insanların namazıyla niyazıyla ve alınlarının secde görüp görmediğiyle uğraşmadan önce, aynaya bakacaksınız. Orda şeytana secde etmiş birilerini göreceksiniz. Yüce Rabbim, şeytana secde edenleri ıslah etsin.

Lütfen, ek’lerde sunulan yazıları; bütün önyargılarımızdan, siyasi ve ideolojik saplantılarımızdan arınarak ve anlamaya çalışarak okuyup düşünmemiz dileğiyle selam ve saygılar sunarım.

Hikmet YAVAŞ (İZMİR) hikmetyavas@gmail.com

EKLER

EK-1: SİZ ALLAH MISINIZ?

Sayın Haber Vaktim Editörü,

Türk Silahlı Kuvvetleri’nde Eğitim konulu yazı dizisine başlayacağınızı belirtiyor ve bazı açıklamalarda bulunuyorsunuz. Söz konusu açıklamalarınızda özetle:

             a.     “Subayların, bugünkü eğri ya da doğru bu duruşlarının nedeninin, aldıkları ve alamadıkları eğitimin eseri olduğunu” söylüyorsunuz.

             b.     Toplumun önemli bir bölümünde; Subaylarımız başörtüsüne karşı, Kur’an kurslarına karşı; muhafazakâr partilere, muhafazakâr Sivil Toplum Örgütleri’ne, gazete ve televizyon kanallarına mesafeli, muhafazakâr parti, STK ve medya organlarını takip eden halka da karşılar. Kısacası toplumun çok önemli bir bölümüne karşılar” kanısı hakim diyorsunuz.

              c.      Kendi kendinize bir dizi soru sorup cevabını da kendiniz vermek suretiyle;Bu algılamanın toplumda durduk yerde oluşmadığı, Türk subaylarının DİNE VE SİYASETE ÇERÇEVE ÇİZME dürtüsüyle yetiştirildiği ve TSK’deki eğitim sisteminin temelinde bunun olduğu sonucuna ulaşıyorsunuz.

              d.     Yazı dizinizi okurken yer yer çok şaşıracağımızı, yer yer çok kızacağımızı ve “Peygamber Ocağı” olarak gördüğümüz, görmek istediğimiz TSK’mizin acı gerçekleri ile yüzleştiğimizde, yakıştıramayacağımızı ve üzüleceğimizi vurguluyorsunuz.

              e.     Uzman görüşlerine göre; ülkemizde ilköğretim ve liselerde okutulan zorunla Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersi çocukların dini eğitimi konusunda yeterli olmuyor. Okullarda verilen eğitimin yetersizliğini gören aileler çocuklarına kendi gayretleri ile İslam’ı öğretmeye çalışıyor, özellikle Yaz aylarında Kur’an kursları dolup taşmakla birlikte, veliler özellikle Cuma namazlarına ellerinden tuttukları çocukları ile iştirak ediyorlar diyorsunuz.

              f.        “PEKİ, YA SUBAY AİLELERİNDE DURUM NE?” sorusunu gündeme getiriyor ve yine cevabını kendiniz şöyle veriyorsunuz:

                     1)    Bu güne kadar “subayların, subay ailelerinin dini eğitimi” üzerine yapılmış herhangi bir araştırma, anket bulunmamaktadır. Bununla birlikte; halkın önemli bir bölümünde ailelerin kendi gayretiyle edindiği dini eğitim KONUSUNDA SUBAY AİLELERİNDE İSE AĞIRLIKLI OLARAK İLKÖĞRETİM VE LİSEDE ZORUNLU OLARAK OKUTULAN VE HAFTADA BİR İKİ SAATTEN İBARET OLAN DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ DERSİ İLE YETİNİLDİĞİ görülüyorsonucuna varıyorsunuz.

                     2)    Aileler, namaz kılmanın, dini eğitim almanın, dini sohbetlere katılmanın “İRTİCAİ FAALİYET” olarak görülebildiği TSK’nın liselerinde, harp okullarında okuyan çocuklarını bunun dışında bir eğitime, kursa yönlendiremiyordiyorsunuz.

                     3)    BİR BABANIN ASKERİ LİSEDE OKUYAN OĞLUYLA CAMİYE GİTTİĞİ NEREDEYSE HİÇ GÖRÜLMEMİŞ BİR OLAY iddiasında bulunuyorsunuz.

                     4)     “YİNE BİR AİLENİN ASKERİ LİSEDE OKUYAN OĞLUNU YAZ TATİLİNDE DİNİ EĞİTİM ALMASI İÇİN BİR KURSA GÖNDERMESİ NEREDEYSE İMKANSIZdiyorsunuz.

 Sayın Editör,

Yayınlayacağınız yazı dizisiyle, Türk Silahlı Kuvvetleri’ndeki eğitimi, tamamen dini açıdan irdeleyeceğiniz anlaşılıyor.

Öyleyse gelin okuyucularınıza, güzeller güzeli ve en mükemmel İslam dinimizin bazı temel kurallarını hatırlatalım. Böylece okuyucularınıza, yayınlayacağınız yazı dizisini İslami açıdan değerlendirme fırsatını da sunalım:

ALAK SURESİ 1nci, MÜZZEMMİL SURESİ 4ncü ve MUHAMMED SURESİ 24ncü ayetler, özetle; “…KURAN’I AĞIR AĞIR VE ANLAMINI İNCEDEN İNCEYE DÜŞÜNEREK OKUMAMIZI” emreder.

ENFÂL SURESİ 22nci, MÜMİNÛN SURESİ 80nci, EN’AM SURESİ 32nci, YÛNUS SURESİ 100ncü ayetler ve daha pek çok ayet ise; “…AKLIMIZI KULLANMAMIZI” şart koşar.

Yazı dizinizin başlangıcında yaptığınız tanıtıcı açıklamanızı, eğer Kuran’da yazılı yukarıdaki emirlere uygun olarak inceden inceye düşünerek ve aklımızı kullanarak okursak; din üzerinden siyaset yaptığınız ve dini istismar ettiğiniz sonucuna varırız. Örneğin:

1. ŞİRKE GİRİYORSUNUZ VE OKURLARINIZI DA ŞİRKE BULAŞTIRIYORSUNUZ:

NİSA SURESİ 116ncı, NİSA SURESİ 48nci, KEHF SURESİ 26ncı, ŞÛRA SURESİ 21nci, ZÜMER SURESİ 65nci, EN’AM SURESİ 117nci ve TÎN SURESİ 8nci ayetlere göre; “…ALLAH KENDİSİNE ORTAK (ŞİRK) KOŞULMASINI ASLA AFFETMEZ VE O HÜKMÜNE HİÇ KİMSEYİ ORTAK ETMEZ

MÂİDE SURESİ 99ncu, RA’D SURESİ 40ncı, ANKEBÛT SURESİ 18nci, NAHL SURESİ 35nci, ŞÛRA SURESİ 48nci, EN’AN SURESİ 107nci, YÛNUS SURESİ 49ncu, A’RAF SURESİ 6ncı ve SÂD SURESİ 86ncı ayetlere göre ise;

“…RESULE DÜŞEN, AÇIK BİR TEBLİĞDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR.” ve Yüce Allah Peygamberimize “…O HALDE TEBLİĞ ETMEK SANA, HESAP SORMAK BİZE DÜŞER.”  Demek suretiyle ;” KULLARININ İMANINI YARGILAMA HAKKINI SEVGİLİ PEYGAMBERİNE BİLE VERMEMİŞTİR.”

Kuran’ın bu açık emirlerine rağmen;

             a.     Bu milleti İNANANLAR ve İNANMAYANLAR olarak kategorize ediyorsunuz. Subayları, subay ailelerini ve çocuklarını İNANMAYANLAR veya en hafif deyimiyle DAHA AZ DİNDARLAR sınıfına koyuyorsunuz. Diğer bir deyimle; YÜCE RABBİMİZİN sevgili PEYGAMBERİMİZE bile vermediği bir yetkiyi kullanarak SUBAYLARIN, AİLELERİNİN VE ÇOCUKLARININ İMAMINI YARGILAMAYA YELTENİYORSUNUZ.

             b.     Toplumun önemli bir bölümünde; Subaylarımız başörtüsüne karşı, Kur’an kurslarına karşı, muhafazakâr partilere, televizyon kanallarına ve halkımıza karşı olduğu kanısının hâkim olduğunu” iddia ediyorsunuz:

                         1) Öncelikle, subayların Kuran’a ve Kuran kurslarına karşı olduğu tamamen yalan ve iftira olup, dinimize göre de günahtır. Bütün subayları kapsayan bilimsel bir anket mi yaptınız da bu sonuca ulaştınız. Subayların karşı olduğu şey; kaçak Kuran kurslarında, yetkisiz ve bilgisiz kimseler tarafından, Kuran’da olmayan yalan yanlış hurafelerle çocuklarımızın beyinlerinin yıkanmasıdır. Nitekim Yüce Rabbimiz de;

ÂLİ İMRAN SURESİ 78nci ayette : “ ONLARDAN BİR ZÜMRE VARDIR, ASLINDA KİTAP’TAN OLMAYAN BİR ŞEYİ SİZ KİTAP’TAN SANASINIZ DİYE, DİLLERİNİ KİTAP’LA EĞİP BÜKERLER. O, ALLAH KATINDAN OLMADIĞI HALDE, BU ALLAH KATINDANDIR, DERLER. BİLİP DURDUKLARI HALDE, ALLAH HAKKINDA YALAN SÖYLERLER.” ve FUSSILET SURESİ 40ıncı ayette de : “ AYETLERİMİZ HAKKINDA EĞRİ İLE DOĞRUYU BİRBİRİNE KATANLAR, BİZE GİZLİ KALMAZLAR” demek suretiyle, dinimize hurafe karıştıran eğitimi yasaklamıştır.

