hikmetyavas

Ekim 3, 2012

SAHTE DARBEYİ BIRAK, GERÇEK DARBEYE BAK. İŞTE DELİLLERİ.

Filed under: Köşe Yazılarım ( Denemeler ) — hikmetyavas @ 2:44 pm

SAHTE DARBEYİ BIRAK, GERÇEK DARBEYE BAK. İŞTE DELİLLERİ.

Hürriyet Gazetesi yazarı Sayın Ege Cansen; Amerikan filmlerdeki sanık ve tanıklara “doğruyu söyleyeceğim” diye ettirilen yeminin, yanlış tercüme edildiğini, doğrusunun Gerçeği, yalnızca gerçeği ve gerçeğin tamamını anlatacağıma yemin ederim” şeklinde olduğunu kanıtlayan bir yazı yayımladı.

Aslında, doğru ile gerçek tamamen farklı şeylerdir:

Doğru; kişinin siyasi görüşüne, ideolojisine, bir cemaatin müridi olmasına, maddi menfaatine, dinî ve ahlaki değerlerine göre değişir. O’na göre doğru olan bir başkasına göre yanlış olabilir.

 Gerçek ise; yalındır. İçinde ideolojiye, biat edilen imamım görüşlerine ve maddi menfaate dayanan yorum ve sübjektif değerlere yer yoktur.

İşte bu nedenle; tarafsız, dürüst, hiç kimseye biat etmemiş ve siyasallaşmamış mahkemelerin, yargıçların ve savcıların görevi “Gerçeği, yalnızca gerçeği ve gerçeğin tamamını” ortaya çıkararak adil kararlar vermektir.

 Şimdi, sahte darbeyle gerçek darbe arasındaki farkı ve gerçek darbecileri tespit ve teşhis etmeye çalışalım:

İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen 365 sanıklı Balyoz davası sonuçlandı. Sanıklara, önce ağırlaştırılmış müebbet hapis ve bir kısmına ise müebbet hapis cezaları verildi.

 Daha sonra “darbeye eksik teşebbüs” nedeniyle, cezaları indirilerek; 3 sanığa 20’şer, 78 sanığa 18’er, 214 sanığa 16’şar, 1 sanığa 15 yıl, 28 sanığa 13 yıl 4’er ay hapis cezaları verildi. Tutuksuz yargılanan 69 sanık hakkında da yakalama kararı çıkarıldı. 36 sanık beraat etti. Böylece, toplam 5276 yıl ceza verildi. Savcı, 36 sanığın beraat ettirilmesine bile itiraz etti.

Bu cezalar karşısında;

Sabah Gazetesi; “Yaşasın demokrasi”, Star Gazetesi “Ve darbe mahkûm”, Yeni Akit Gazetesi; “Balyozu yediler”, Zaman Gazetesi ise; “Balyoz’a tarihi ceza” diyerek manşetler attılar.

İkinci Cumhuriyetçiler, Din Tüccarları, siyasal iktidar yandaşları, bölücüler ve Cemaate yakın köşe yazarları da; “Oh olsun, az bile, böylece askeri vesayetin beli kırıldı” anlamında köşe yazıları döktürmeye ve televizyon ekranlarını dolap beygiri gibi dolaşarak “ Türk Ordusu, Osmanlı’dan bu bugüne kadar çeşitli darbeler yaptı, bunlar da darbe yapacaklardı. Gelecek nesillere ibret olacak şekilde cezalar verilmesi çok iyi ve caydırıcı oldu. Aslında, bu yetmez. Türk Ordusunun genlerine kadar işlemiş olan Kemalizm ve vatanı koruma duygusu silininceye kadar en az 3 kuşak tasfiye edilip yerlerine yenileri yetiştirilmelidir” mealinde propagandalar yapmaya başladılar. 

Böylece; Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin vatanı ve milleti ile bölünmez bütünlüğüne karşı, bugüne kadar ortaya çıkartılmış en ciddi tehdidin Türk Silahlı Kuvvetleri’nin içinden geldiğini gösteriyor… Türkiye’nin birliğini, halkın hukukunu, devletin bekasını koruyabilmek için bu “kurumsal yapı”ya son vermemiz ve yeni bir ordu kurmamız lâzım… Bizim bir Nizam-ı Cedit ordusuna ihtiyacımız var…” 

“Benim gibi intikam duyguları ile son 15 yılı geçirenlerin yüreği soğusun. Ben intikam istiyorum. Hem de en şiddetlisini” ve “Bana sorarsanız ben onlar için ‘idam yerine’ eskiden olduğu gibi ‘yağlı kazıklara oturtularak’ cezalandırılması taraftarıyım” diyen Müntazer Türköne’nin hayallerinin gerçekleştirilmeye başladığını anlıyoruz.

Şimdi, Balyoz davasına tekrar dönelim. Acaba, bu davanın savcı ve yargıçları; “Gerçeği, yalnızca gerçeği ve gerçeğin tamamını” ortaya çıkararak adil kararlar verdiler mi?

Bunu anlamak için; 5237 sayılı Yeni Türk Ceza Kanunu’nun bazı maddelerine bakalım:

MADDE 2. (1) Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez.

MADDE 7. (1) İşlendiği zaman yürürlükte bulunan kanuna göre suç sayılmayan bir fiilden dolayı kimseye ceza verilemez.

(2) Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur.

MADDE 20. (1) Ceza sorumluluğu şahsîdir. Kimse başkasının fiilinden dolayı sorumlu tutulamaz

MADDE 35. (1) Kişi, işlemeyi kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle tamamlayamaz ise teşebbüsten dolayı sorumlu tutulur.

 MADDE 36. (1) Fail, suçun icra hareketlerinden gönüllü vazgeçer veya kendi çabalarıyla suçun tamamlanmasını veya neticenin gerçekleşmesini önlerse, teşebbüsten dolayı cezalandırılmaz;

Ayrıca, bütün dünya çapında kabul görmüş olan evrensel hukuk kurallarına göre:

a.     İddianame hazırlayan savcı; sanık aleyhine olan delilleri topladığı kadar, sanık lehine olan delilleri de toplamak zorundadır.b.     Adil yargılama yapabilmek için:

1)    Sanıkların, savunma haklarının kısıtlanmaması,

2)    Davayla ilgili tanıkların tamamının dinlenmesi,

3)    İddianamede ileriye sürülen delillerin doğru olup olmadığının değerlendirilmesi,

4)    Şüphenin, sanık lehine kıymetlendirilmesi,

5)    Hazırlık soruşturması gizli olup, medyaya sızdırılmaması zorunludur.

Şimdi, Türk Ceza kanunu ve evrensel hukuk kurallarına göre, Balyoz davasında Gerçeğin, yalnızca gerçeğin ve gerçeğin tamamının” ortaya çıkarılıp çıkarılmadığına bakalım:

Sanıklar hakkında; suçun işlendiği iddia edilen 2003 yılında yürürlükte olan 765 sayılı (eski) Türk Ceza Kanunu’nun 147nci maddesine göre dava açıldı ve aynı kanunun 61/1 maddesine uydurularak darbeye eksik teşebbüsten ceza verildi.

Söz konusu kanunun 147nci maddesi aynen “Türkiye Cumhuriyeti İcra Vekilleri Heyetini cebren ıskat veya vazife görmekten cebren menedenlerle bunları teşvik eyleyenlere ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası hükmolunur” diyor.

Lütfen