                                              I.   Yüce Allah’ımızın karşı çıktığı bir şeye, askerlerin de karşı çıkması sizi neden rahatsız ediyor?

                                           II.    Yasal Kuran kurslarını neden teşvik etmiyorsunuz?

              c.      Dini eğitim konusunda” SUBAY AİLELERİNDE İSE AĞIRLIKLI OLARAK İLKÖĞRETİM VE LİSEDE ZORUNLU OLARAK OKUTULAN VE HAFTADA BİR İKİ SAATTEN İBARET OLAN DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ DERSİ İLE YETİNİLDİĞİ görülüyor” iddianıza gelince:

              b.     “…RESULE DÜŞEN, AÇIK BİR TEBLİĞDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR… O HALDE TEBLİĞ ETMEK SANA, HESAP SORMAK BİZE DÜŞER… O, HÜKMÜNE HİÇ KİMSEYİ ORTAK ETMEZ… ALLAH, YARGIÇLARIN EN GÜZEL HÜKÜM VERENİ DEĞİL Mİ?” diyen YÜCE RABBİMİN hakkınızda gerekli hükmü vereceğine, mütedeyyin bir Müslüman olarak inanıyorum.

              c.       Sizler, Tüm subay ailelerini ve çocuklarını dini eğitim bakımından yetersiz olmakla nasıl itham edersiniz? Sizler, güya dini eğitimi yüksek ve Müslümanlığı hiç kimseye bırakmayan bilge kişilersiniz. Allah aşkına, Subaylarla beraber ailelerinin ve çocuklarının dini eğitimlerini ve imanlarını yargılamaya kalkmanın ne demek olduğunu hiç bilmiyor musunuz? 

              d.     Aileler, namaz kılmanın, dini eğitim almanın, dini sohbetlere katılmanın İRTİCAİ FAALİYET olarak görülebildiği TSK’nin liselerinde, harp okullarında okuyan çocuklarını bunun dışında bir eğitime, kursa yönlendiremiyorsöyleminiz,

 BİR BABANIN ASKERİ LİSEDE OKUYAN OĞLUYLA CAMİYE GİTTİĞİ NEREDEYSE HİÇ GÖRÜLMEMİŞ BİR OLAYsavınız,

YİNE BİR AİLENİN ASKERİ LİSEDE OKUYAN OĞLUNU YAZ TATİLİNDE DİNİ EĞİTİM ALMASI İÇİN BİR KURSA GÖNDERMESİ NEREDEYSE İMKÂNSIZ gibi iddialarınız da külliyen yalan ve iftiradır.

                    1)    Bir babanın askeri lisede okuyan oğluyla camiye gidip gidemediğini nereden biliyorsunuz? Bilimsel kanıtlarınız var mı?  Hem, bunu sorgulama hakkını nereden alıyorsunuz? Siz din polisi misiniz?

                     2)    Türk Silahlı Kuvvetlerinde; namaz kılmak ve mütedeyyin dindar olmak hiçbir zaman “İRTİCAİ FAALİYET” olarak görülmemiştir. Ancak,

  • Din kisvesi altında TARİKATLARA MÜRİT kazandırmaya çalışmak,
  • Radikal örgütlere MİLİTAN DEVŞİRME gayretine girmek,
  •  DİNİ SİYASETE ALET ederek, orduyu siyasal İslam’ın arka bahçesi haline getirmeye uğraşmak,
  •  Din üzerenden SİYASAL VE MADDİ ÇIKAR sağlamak,
  •  Halkımızı İNANANLAR ve İNANMAYANLAR olarak bölmek ise, hem İSLAM DİNİNE AYKIRI, hem ŞİRK ve hem de İRTİCANIN TA KENDİSİDİR.

Sonuç olarak; eminim ki “Kuranı inceden inceye düşünerek okuyan ve aklını kullanan” mütedeyyin Müslümanlar, size ve sizin gibilere; “durun bakalım, siz Allah mısınız veya Allah ile ortak mısın ki, insanların imanını yargılama hakkını kendinizde buluyorsunuz. Yüce Allahın sevgili peygamberine bile tanımadığı bir yetkiyi, utanmadan ve hangi cesaretle kullanmaya yelteniyorsunuz. Siz gırtlağınıza kadar şirke batmışsınız. Bizi de günahınıza ortak etmeyin. ” diyeceklerdir.

 2. DİN TÜCCARLARINI KORUYORSUNUZ VE AYNI SAFTA BULUŞUYORSUNUZ:

 Askerlerin; “muhafazakâr siyasi partilere, muhafazakâr televizyon kanallarına ve sivil toplum kuruluşlarına ve halka karşı olduğu” iddiaları da yalan ve iftiradır. Çünkü:

ÂLİ İMRAN SURESİ 161nci ve 187nci, BAKARA SURESİ 75nci, 79ncu 174ncü ve NAHL SURESİ 95nci ayetler; “ DİNİ DEĞERLERİ BASİT BİR ÜCRET KARŞILIĞI SATMAYI, KAMU MALINDAN AŞIRMAYI VE SONUÇ OLARAK DİN ÜZERİNDEN MADDİ MENFAAT SAĞLAMAYI YASAKLAMIŞTIR

SÂD SURESİ 86ncı ayette de; peygamberimizin bile “ TEBLİĞİNE KARŞILIK HERHANGİ BİR ÜCRET İSTEMEDİĞİNİ…” belirtmiştir.

HADİD SURESİ 14ncü, ÂLİ İMRAN SURESİ 78nci, FUSSILET SURESİ 40ıncı, LUKMAN SURESİ 33ncü ve FÂTIR SURESİ 5nci ayetler ise; “ ALLAH ADIYLA İNSANLARI ALDATMAYI YASAKLAMIŞ VE BUNLARA KARŞI DİKKATLİ OLMAMIZ İÇİN BİZLERİ UYARMIŞTIR

              a.     İşte, askerlerin karşı çıktığı şey; din, iman, Kuran, Peygamber ve Allah adı kullanılarak halkın aldatılması ve siyasi menfaat temin edilmesidir.

              b.     İşte askerler, benin güzel İslam Dinimin siyasete alet edilerek maddi çıkarlar sağlanmasına karşıdır.

              c.      İşte askerler, holdingler kurup helal kar payı vereceğiz deyip, ağızlarını Allah adıyla eğip bükerek halkın dişiyle tırnağıyla biriktirdikleri paraları toplayıp cebe atanlara karşıdır.

              d.     İşte askerler, fakire fukaraya Allah rızası için yardım edeceğiz diyerek, toplanan paraları yok edenlere karşıdır.

              e.     İşte askerler, halkın vergilerinden oluşan hazineden, devlet yardımı alıp zimmetine geçirenlerin Müslümanlığa gelince en önde koşmalarına ve dinimizi istismar etmelerine karşıdır.

               f.       Yüce rabbimizin de karşı çıktığı şeylere, subayların da karşı çıkması sizi neden rahatsız ediyor?

              g.     Subayların, başörtüsüne karşı oldukları dabir iftiradır. Çoğumuzun nineleri ve anaları başörtülüdür:

                     1)    Askerler, ninelerimizin ve analarımızın taktıkları başörtüsüne değil, türban adı altında siyasileştirilmiş bir örtünme şeklinin ALLAH ADI KULLANILARAK kadınlarımıza dayatılmasına karşıdır.

                    2)    Türban takanların İNANANLAR, takmayanların ise İNANMAYANLAR sınıfına sokulmasına karşıdır.

                     3)    DİN TÜCCARLIĞI YAPARAK, haram yoldan zenginleşmiş olanların, 4 çeker ciplere binerek durakta bekleyen başörtülülere çamur sıçratmasına karşıdır.

             h.     “Türk subaylarının DİNE VE SİYASETE ÇERÇEVE ÇİZME dürtüsüyle yetiştirildiği ve TSK’deki eğitim sisteminin temelinde bunun olduğu” iddianıza gelince:

                     1)    Peşinen, bir yanlışınızı veya bilerek yaptığınız bir mantık hilesini düzeltmek isterim; Türk Silahlı Kuvvetleri, bir imam hatip okulu veya ilahiyat fakültesi değildir. Bu nedenle dini eğitim vermez.

                     2)    Bununla beraber, Türk Silahlı Kuvvetleri ve subayı dine en saygılı kurumlardan bir tanesidir. Örneğin:

  • Günde üç öğün yemeğe, Allah adıyla dua edilmeden başlanmaz.
  • Ramazanda, oruç tutmak isteyen tüm personele iftar ve sahur yemekleri çıkarılır.
  • Kışlaların çoğunda cami vardır ve mesai dışında ibadetini yapmak isteyenler serbestçe ibadetini yapmaktadır.
  • Generallerin, subay ve astsubayların tamamına yakını, gösteriş yapmadan oruçlarını tutmakta ve ibadetlerini yapmaktadırlar.
  • Din üzerinden maddi ve manevi menfaat sağlamayı, askerler günah sayarlar.
  • Bütün bunları yok sayıp, askerlerin imanını yargılamaya kalkmak şirke bulaşmaktır.

 3. MÜSLÜMANLARI FIRKALARA ( HİZİPLERE) BÖLÜYOSUNUZ:

RÛM SURESİ 32nci, ŞÛRA SURESİ 13ncü ve EN’AM SURESİ 159ncu ayetler; “…DİNİ YALNIZ ALLAHA ÖZGÜLEYEREK DOSDOĞRU TUTMAYI VE ONDA BÖLÜNÜP FIRKALARA AYRILMAMAYI…” emrediyor.

KEHF SURESİ 102nci, MÜMİN SURESİ 14ncü, ZÜMER SURESİ 3ncü, 11nci ve 66ncı ayetler ile SEBE SURESİ 40ncı ve FÂTİHA SURESİ 5nci ayetler ise; “ İNSANLARDAN VELİ EDİNMEMELERİNİ, YALNIZ ALLAHA İBADET VE KULLUK ETMELERİNİ VE YALNIZ ALLAHTAN YARDIM DİLEMELERİNİ” emrediyor. Siz ise Yüce Rabbimin emirlerine karşı gelerek:

             a.     İnsanları İNANANLAR ve İNANMAYANLAR olarak kategorize edip FIRKALARA BÖLÜYORSUNUZ.

              b.     Yüce Rabbimizin hiç kimseye vermediği yetkiyi, SANKİ ALLAHMIŞSINIZ gibi kullanarak, İNSANLARIN İMANINI YARGILIYORSUNUZ. Gırtlağınıza kadar ŞİRKE BATIYORSUNUZ ve okurlarınızı da ŞİRKE BULAŞTIRIYORSUNUZ.

              c.      Allahtan korkmadan ve kuldan utanmadan Silahlı Kuvvetlerimize, subaylarımıza, ailelerine ve çocuklarına İFTİRA ATIYORSUNUZ.

              d.     Ordu ile millet arasına ve Silahlı Kuvvetlerimizin içine NİFAK SOKMAYA çalışıyorsunuz.

              e.     Bunların hepsi dinimize göre günahtır. Soruyorum:

                        SİZ ALLAH MISINIZ?

                       ALLAH İLE ORTAK MISINIZ?

                       ALLAHTAN KORKMUYOR VE PEYGAMBERDEN UTANMIYOR MUSUNUZ?

                       MÜSLÜMANLIK SİZİN TEKELİNİZDE Mİ?

Sayı Editör,

Okuyucularınıza bir çağrıda bulunuyor ve bu konuyla ilgili düşüncelerinizi gönderin yayınlayalım diyorsunuz. Alın size bir okuyucu düşüncesi. Hazırladığınız yazı dizinizin yanına bunu da koyup yayınlayabilecek misiniz? Bu yazının ekinde, daha geniş çaplı bir yorum daha gönderiyorum isterseniz onu da yayınlayabilirsiniz. Eğer inançlarınızda samimi iseniz, buyurun yayınlayın. Böylece, din kardeşlerimize yayınlayacağınız yazıları, dini açıdan değerlendirme fırsatı da sunmuş olursunuz. Bunu yapabileceğinizi hiç zannetmiyorum. Öyleyse Yüce Rabbim sizleri ıslah eylesin.

Hikmet YAVAŞ- İZMİR (hikmetyavas@gmail.com)

EK-2: HABERVAKTİM’İ PROTESTO

Sayın Haber Vaktim Editörü,

13 TEMMUZ 2010 günü; “Türk Silahlı Kuvvetleri’nde Eğitim” konulu yazı dizisine başlayacağınızı belirterek konuyla ilgili bir özet yaptınız. Ayrıca, okuyucularınıza bir çağrıda bulunarak “bu konuyla ilgili düşüncelerinizi gönderin yayınlayalım” dediniz.

Ben de, Müslümana inanmak düşer düşüncesiyle, yaptığınız çağrının samimiyetine inandım. Bu nedenle size, ek’lerde tekrar gönderdiğim iki adet yazılı görüşümü sundum. Söz konusu görüşlerimi bildirmekteki amacımı da şöyle açıkladım:

Yayınlayacağınız yazı dizisiyle, Türk Silahlı Kuvvetleri’ndeki eğitimi, tamamen dini açıdan irdeleyeceğiniz anlaşılıyor.

Öyleyse gelin okuyucularınıza, güzeller güzeli ve en mükemmel İslam dinimizin bazı temel kurallarını hatırlatalım. Böylece okuyucularınıza, yayınlayacağınız yazı dizisini İslami açıdan daha iyi değerlendirme fırsatını da sunalım” dedim.

Sözünüzde durmayacağınızı ve işinize gelmeyen görüşleri yayınlamayacağınızı biliyordum. Bu nedenle; “Okuyucularınıza bir çağrıda bulunuyor ve bu konuyla ilgili düşüncelerinizi gönderin yayınlayalım diyorsunuz. Alın size bir okuyucu düşüncesi… Eğer inançlarınızda samimi iseniz, buyurun yayınlayın. Böylece, din kardeşlerimize yayınlayacağınız yazıları, dini açıdan değerlendirme fırsatı da sunmuş olursunuz. Bunu yapabileceğinizi hiç zannetmiyorum. Öyleyse Yüce Rabbim sizleri ıslah eylesin” niyazında bulundum.

Hâlbuki çeşitli nedenlerle Silahlı Kuvvetlerden atılmış veya terfi edememiş kişilerin, Ordumuza ve askerlerimize kin kusan yalan ve iftiralarını ise, çarşaf çarşaf büyük bir zevkle yayınlıyorsunuz. Örneğin;

Silahlı Kuvvetler sayesinde okumuş, doktor ve profesör olmuş, albay seviyesine ulaşmış (muhtemelen general olamadığı için küsmüş) bir psikiyatr ile Silahlı Kuvvetlerden atılmamış ama sözüm ona kendisini attırmış birilerinin akla, mantığa ve dinimize sığmayan iftiralarını görüş olarak yayınlıyorsunuz. Onların iddialarına göre, güya:

             a.     Askeri okullarda Marksist, Leninist, ateist, mason ideoloji ve kültürü egemen kılınmaya çalışılıyormuş.

              b.     Bugün TSK’nin en büyük sıkıntısı dinden tecrit edilmiş bir eğitim sistemi imiş.

              c.      Askeri eğitim doktrini Dinden uzak durmayı öğretiyor muş.

               d.     Askerlik yaşam tarzı olarak görülüyormuş. Bu bir bakıma askerliğin din olarak görüldüğü algısını oluşturuyormuş.

              e.     İlk günden itibaren dinden uzak durulması gerektiği telkin ediliyormuş.

               f.       Öğrencilik yıllarında alkol kullanımı kesinlikle tavsiye edilen, olmazsa olmaz olarak sunulmaya çalışılan bir konuymuş.

Sayın Editör,

             a.     Ben 15 yaşında askeri okula girdim. 41 yıl bu Silahlı Kuvvetlere onurla hizmet ettim ve emekli oldum.

             b.     Harp Akademisi dâhil çeşitli eğitim kurumlarında öğretim üyeliği ve bazılarında komutanlık yaptım.

             c.      Kısaca çocukluğum, gençliğim ve orta yaşlılığım üniforma altında geçti ve askeri adap, terbiye ve ahlak nosyonuyla eğitildim.

             d.     Kendime göre İslam’ı bilen, Kuran-ı Kerim’i anlayarak okuyan ve dinimin gereklerini yerine getirmeye çalışan mütedeyyin bir Müslüman olmaya gayret ediyorum.

             e.     ALLAH ŞAHİDİMDİR Kİ, ORTAYA ATTIĞINIZ İDDİALARIN HEPSİ YALAN VE İFTİRADIR. ÇÜNKÜ

  • Bize hiçbir zaman Marksist, Leninist, ateist, mason ideolojisi ve kültürü egemen kılınmaya çalışılmadı.
  • Hiçbir zaman dinden uzak durmamız telkin edilmedi ve zorlanmadık;

               1)    Ramazanda iftar ve sahur yemeklerimizi de çıkardılar ve isteyenler oruçlarını da tuttular.

               2)    Bayram namazlarımızı, komutanlarımız ve erlerimizle beraber kıldık.

               3)    Evimde Kuran da okundu ve namaz da kılındı. Hiç kimse beni fişleyip Ordu’dan atmaya kalkmadı.

               4)    Öğrencilik yıllarında alkol kullanmamız kesinlikle tavsiye edilmedi. Aksine, alkol ve sigaradan uzak durmaya zorlandık.

              g.     Askerlik yaşam tarzı olarak görülüyormuş. Bu bir bakıma askerliğin din olarak görüldüğü algısını oluşturuyormuş.” İddiasının ise; dinden, imandan, akıldan, mantıktan, izandan ve ahlaktan yoksun bir yakıştırma olduğunu düşünüyorum;

  • Evet, askerlik bir yaşam tarzıdır. Çünkü:

               1)    Fedakârlık ister,

               2)    Asker eşi ve çocuklarının da bu fedakârlığa ortak olmalarını ister,

               3)    Gerektiğinde ülken ve milletin için canını vermeye hazır olmanı ister,

               4)    Bütün bu özverileri severek ve gönülden yapmanızı ister,

               5)    Ölürsem şehit, kalırsam gazi olurum inancına iman etmenizi ister,

  • İşte bu nedenle “ askerlik bir yaşam tarzıdır” demek, İslam’a yaklaşmak demektir. Bu cümlecikten hareketle “ASKERLİĞİN DİN OLARAK GÖRÜLDÜĞÜ ALGISINI OLUŞTURUYORLAR” iddiasında bulunanların ahlak ve namusunu Allaha havale ediyorum.

Sayın editör, sonuç olarak:

     1.     Şirke giriyorsunuz ve okurlarınızı da şirke bulaştırıyorsunuz.

     2.     Din tüccarlığı yaparak maddi menfaat sağlamaya çalışıyorsunuz.

     3.     Dindar kisvesi altında kendi çıkarlarına göre helal ve haram yaratıyorsunuz.

     4.     Müslümanları fırkalara ( hiziplere) bölüyorsunuz.

     5.     Siyasi iktidara yandaşlık yaparak devlet imkânlarından nemalanmaya çalışıyorsunuz.

     6.     Silahlı Kuvvetlerin içine nifak sokuyorsunuz,

     7.     Bölücülerin ve teröristlerin değirmenine su taşıyorsunuz.

 Sayın Editör,

Bu iletiyle birlikte size 5 adet Ek sunuyorum:

             a.     1nci ve 2nci ekler; yayınladığınız yazı dizisinin, İslami kurallara neden aykırı olduğunu, Kuran Ayetlerini referans göstererek açıklamaya çalışıyor.

             b.     3ncü ek; “Düğmeye Kim Bastı” başlığı altında, devletlerarası çıkar çatışmalarını, stratejik bir bakış açısıyla değerlendiriyor.

             c.      4ncü ve 5nci eklerde ise; “PKK, PJAK ve Barzani’nin ipleri kimin elinde” başlığı altında, bölücülerin amaç ve hedefleri ile perde arksındaki patronları belgeleriyle açıklıyor. Bu nedenle, bölücülerin değirmenine su taşıdığınızı düşünüyorum.

Yüce Rabbimin, Sizi ve Türk Silahlı Kuvvetleri ile onun onurlu mensuplarına iftira atanları ıslah etmesini diliyorum. Yeter artık, çekin şu kirli ellerinizi ve dillerinizi benim güzelim dinimin üzerinden. İslam sizin tekelinizde mi? Siz kim oluyorsunuz da, kurumların ve insanların imanını yargılama hakkını kendinizde buluyorsunuz? Bunların hepsi dinimize göre günahtır. Soruyorum:

             a.     SİZ ALLAH MISINIZ?

             b.     ALLAH İLE ORTAK MISINIZ?

             c.      ALLAHTAN KORKMUYOR VE PEYGAMBERDEN UTANMIYOR MUSUNUZ?

             d.     MÜSLÜMANLIK SİZİN TEKELİNİZDE Mİ?

Hikmet YAVAŞ (İZMİR) hikmetyavas@gmail.com

 

EK:3 HABERVAKTİM UTANMASINI BİL

Sayın Haber Vaktim Editörü,

Anadolu’da bir insanı övmek istedikleri zaman, kısaca “UTANMASINI BİLİYOR” derler.

UTANMASINI BİLMEK” önemli bir olgudur.

Gazeteci “iktidara, şeyhine, şıhına, hocasına, hoca efendisine, ağasına veya para babasına” kendisini, kalemini ve vicdanını sattığı zaman YALAN SÖYLER.

Böylece, sadece basın ahlak ilkelerine sadakatini, topluma saygısını, dürüstlüğünü ve Allah korkusunu değil, öyle anlaşılıyor ki UTANMA DUYGUSUNU da kaybediyor.

Günlerdir; “TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ’NDE EĞİTİM” konulu yazı dizisini yayınlıyorsunuz. Çeşitli nedenlerle Türk Ordusuna karşı içi kin ve nefretle dolu kişileri konuşturarak, askeri;

             a.     Din karşıtı olmakla itham ediyorsunuz.

              b.     Türk askerlerinin, İslam dinine değil “Askerlik bir yaşam tarzıdır” olgusuna taptığını söylüyorsunuz.

             c.      Asker ailesi çocuklarının, dini eğitimlerinin ve duygularının yetersizliğinden bahsediyorsunuz.

             d.     10 parmağınızda 10 kara, söylemediğinizi bırakmıyorsunuz.

Allah rızası için, bir tane de karşıt görüş yayınlayın dedim ve size Ek’te tekrar gönderdiğim 3 adet görüş sundum.

Görüşlerinizi gönderin yayınlayalım çağrısında bulundunuz ve yayınlamadınız. Bir tek karşıt görüşe bile tahammül edemediniz. Yalan söylediniz.

Hem de ne yalan, bütün toplumu gerecek, orduya ve askere olan güveni sarsacak, ordu – millet dostluğunu ve gelişimini baltalayacak bir yalan.

Toplumun, askerlerin ve asker ailelerinin çekeceği acılara aldırmadınız bile.

Bu ülkenin birlik ve bütünlüğüne düşman olan, bu milletin huzura ve güvene asla kavuşmasını istemeyen bölücüler ve teröristler ile medya görevlilerinin değirmenine su taşıdınız.

İnsan bir utanır. Hiç mi utanmayacaksınız? Nasıl gazetecisiniz siz? Doğrulara hiç mi tahammülünüz yok? Bir utanın, bir düşünün, bir kere de yüzünüz kızarsın.

Utanma duygusunu hissetmeden gerçek gazeteciliğe dönemeyeceksiniz, bunu anlayamıyor musunuz?  Yaptıklarınızdan utanmazsanız bunları tekrarlarsınız, tekrarladıkça insanlıktan uzaklaşırsınız.

Son olarak; ”ALLAHTAN KORKUN, KULDAN UTANIN VE VİCDANLI OLUN” diyor ve Yüce Rabbimin sizi ıslah etmesini diliyorum.

Hikmet YAVAŞ (İZMİR) hikmetyavaş@gmail.com

EK:4DİN MASKESİ TAKMIŞ SAHTEKÂRLAR (DİNİN İSTİSMARI VE SİYASAL İSLAM)

Bugüne kadar Allahtan korkmayan, kuldan utanmayan ve ar damarı çatlamış bazı insanların; ağızlarını din, iman, peygamber ve Allah adıyla eğip bükmelerine kanarak çok istismar edildik:

             a.     Bizlerin oylarını aldılar, soydular veya soyulmamıza göz yumdular. 

              b.     Verdiğimiz vergilerden oluşan, siyasi partilere yardım paralarını zimmetlerine geçirdiler, hesap vermekten kaçtılar ve kendilerine özel aflar çıkardılar.

              c.      Allah adına fakirlere yardım edeceklerini söyleyerek paralarımızı topladılar ve ceplerine attılar.

              d.     İslami Holdingler kurup, bizlere helâl kâr payı vereceklerini söyleyip, alın teriyle kazanıp, dişimizden tırnağımızdan arttırdığımız birikimlerinizi toplayıp yok ettiler.

              e.     Sözde şeyh ve hoca efendilerin Kuran’ı- Kerim’de olmayan sözlerini, Allah katından gibi gösterip bizi şirke bulaştırdılar.

Artık, Kurana dönüp, benim güzelim dinim üzerinden dünyevi çıkarlar sağlamaya çalışan din tüccarlarına/simsarlarına “YETER ARTIK ÇEKİN ŞU PİS ELLERİNİZİ BENİM DİNİMİN ÜZERİNDEN, SİZE OY VE PARA DÂHİL GÜNAHIMI BİLE VERMEM, HADİ BAŞKA KAPIYA” demenin zamanı gelip geçti bile. Bunun için hiç kimsenin aklına ve yardımına ihtiyacımız yok, sadece kutsal kitabımız Kurana dönüp bakalım.

ALAK SURESİ 1nci, MÜZZEMMİL SURESİ 4ncü ve MUHAMMED SURESİ 24ncü ayetler; “…KURAN’I AĞIR AĞIR VE ANLAMINI İNCEDEN İNCEYE DÜŞÜNEREK OKUMAMIZI” emreder.

ENFÂL SURESİ 22nci, MÜMİNÛN SURESİ 80nci, EN’AM SURESİ 32nci, YÛNUS SURESİ 100ncü ayetler ve daha pek çok ayet; “…AKLIMIZI KULLANMAMIZI” şart koşar.

Eğer, Kuran’da yazılı bu emirlere uygun olarak ayetleri inceden inceye düşünerek okusaydık ve aklımızı kullansaydık; din üzerinden siyaset yapan sahtekârlar ile dini istismar ederek menfaat temin eden din tüccarları, bizleri aldatamaz ve salak yerine koyamazlardı. Örneğin:

1.BİZİ ŞİRKE BULAŞTIRIYORLAR:

NİSA SURESİ 116ncı, NİSA SURESİ 48nci, KEHF SURESİ 26ncı, ŞÛRA SURESİ 21nci, ZÜMER SURESİ 65nci, EN’AM SURESİ 117nci ve TÎN SURESİ 8nci ayetlere göre; “…ALLAH KENDİSİNE ORTAK (ŞİRK) KOŞULMASINI ASLA AFFETMEZ VE O HÜKMÜNE HİÇ KİMSEYİ ORTAK ETMEZ

MÂİDE SURESİ 99ncu, RA’D SURESİ 40ncı, ANKEBÛT SURESİ 18nci, NAHL SURESİ 35nci, ŞÛRA SURESİ 48nci, EN’AN SURESİ 107nci, YÛNUS SURESİ 49ncu, A’RAF SURESİ 6ncı ve SÂD SURESİ 86ncı ayetlere göre;

“…RESULE DÜŞEN, AÇIK BİR TEBLİĞDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR.” ve Yüce Allah Peygamberimize “…O HALDE TEBLİĞ ETMEK SANA, HESAP SORMAK BİZE DÜŞER.”  Demek suretiyle ;” KULLARININ İMANINI YARGILAMA HAKKINI SEVGİLİ PEYGAMBERİNE BİLE VERMEMİŞTİR.”

Kuran’ın bu açık emirlerine rağmen;

             a.     Halkımızı, inananlar ve inanmayanlar diye ikiye ayıranlara,

              b.     Başı açık kadınları, dinsizlikle itham edenlere,

              c.      İlk defa dindar bir Cumhurbaşkanı seçeceğiz diyerek, gelmiş geçmiş Cumhurbaşkanlarını sanki dinsizmiş gibi gösterip, siyasi menfaat temin etmeye çalışanlara,

              d.     Türk ordusunu ve komutanlarını din düşmanı ilan edenlere,

              e.     Bize oyunu verenler İslam, vermeyenler ise patates dinindendir diyenlere,

              f.       Bir insan hem lâik ve hem Müslüman olamaz sözleriyle tüm lâiklik taraftarlarını dinsiz ilan edenlere, tepkimiz şöyle olmalıydı:

Eğer Kuranı “ İnceden inceye düşünerek okusaydık ve aklımızı işletseydik” Mütedeyyin Müslümanlar olarak; “Dur bakalım, sen Allah mısın veya Allah ile ortak mısın ki, insanların imanını yargılama hakkını kendinde buluyorsun. Yüce Allahın sevgili peygamberine bile tanımadığı bir yetkiyi utanmadan ve hangi cesaretle kullanmaya yelteniyorsun. Sen gırtlağına kadar şirke batmışsın. Bizi de günahına ortak etme. Size oyumu değil günahımı bile vermem” dememiz gerekirdi.

2. DİN TÜCCARLIĞI YAPARAK MADDİ MENFAAT SAĞLIYORLAR:

 ÂLİ İMRAN SURESİ 161nci ve 187nci, BAKARA SURESİ 75nci, 79ncu 174ncü ve NAHL SURESİ 95nci ayetler; “ DİNİ DEĞERLERİ BASİT BİR ÜCRET KARŞILIĞI SATMAYI, KAMU MALINDAN AŞIRMAYI VE SONUÇ OLARAK DİN ÜZERİNDEN MADDİ MENFAAT SAĞLAMAYI YASAKLAMIŞTIR

SÂD SURESİ 86ncı ayette de; peygamberimizin bile “ TEBLİĞİNE KARŞILIK HERHANGİ BİR ÜCRET İSTEMEDİĞİNİ…” belirtmiştir.

HADİD SURESİ 14ncü, ÂLİ İMRAN SURESİ 78nci, FUSSILET SURESİ 40ıncı, LUKMAN SURESİ 33ncü ve FÂTIR SURESİ 5nci ayetler ise; “ ALLAH ADIYLA İNSANLARI ALDATMAYI YASAKLAMIŞ VE BUNLARA KARŞI DİKKATLİ OLMAMIZ İÇİN BİZLERİ UYARMIŞTIR

Kuran’ın bu açık emirlerine rağmen;

             a.     Din, İman, Peygamber ve Allah adını kullanarak, İSLAMİ HOLDİNGLER KURACAKLARINI VE KÂR PAYI VERECEKLERİNİ SÖYLEYEREK, Müslümanların alın teriyle kazandıkları paraları toplayıp ceplerine attılar. AKLIMIZI KULLANMADIK.

              b.     Fakir ve muhtaçlara yardım edeceklerini söyleyerek ALLAH RIZASI İÇİN MÜSLÜMANLARDAN PARA TOPLADILAR ve bu paraların çoğunu cebe attılar. HALA AKILLANMADIK.

              c.      13- 14 yaşındaki kız çocuğuna cinsel istismarda bulunan 70 yaşındaki adamın, ağzını Allah adıyla eğip bükmesine bakarak “ BELKİ İMAM NİKÂHI YAPMIŞTIR, ÖYLEYSE YAPTIĞI DİNE UYGUNDUR VE MUBAHTIR”  diyebilecek kadar hayâsızlaştılar. Aklımızın ve vicdanımızın sesine uyarak, SENİN KENDİ ÖZ KIZINA YAPSAYDI İÇİNE SİNDİRİR MİYDİN BİLE DEMEDİK.

Eğer Kuranı “ İnceden inceye düşünerek okusaydık ve aklımızı işletseydik” Mütedeyyin Müslümanlar olarak; “ Bre Allahtan korkmaz kuldan utanmazlar, Allah adını kullanarak Müslümanları soyup soğana çeviriyorsunuz. Din tüccarlığı yaparak maddi menfaat sağladığınız yetmiyor, üstüne üstlük küçük çocukların bile ırzına göz dikiyorsunuz. Hadi başka kapıya” diyerek kovalamamız gerekirdi.

 3. DİNDAR KİSVESİ ALTINDA KENDİ ÇIKARLARINA GÖRE HELAL VE HARAM YARATIYORLAR:

NAHL SURESİ 116ncı ayet : “ YALAN DÜZEREK ALLAH’A İFTİRA ETMEK İÇİN, DİLLERİNİZİN UYDURMA NİTELENDİRMELERİYLE ŞU HELALDİR DA ŞU HARAMDIR DEMEYİN. YALAN DÜZEREK ALLAH’A İFTİRA EDENLER KURTULAMAZLAR.”

YÛNUS SURESİ 59ncu ayet ise: “ DE Kİ; NE OLDU SİZE DE ALLAH’IN SİZE RIZIK OLARAK İNDİRDİĞİ ŞEYLERDEN BİR HARAM YAPTINIZ BİR DE HELAL? DE Kİ; ALLAH MI SİZE İZİN VERDİ, YOKSA ALLAH’A İFTİRA MI EDİYORSUNUZ?” diyor.

Kuran’ın bu açık emirlerine rağmen;

             a.     Birtakım din sömürücüleri, kendi çıkarlarına göre HELAL ve HARAM ayrımı yapmaya başladılar. Sanki diğer dükkânlarda satılan maddeler harammış gibi, ortalık helal gıda, helal market ve helal giyim dükkânlarından geçilmiyor. Hâlbuki Kuranda Yüce Rabbimizin haram kıldığı şeyler açıkça yazılmıştır ve son derece sınırlıdır. Bunu yapanlar Yüce Allarımızın “Din üzerinden maddi menfaat sağlanmasını yasakladığını ve Allaha ortak koşulması gibi bir büyük günahı asla affetmeyeceğini” bal gibi bildikleri halde, ticari çıkarları için dini terimleri kullanmaktan çekinmiyorlar.

              b.     Dini değerlerin istismarına somut bir örnek olarak, yakınlarımdan bir kişinin Almanya’da bizzat tanık olduğu bir olayı aklınıza, mantığınıza ve vicdanlarınıza sunmak istiyorum:

 “Almanya’da küçük bir market, kasada oturan sakalları kırlaşmış bir adam, başında yeşil bir takke ve elinde bir tespih var. Marketim önünden geçen yolun kenarına park etmiş bir araba ve arabanın içindeki alüminyum tavalara çaprazlamasına ayaklı başlı dizilmiş tavuk etleri bulunuyor.

                  1)    Kasadaki sakallı, marketteki müşterilere duyuracak şekilde, tavuk arabasının şoförüne sesleniyor; “ CEVAT, ARABADAKİ TAVUKLARIN HANGİLERİ HELAL

                  2)    Şoför bağırarak cevap veriyor; “ HACI AMCA, BAŞI KIBLEYE BAKAN TAVUKLAR HELAL, SEN ONLARDAN AL

Eğer, arabanın burnu sağa değil de sola bakacak şekilde park edilmiş olsaydı, ayaklı başlı çaprazlama dizilmiş tavukların ötekileri kıbleye bakıyor olacaktı. Soruyorum, Allah aşkına, dindarlık bu mudur? Bu adamlar, mütedeyyin Müslümanları aptal yerine koyuyorlar.

             c. Helal – haram konusu, Allahtan korkmaz ve kuldan utanmaz din tüccarları tarafından akla hayale gelmeyecek şekilde öyle şeytanca istismar ediliyor ki, bu kadarına da pes artık diyorum. Örneğin:

                  1)    İnternete girip bakın bol bol “HELAL EVLİLİK SİTELERİ” göreceksiniz.

                  2)    Gazetelere de yansıdığı gibi “ HELAL SEX SHOP (SEKS DÜKKÂNI) bile açıldı.

4. MÜSLÜMANLARI FIRKALARA ( HİZİPLERE) BÖLÜYORLAR:

RÛM SURESİ 32nci, ŞÛRA SURESİ 13ncü ve EN’AM SURESİ 159ncu ayetler; “…DİNİ YALNIZ ALLAHA ÖZGÜLEYEREK DOSDOĞRU TUTMAYI VE ONDA BÖLÜNÜP FIRKALARA AYRILMAMAYI…” emrediyor.

KEHF SURESİ 102nci, MÜMİN SURESİ 14ncü, ZÜMER SURESİ 3ncü, 11nci ve 66ncı ayetler ile SEBE SURESİ 40ncı ve FÂTİHA SURESİ 5nci ayetler ise; “ İNSANLARDAN VELİ EDİNMEMELERİNİ, YALNIZ ALLAHA İBADET VE KULLUK ETMELERİNİ VE YALNIZ ALLAHTAN YARDIM DİLEMELERİNİ” emrediyor.

Kuran’ın bu açık emirlerine rağmen;

             a.     Ortalıkta ŞEYH veya HOCA EFENDİ adı altında bir takım insanlar ile bunların etrafında TARİKAT veya CEMAAT ismi altında kümelenmiş menfaat şebekelerinin türediği görülmektedir. Söz konusu ŞEYHLER ve HOCA EFENDİLER müritlerini kendilerine bağlamak ve sömürebilmek için “ ŞEYHİ OLMAYANIN ŞEYHİ ŞEYTANDIR” safsatasını yayıyorlar.  ŞEYH ve HOCA EFENDİLER tarafından kurulan pek çok farklı TARİKAT ve CEMAAT müritleri, İslam dinini kendi şeyh ve hoca efendilerinin meşrebine özgüleyerek uyguluyorlar ve Kuran-ı Kerim’de hiç yeri olmayan kuralları sanki İslam’ın gereğiymiş gibi dayatıyorlar. Böylece:

                  1)    Sırf kendi çıkarları için Rabbimizin emirlerine karşı gelerek, dinimizi fırkalara bölüyorlar.

                  2)    Şeyhi veya hoca efendiyi veli edinen müritler şirke bulaşıyorlar.

                  3)    Cennete giden yolun şeyhinin veya hoca efendisinin tarikat ve cemaatinden geçtiğine inanan iyi niyetli saf müritler, hem kendilerini sömürtüyorlar ve hem de affedilmez en büyük günah olan şirke dalıyorlar.

              b.     Şeyhin ve hoca efendinin yakın çevresinde kümelenmiş bir kısım müritler ise, İslam’a aykırı hareket ettiklerinin bal gibi farkında. Ama kendilerinin kölesi oldukları dünya menfaatlerinden vazgeçemiyorlar.

              c.      Anılan cemaat ve tarikatların bir kısmı, sahip oldukları şirketlerle hem holdingleşmişler ve hem de devlet gücünü de ele geçirerek güçlerine güç katmak amacıyla siyasallaşmışlardır. Bazılarının dünyevi iktidar hırsları öyle azgınlaşmıştır ki, bu milletin ve ülkenin temellerini dinamitlemeye ahdetmiş odaklarla işbirliği yapabilecek hale bile gelmişlerdir.

 5. SİYASET YOLUYLA DEVLET İMKANLARINA ULAŞIP HALKIMIZI SOYUYORLAR:

ÂLİ İMRAN SURESİ 161nci ayet: “…HER KİM HIYANET EDER, KAMU MALINDAN BİR ŞEY AŞIRIRSA, AŞIRDIĞINI KIYAMET GÜNÜ YÜKLENİP GETİRİR…”

BAKARA SURESİ 174ncü ayet ise : “ ALLAH’IN KİTAPTAN İNDİRDİĞİ ŞEYİ GİZLEYİP ONU BASİT BİR ÜCRET KARŞILIĞI SATANLAR, KARINLARINDA ATEŞTEN BAŞKA BİR ŞEY YEMİŞ OLMAZLAR. KIYAMET GÜNÜ ALLAH ONLARLA KONUŞMAYACAKTIR, ONLARI ARINDIRMAYACAKTIR DA… ONLAR İÇİN KORKUNÇ BİR AZAP VARDIR…” diyor.

Kuran’ın bu açık emirlerine rağmen;

             a.     Dindar havaları atarak milletvekili seçilen, fakat “SAHTE FATURA KULLANDIĞI VE DEVLETTEN VERGİ KAÇIRDIĞI İÇİN HAKKINDA DAVALAR AÇILAN” vekil veya vekiller bile bile bu yasayı neden oylarıyla destekler?

              b.     Bu ülkede, MISIR ithaline ilişkin gümrük vergisi bir gecede düşürülüp, bazı bakanların evlatları mısır ithal ettikten sonra vergi neden yükseltilir. Böyle bir trilyonluk vurguna, mütedeyyin Müslüman milletvekillerimiz oylarıyla neden destek olur?

              c.      Bazı siyasilerimizin çocukları, sözde sünnet düğününde takılan takılarla, birden bire nasıl gemilere, şirketlere ve villalara sahip olabilirler? Mütedeyyin Müslüman milletvekillerimiz, bu gibi yolsuzlukları araştıracak ve soruşturacak komisyonların kurulmasını verdikleri ret oylarıyla neden engellerler?

              d.     Haklarında ciddi yolsuzluk iddiaları bulunan siyasi iktidara yakın bürokratlara yargı yolunu açacak izinler neden verilmez. Mütedeyyin Müslüman vekillerimiz neden sessiz kalırlar?

              e.     Özelleştirme kapsamında yabancılara çok ucuz fiyata satılan milli varlıklarımızın, satışlar tamamlandıktan sonra değerlerinin birden bire yükselmesini mütedeyyin Müslüman vekillerimiz neden merak etmezler? İmar planlarında değer arttırıcı değişikliklere neden karşı çıkmazlar? Araştırma ve soruşturma komisyonlarının kurulmasını neden istemezler?

              f.        Din, iman, peygamber ve Allah adını dillerinden düşürmeyen bazı politikacılar, Devlet bütçesinden siyasi partilere yapılan devlet yardımlarını neden zimmetlerime geçirirler? Neden hesap vermekten kaçınırlar? Bunlar için neden özel af çıkarılır? Mütedeyyin Müslüman milletvekillerimizin bir kısmı bunları neden veli edinirler?

 Eğer samimi ve mütedeyyin Müslüman iseler, içlerinde Allah sevgisi ve korkusu varsa, söz konusu soruların cevaplarını, muhatapları kendi vicdanlarında vermelidirler.

6. SONUÇ VE MÜTEDEYYİN MÜSLÜMAN KARDEŞLERİMİZE ÇAĞRI:

             a.     Lütfen Kuran’ı kerimi, Yüce rabbimizin emrettiği gibi “ ANLAMINI İNCEDEN İNCEYE DÜŞÜNEREK VE AKLIMIZI İŞLETEREK” bizzat kendimiz okuyalım.

              b.     Bizi cennete götürecek yolun şeyh veya hoca efendinin tarikat ve cemaatinden değil, Kuranı yalnız Allaha özgüleyerek uygulamaktan geçtiğine inanalım.

              c.      Hangi maksatla olursa olsun Tarikat ve cemaat evlerinde, camilerde, meclislerde ve toplantı salonlarında din, iman, peygamber ve Allah adını kullanarak para toplamak isteyenlere kanmayalım ve kuruş vermeyelim. Eğer yardım yapmak istiyorsak Kızılay, Çocuk Esirgeme Kurumu ve Mehmetçik vakfı gibi hesapları denetlenen devletin resmi yardım kuruluşlarına yardım yapalım.

              d.     Camilerde herhangi bir partinin propagandasını yapan, cemaate yeminler ettiren imamlara ve vaizlere “ dinimi siyasete karıştırma” diyerek tepki gösterelim.

              e.     Din üzerinden çıkar sağlamaya çalışan tüccar takımı şeyh, hacı ve hocaların Allah katındandır diyerek bize yutturmaya kalktıkları safsatalara kanıp, bizleri şirke bulaştırmalarına izin vermeyelim.

              f.       Ağızlarını din, iman, peygamber ve Allah adıyla eğip bükerek bizden oy isteyen siyasilerin “ YÜCE RABBİMİZİN DİN ÜZERİNDEN MENFAAT SAĞLANMASINI YASAKLAYAN EMRİNE KARŞI GELDİĞİNİ” hatırlayalım ve “ÇEKİN ŞU PİS ELLERİNİZİ VE DİLLERİNİZİ BENİM DİNİMİN ÜZERİNDEN DİYELİM. OYUMU İSTEYECEKSEN YALAN SÖYLEMEDEN PROJELERİNİ ADAM GİBİ ANLAT, GÜZEL VE MÜKEMMEL DİNİMİ, SİYASİ VE TİCARİ ÇIKARLARINA ALET ETME” demek basiretini gösterelim.

 Selam ve saygılarımla…

 HİKMET YAVAŞ (İZMİR)

hikmetyavas@gmail.com

NOT: Ülkemizi ilgilendiren çeşitli konulardaki yazı ve görüşleri okuyup, yorumlarıyla katkıda bulunmak isteyenlerin aşağıdaki bağlantıyı tıklamaları önerilir;

https://hikmetyavas.wordpress.com/

EK:5 BİR DEVLET VE SİLAHLI KUVVETLER İÇERİDEN NASIL PARÇALANIR

Bir devleti, tereyağdan kıl çeker gibi zahmetsizce bölüp parçalamak istiyorsanız, öncelikle o devletin silahlı kuvvetlerini içeriden bölüp parçalayacaksınız. Bunun için:

            1.     Silahlı kuvvetler içine din ve mezhep ayrılıkları sokacaksınız.

             2.     Etnik nifak sokacaksınız.

             3.     Ordunun belkemiğini oluşturan subay ve astsubaylar arasına nifak sokacaksınız.

             4.     Komutanlara olan güveni, onları dinsiz olmakla veya Yahudi olmakla itham ederek sarsacaksınız.

             5.     Silahlı kuvvetler aleyhine yoğun bir medya kampanyası yürüteceksiniz (psikolojik harp)

             6.     Terör olaylarını onların başarısı, ordunun başarısızlığı olarak lanse edeceksiniz.

             7.     Güvenlik operasyonlarını, yasadışı veya orantısız güç kullanmakla karalayacaksınız.

             8.     Özgürlük ve demokrasi perdesine sığınarak, güvenlik güçlerinin elini kolunu bağlayacak yasalar çıkartacaksınız.

             9.     Mafya veya çıkar amaçlı suç örgütü olayları ile teröristlerin yaptıkları eylemleri, derin devlete ve dolayısıyla güvenlik güçlerine yükleyeceksiniz.

             10.    Tetikçi savcı ve hâkimlerinizi maşa gibi kullanarak, terörle mücadele eden ordu mensuplarını terör örgütü üyesi olmakla itham edeceksiniz.

             11.      Siyasi ve kişisel çıkarlarınız için; gaflet, delalet ve hatta hıyanet içindeki siyasilerinizle, ordunun yıpratılmasına göz yumacak ve hatta katkıda bulunacaksınız.

             12.      Devletin ve ordunun, tarikatlar ile aşiretler tarafından parsellenmesi için her türlü zemini hazırlayacaksınız.

             13.       Gerektiğinde ordu ile çatışacak şekilde polisi güçlendirecek ve ağır silahlarla takviye edeceksiniz. Ayrıca, çeşitli isimler altında özel güvenlik güçleri oluşturacaksınız.

 YUGOSLAVYA, IRAK, AFGAN VE LÜBNAN ORDULARI İŞTE BÖYLE PARÇALANDI.

Ordu tamamen bölünüp parçalandıktan sonra, sıra ülkenin ve milletin bölünüp parçalanmasına gelecektir. Bunun için:

            1.     Çeşitli yollarla,  ülkede terörü azdıracaksın.

             2.     Terörün siyasi kanadı vasıtasıyla yapılacak provokasyonlarla, mağdur ve mazlum propagandası yaparak dünya kamuoyunu oluşturacaksın.

             3.     Dünya devletleri ve kamuoyu tarafından, Teröristlerin özgürlük savaşçıları olarak algılanmasını sağlayacaksın.

             4.     Sivil itaatsizlik ve toplu kalkışma provalarıyla, ülkeyi iç savaş ortamına dönüştüreceksin.

             5.     Birleşmiş Milletler kararıyla, ülkeye barış gücü veya NATO gücü gönderilmesini sağlayacaksın. Sözde yabancı sivil toplum kuruluşlarıyla bölgeyi işgal edecek ve kendi düzenlerini kuracaksın.

 YUGOSLAVYA, IRAK, AFGAN VE LÜBNAN İLE DAHA BİRÇOK ÜLKE, İŞTE BÖYLE PARÇALANDI.

Şimdi “ Bir devletin ve ordunun, içeriden nasıl bölünüp parçalanacağını gösteren şablonu” aklımızda tutarak, Türkiye’de oynanan oyunlara göz atacak olursak, şöyle bir tabloyla karşılaşırız:

            1.     Bir Amerikalı. Adı Graham FULLER. Amerikan RAND düşünce kuruluşunun daimi politik danışmanı, ABD Merkezi Haber alma Teşkilatı’nın (CIA) eski yöneticisi, ABD Dışişleri Bakanlığı görevlisi.

Graham FULLER’in  “YENİ TÜRKİYE CUMHURİYETİ” isimli bir kitabı yayınlandı. Kitapta, Osmanlı İmparatorluğu ile Türkiye Cumhuriyeti’ni mukayese ediyor ve şu görüşleri belirtiyor:

OSMANLI İMPARATORLUĞU:                                      

                a.     Çok ırklı bir devlet olduğu için ırklara saygılıymış.

                b.     Hıristiyan, Yahudi ve Müslümanları bir arada barındırdığı için her dine hürmetkârmış.

                 c.      Ayni zamanda Ilımlı bir İslam devletiymiş.

    TÜRKİYE CUMHURİYETİ ( KEMALİST DEVLET) İSE:

                a.     Tek uluslu bir devlet olduğu için bünyesindeki ırkları eritmiş.

                 b.     Laikliği benimsediği için dinden uzaklaşmış.

                 c.      Cumhuriyeti kutsallaştırmış, halkı ve vatandaşı devletin hizmetkârı yapmış.

Ayrıca, Graham Fuller; Atatürk’ü ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesini oluşturan Kemalizm’i kötülüyor ve Türklerin Kemalizm’i terk edip ılımlı İslam’ı benimsemesini öneriyor.

Ilımlı İslam, Kemalizm’i silmeye yönelik bir karşı devrim imiş ve bu devrimin karşısındaki tek güç TSK ile ulusalcı aydınlar imiş ve tasfiye edilmeleri gerekiyormuş.

Şimdi, aklımızda tutalım dediğim “ Bir devletin ve ordunun, içeriden nasıl bölünüp parçalanacağını gösteren şablon” ile ABD Devlet görevlisi Graham Fuller’ in söylediklerini karşılaştırırsak, noktasına ve virgülüne kadar %100 birbiriyle örtüştüğünü görürüz. Ayrıca, söylenenler ile Türkiye’de yapılanların tıpa tıp birbirine uyduğunu görürüz. Bu size tuhaf gelmiyor mu?

            2.     Amerika Birleşik Devletlerinde  “Kuzey Amerika Ulusal Kürt Kongresi” isimli, kısa adı KNC olan bir kuruluş var. Bu kuruluşun düzenlendiği 1nci Konferansın açılış oturumunda, ikinci sözü alan ve Türkiye Kürtlerini temsilen katıldığı belirtilen Süleyman KURTİR:

        Kürtler, Kemalist hareketi yok etmek için bilimsel projeler başlattı

 Geçmişte Türkiye’de, Komünist veya dinsiz olarak suçlanan Kürtler şimdi İslam’a geri dönüyor.

 Çünkü son zamanlarda daha çok İslamcılaşan Türk hükümetine nüfuz edebilmek için Kürtler İslam’a katkıda bulunuyor”  diyor.

KNC’nin 1990 yılanda yaptığı 3ncü toplantının açık oturumunda ise;

 “Kürtlerin İslami hareketten fayda sağladığı gözden kaçırılmaması gerektiği  vurgulanıyor.

Ayrıca:

                a.     KNC’nin 4-5 AĞUSTOS 1990 tarihinde yapılan 3ncü yıllık toplantısında; ABD Kongre Üyesi Jim Bates ; “Eylül Ayında Kongre yeniden toplandığı zaman, silah satışı ve diğer yardımların durdurulması için Birleşik Devletlere öneride bulunacağını, ayrıca Birleşmiş Milletler ve diğer kuruluşlarla bir Kürt Devleti Kurulması konusunu görüşeceğini” belirtiyor.

                b.     KNC’nin 20 EKİM 2007 tarihli toplantı tutanağında ise;Bugün Kürdistan Ulusal Kurtuluş mücadelesinin önündeki temel engel gücün, emperyalist sömürgeci ve Kemalist TC Ordusu” olduğu vurgulanıyor ve

 Daha fazla kan dökülmesini önlemek ve Kürt sorununu siyasi diyalog yoluyla çözmek için; ABD Hükümetini, Birleşmiş Milletleri ve Avrupa Birliğini, Türkiye’ye baskı yapmaya ” çağırıyorlar.

                 c.      KNC’nin 23-24 MART 2007 tarihinde California’ da yaptığı 19ncu toplantıda ise;Amerika Birleşik Devletleri ve Birleşmiş Milletler içinde çok güçlü lobi faaliyetlerinin yürütülerek Kürtlerin kötü durumu hakkında bilgilendirilmeleri ve kendi kaderlerini tayin hakkının verilmesi konusunda konferans düzenlenmesinin sağlanmasını ve ayrıca Amerika ve Kanada’da Kamuoyu oluşturulmasının önemi” vurgulanıyor.

 “KNC BAŞKANI Dr. Saman SHALİ de; “Türkiye, İran ve Suriye’deki Kürt sorunlarına en iyi çözümün, bu ülkelerdeki Kürtlere kendi kaderlerini tayin (self-determination) hakkını tanımaktır” diyor.

 Şimdi, aklımızda tutalım dediğim “ Bir devletin ve ordunun, içeriden nasıl bölünüp parçalanacağını gösteren şablon” ile ABD’de konuşlu “Kuzey Amerika Ulusal Kürt Kongresi”  yetkililerinin söylediklerini karşılaştırırsak, noktasına ve virgülüne kadar %100 birbiriyle örtüştüğünü görürüz. Ayrıca, söylenenler ile Türkiye’de yapılanların tıpa tıp birbirine uyduğunu görürüz. Bu size tuhaf gelmiyor mu?

            3.     Hollandalı Hıristiyan Demokrat Parlamenter Arie Oostlander. 2003 yılı Mart ayında Avrupa Parlamentosu Dışişleri Komisyonu’na bir rapor sunuyor. Bu rapor, 19 Mart 2003 tarihinde onaylanıyor. raporda;

 Türk devletinin temel felsefesi olan Kemalizm, Türk devletinin bütünlüğüne yönelik ölçüsüz endişe kaynağı oluyor.

 Devletçilik, ordunun güçlü rolü, dine karşı çok katı bir tavır gibi yaklaşımlara öncelik veren Kemalizm felsefesi, Türkiye’nin AB‟ye katılımına köstek oluşturuyor” diyor.

 AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, AB Türkiye Karma Parlamento Komisyonu Eş başkanı Joost Lagendijk ve AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn’in de bu yönde konuşmalar yapıyor.

 Şimdi, aklımızda tutalım dediğim “ Bir devletin ve ordunun, içeriden nasıl bölünüp parçalanacağını gösteren şablon” ile Avrupa Birliği yetkililerinin söylediklerini karşılaştırırsak, noktasına ve virgülüne kadar %100 birbiriyle örtüştüğünü görürüz. Ayrıca, söylenenler ile Türkiye’de yapılanların tıpa tıp birbirine uyduğunu görürüz. Bu size tuhaf gelmiyor mu?

Diğer taraftan, Türk Ordusuyla ilgili olarak, Türk medyasından derlenen bazı yazıları yorum yapmadan bu milletin aklına, mantığına ve vicdanına sunuyorum.

            1.     Asker; Camiye bomba atmak, kendi uçağımızı düşürüp bunu Yunanistan’ın üstüne atarak savaş çıkarmak, PKK’nın çarpışmayı sürdürebilmesi için gene kendi uçağımızı düşürerek engellemek, cephanesi biten PKK militanlarına iki kamyon mermi göndermek gibi SAPIK işlere kalkışmayacak… Vatana ihanet etmeyecek”  (Engin ARDIÇ, 27 Ağustos 2010,Sabah Gazetesi)

             2.     Geçmişte bu ülkenin en ileri kurumu orduydu, bugün ise en geri, en ilkel ve en kaba kurumu ordudur.Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin vatanı ve milleti ile bölünmez bütünlüğüne karşı, bugüne kadar ortaya çıkartılmış en ciddi tehdidin Türk Silahlı Kuvvetleri’nin içinden geldiğini gösteriyor… Türkiye’nin birliğini, halkın hukukunu, devletin bekasını koruyabilmek için bu “kurumsal yapı”ya son vermemiz ve yeni bir ordu kurmamız lâzım… Bizim bir Nizam-ı Cedit ordusuna ihtiyacımız var…” (Mümtazer TÜRKÖNEVesayet ve Demokrasi” konulu Abant Platformu ve Zaman Gazetesi, 29 Ekim 2009,11 TEMMUZ 2010)

             3.     Katilleri yakalamakla yükümlü bir örgütün (yani TSK)içine katiller sızmış… Balyoz İddianamesi’ne göre “katil doğanlar” devlet içine yuvalanmışlar… ÇAKMA ASKERİ CUMHURİYETİ toptan AB standartlarında demokratik bir cumhuriyet’e dönüştürmeden her şey boş” (Mehmet ALTAN, Star Gazetesi, 17 HAZİRAN 2010 )

             4.     PKK, orduyu, eski zaman argosuyla söylersek, KÜLLÜM ediyor. Öyle bir mangayı falan pusuya düşürmüyor… En seçkin birlikler denen komando tugayına saldırıyor… Ordu, PKK’nın peşinde değil, PKK ordunun peşinde gibi bir görüntü var… PKK orduyu hallaç pamuğu gibi atıyor… Bu ordu, ordu değil.” (Ahmet ALTAN, 22 TEMMUZ 2010, Taraf Gazetesi)

             5.     Türkiye’de son günlerde bölgesel demokratik özerklik talepleri dile getiriliyor. Darbeci paşalara karşı çok uysal ve anlayışlı savcılarımız demokratik özerklik talepleri karşısında hemen aslan kesiliyorlar…(Eser KARAKAŞ, Star Gazetesi,Lozan’ı Herkese Uygulamak” konulu yazısı)

             6.     Askeri okullarda Marksist, Leninist, ateist, mason ideoloji ve kültürü egemen kılınmaya çalışılıyor… Bugün TSK’nin en büyük sıkıntısı dinden tecrit edilmiş bir eğitim sistemi… Askeri eğitim doktrini Dinden uzak durmayı öğretiyor… Askerlik yaşam tarzı olarak görülüyor. Bu bir bakıma askerliğin din olarak görüldüğü algısını oluşturuyor… İlk günden itibaren dinden uzak durulması gerektiği telkin ediliyor… Öğrencilik yıllarında alkol kullanımı kesinlikle tavsiye edilen, olmazsa olmaz olarak sunulmaya çalışılan bir konu.” (Haber Vaktim Editörü, 13 TEMMUZ 2010)

             7.     Bu Orduyu 3’e bölüp; bir kısmını Ermenilere, bir kısmını Yunanlılara, bir kısmını Yahudilere verelim. Biz de kurtulalım… Bizim askerimiz dimimize karşı, geleneklerimize karşı, Osmanlıya karşı, tarihimize karşı, milletimize karşı, ne diye besliyoruz bunları” (Abdurrahman DİLİPAK’ın yazısına HABİB rumuzlu okuyucu yorumu)

 Bu noktada, öncelikle şunu belirteyim ki; yukarıdaki yazıların sahiplerine tarafımdan gönderilen e-postalarla gerekli cevaplar verilmiş ve ayrıca bu cevaplar internet ortamında ve bazı internet gazetelerinde yayınlanmıştır.

Şimdi, aklımızda tutalım dediğim “ Bir devletin ve ordunun, içeriden nasıl bölünüp parçalanacağını gösteren şablon” ile yukarıdaki yazılarla atılan iftira ve çamurları karşılaştırırsak, noktasına ve virgülüne kadar %100 birbiriyle örtüştüğünü görürüz. Ayrıca, söylenenler ile Türkiye’de yapılanların tıpa tıp birbirine uyduğunu görürüz. Bu size tuhaf gelmiyor mu?

Ayrıca:

                a.     İmzasız mektuplara ve PKK eskisi gizli tanıklara dayanarak Ordu mensuplarını terör örgütü üyesi olmakla itham eden ve Silahlı Kuvvetlerin en mahrem kozmik odalarında arama yapan hâkim ve savcılarımızın, Silahlı Kuvvetlere ve Cumhuriyete yapılan bu organize saldırıları görememeleri size tuhaf gelmiyor mu?

                 b.     Türk silahlı Kuvvetlerinin terörle mücadele eden madalyalı kahramanlarının cep telefonlarına polis tarafından, terör örgütü üyelerinin telefonlarının yüklenmesi, bazı subayların telefon görüşmeleri arasına casus ve fahişe kadın isimlerinin sokuşturulması veya sahte CD’ler üretilmesi size tuhaf gelmiyor mu?

                 c.      Bir generali anında açığa alan İçişleri Bakanı’nın soruşturma sonuçlanıncaya kadar Emniyet Genel Müdürünü ve ilgili birimlerin müdürlerini açığa almayı dahi aklına getirmemesi size tuhaf gelmiyor mu

                 d.     Sahte delillere dayanarak iddianameler hazırlanmasına sebep olanlara karşı, ilgili hâkim ve savcıların sessiz kalmaları size tuhaf gelmiyor mu?

                 e.     Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Başkomutanı durumundaki Sayın Cumhur Başkanı’nın bazı olaylara Devlet Denetleme Kurumunu gönderirken, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne karşı yapılan organize saldırılara karşı sessiz kalması size tuhaf gelmiyor mu?

                 f.       Sayın Başbakan kendisine, bakanlarına ve partisine yapılan en ufak bir eleştiriye şiddetle tepki gösterirken, Türk Ordusuna karşı yapılan en aşağılık saldırılara sessiz kalması size tuhaf gelmiyor mu?

 Sonuç olarak:

             1.     Bir devletin ve ordunun, içeriden nasıl bölünüp parçalanacağını gösteren yöntem” kullanılarak Yugoslavya, Irak, Afgan ve Lübnan ordularının ve devletlerinin işte böyle parçalandığını unutmayalım. Türkiye’de de benzer oyunların tezgâhlandığını artık görelim.

             2.     Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü öngören Kemalist kuruluş felsefesinin, Cumhuriyet Ordusunun ve Kemalist aydınların, bazı ABD yetkilileri ve Avrupa Birliği sorumluları ile etnik bölücüler tarafından; adeta ortak düşman ilan edildiğini, noktasına ve virgülüne kadar %100 birbirleriyle örtüştüklerini artık anlayalım. Bu işbirliğinin, Türkiye’nin hayrına olmadığını görelim.

             3.     Gazeteci, akademisyen, sözde aydın takımı ve bazı bürokratların “iktidara, şeyhine, şıhına, hocasına, hoca efendisine, ağasına, aşiret reisine veya para babasına” kendisini, kalemini ve vicdanını sattığı zaman yalan söylediğini, topluma ve kendisine saygısını yitirdiğini ve böylece Allah korkusunu ve utanma duygusunu kaybettiğini unutmayalım. Ağızlarını açtıkları andan itibaren demokrat veya dindar maskesi arkasına gizlenerek Türkiye Cumhuriyeti’ne, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, Atatürk’e ve Türk Ordusuna saldıranlara dikkat edelim, onların programlarını boykot edelim ve pirim yaptırmayalım.

             4.      Birilerinin Türk Silahlı Kuvvetleri hakkında organize uğursuz bir kampanya başlattığını, aslında Türkiye’nin bölünmez bütünlüğünü hedef aldıklarını unutmayalım. Bu şer odaklarının boş durmadığını ve kararlı adımlarla, sahte delil ve asılsız iddialarla Ordu aleyhine bir kitlesel algı oluşturmaya çalıştıklarını anlayalım. Bunun bir sonraki aşamasının Yugoslavya, Afganistan, Irak ve Lübnan’da olduğu gibi ülkeye uluslar arası barış gücünün davet edilmesi ve ülkenin bölünüp parçalanması olacağını artık görelim.

             5.     Ülke yöneticilerinin söylemleriyle eylemlerine dikkat edelim. Söylemleri ve eylemleri “ Bir devletin ve ordunun, içeriden nasıl bölünüp parçalanacağını gösteren şablonla ” örtüşen siyasi partilere, evlatlarımızın ve torunlarımızın geleceğini düşünerek oy vermeyelim.

 Selam ve saygılarımla.

Hikmet YAVAŞ ( İZMİR)  hikmetyavas@gmail.com

NOT: Ülkemizi ilgilendiren çeşitli konulardaki yazı ve görüşleri okuyup, yorumlarıyla katkıda bulunmak isteyenlerin aşağıdaki bağlantıyı tıklamaları önerilir;

 https://hikmetyavas.wordpress.com/

Reklamlar

2 Yorum »

  1. Hikmet Bey ;
    Başta bir çok fikrinize katıldığımı belirterek sözlerime başlamak istiyorum.
    Ancak ;
    En az, ordu ile halkın arasını açmak isteyenler kadar,halk nezdinde bu imajı yaratacak davranışlardan kaçınmayan–kaçınmaktan öte sözde değil özde davranışlarını düzenlemeyen–ordu mensupları da sorumlu değil mi ?
    Ordumuzun büyük bir kısmı dinine bağlı gerçekten Allah’ın emirlerine,peygamberimizin sünnetine, dinimizin yazılı metni kur’an’a uygun davranan kişilerden oluşmakta. Ama küçük bir güruh da olsa –maalesef komuta kademesinde oldukları için etkinlikleri fazla– bazı kişiler yüzünden yukarıda bahsi geçen büyük topluluğa eziyet denecek davranışlarda bulunmaktadır. Bu gibi davranışların en güce giden tarafı da bu personelin eş ve çocuklarından dolayı yaptırıma uğramalarıdır. Bazı askeri uygulamalar belirli bir düzeni tutturabilmek için gerekli görülebilir (her ne kadar mütedeyyin görüşler düzeni bozmasa da) ancak özellikle aile efradından dolayı yaptırıma uğramak (efradın askeri personel olmadığı için) çok zor olsa gerek.
    Örn:Annesinin ve Eşinin başörtülü olması,Babasının sakallı ve hacı olması,çocuğunun okuduğu okul hatta devam ettiği dersane gibi.

    Yine değinmek istediğim bir başka konu da, yukarıda bahsettiğim küçük güruh ordu mensubunun bu davranışlarını sanki bir yerlerden düğmeye basılmışçasına belirli bir tarihten sonra pervasızca uygulamaları…Keza,hiç bir kanun,talimat ve yönergede emredilmemesine rağmen başörtülü eşlere kimlik verilmemesi, başörtülü olduğu için sosyal tesislere girmesinin ve hizmetlerden yararlanmasının engellenmesi,hatta çok elzem ihtiyaç olan sağlık hizmetlerinden yararlandırılmaması gibi davranışlar örnek olarak verilebilir.Bakmakla yükümlü olduğu kişilerden yine başörtülü olan anneye normal olarak davranılması ama eşe yukarıda bahsedildiği gibi davranılması ise anlaşılabilecek birşey değil. Acaba yaşlıları değil de gençleri mi potansiyel tehlike olarak görülüyorlar. Takribi 30 yıl kadar önce küçük birliklere kadar ibadethaneler mevcutken düğmeye basılan tarihlerden sonra ibadetler engellenmeye ibadet edenler takip edilerek baskılanma,başarıları engellenmeye başlandı.
    Yetersiz aklımla çözemediğim bir konu da, bu ve bunun gibi dinine bağlı kişilerin davranışlarını zorlaştıran hatta tamamen engelleyen emirleri yüksek dereceli komutanlar sözlü olarak verirler ancak uygulamaya yönelik emirleri hep izne ayrıldıkları ya da göreve gittikleri zamanlarda yazılı olarak vekalet eden ast komutanlıklara yayınlattırırlar.
    Evet ibadetler gizlidir,gizli değil de herkes görsün beni dindar bilsin diye yapılmaz.İslamın şartları olan farz ibadetler herkesin göreceği şekilde yapılmak zorunda değil ancak Cuma namazı gibi bazı ibadetler var ki topluca yapılması ve harp şartları haricinde halka açık ibadethanelerde yapılmak zorundadır. Ancak üst derece komuta kademesinden bir generalin halkın arasına karışarak bu ibadetleri yaptığına hadi biraz itidalli söz edelim son zamanlarda rastlanılmamıştır.
    Ordu mensuplarının davranışlarını kötüleyerek orduyu yıpratmanın bir planlı davranışlar manzumesi olduğundan söz ediyorsunuz, siz bu yazıyı yazarken herhalde eski Gen.Kur.Bşk.henüz internete düşen gizli konuşmasını yapmamıştı.Demek ki Orduda halkın gözündeki yüksek imajı bozan kişiler mevcutmuş ve bunların temizlenmesi için hiç bir girişimde bulunulmamış. Hepsi olmasa da bazı köşe yazarları bazı şeyleri doğru yorumluyormuş.
    İrticai yapılanmalar,irticai topluluklar 50 yıldan beri Cumhuriyetimizin temeline dinamit koyup havaya uçuracak tehlike olarak görülüyordu ama hala bırakın dinamiti bir çatapat dahi koyamadılar.Bunlar bu kadar aciz ve yeteneksizken ya bunlar kendilerini olduğundan büyük gösteriyorlar ya da bazı kişi ve topluluklar bunları olduğundan büyük göstererek bunlar üzerinden politika üretip ekmek yiyorlar.
    Her ne taraftan bakarsak bakalım sonuç yanlış. Zaten yanlış başlangıçların yanlış sonuçlara götürdüğü herkesçe malum.

    Evet hikmet Bey ;
    Artık korkmayın,halk eskisi gibi değil,
    a. Kuran’ı kerimin, Yüce rabbimizin emrettiği gibi “ ANLAMINI İNCEDEN İNCEYE DÜŞÜNEREK VE AKLINI İŞLETEREK” karar veriyor.
    b. Onları cennete götürecek yolun şeyh veya hoca efendinin tarikat ve cemaatinden değil, Kuranı yalnız Allaha özgüleyerek uygulamaktan geçtiğine inanıyor.
    c. Hangi maksatla olursa olsun Tarikat ve cemaat evlerinde, camilerde, meclislerde ve toplantı salonlarında din, iman, peygamber ve Allah adını kullanarak para toplamak isteyenlere kanmıyor ve kuruş vermiyor.
    d. Camilerde herhangi bir partinin propagandasını yapan, cemaate yeminler ettiren imamlara ve vaizlere “ dinimi siyasete karıştırma” diyerek tepki gösteriyor.
    e. Din üzerinden çıkar sağlamaya çalışan tüccar takımı şeyh, hacı ve hocaların Allah katındandır diyerek yutturmaya kalktıkları safsatalara kanıp, şirke bulaştırmalarına izin vermiyor.
    f. Ağızlarını din, iman, peygamber ve Allah adıyla eğip bükerek oy isteyen siyasilerin “ YÜCE RABBİMİZİN DİN ÜZERİNDEN MENFAAT SAĞLANMASINI YASAKLAYAN EMRİNE KARŞI GELDİĞİNİ” hatırlıyor ve “ÇEKİN ŞU PİS ELLERİNİZİ VE DİLLERİNİZİ BENİM DİNİMİN ÜZERİNDEN DİYOR. OYUMU İSTEYECEKSEN YALAN SÖYLEMEDEN PROJELERİNİ ADAM GİBİ ANLAT, GÜZEL VE MÜKEMMEL DİNİMİ, SİYASİ VE TİCARİ ÇIKARLARINA ALET ETME” demek basiretini gösteriyor,geçmişte göstermiştir,gelecekte de gösterecektir.

    Saygılarımla…
    Adnan METİN

    Yorum tarafından Adnan METİN — Eylül 9, 2011 @ 1:35 pm | Cevapla

  2. […] 65.YDOST ATEŞİYLE ŞEHİT DÜŞMEK VE SIRTINDA DOST HANÇERİ TAŞIMAKÜCE RABBİM, ŞEYTANA SECDE EDENLERİ ISLAH ETSİN […]

    Pingback tarafından YAZI BAŞLIKLARI ( Lütfen okumak istediğiniz yazının üzerini tıklayın ) « hikmetyavas — Eylül 12, 2011 @ 6:51 pm | Cevapla


RSS feed for comments on this post. TrackBack URI

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: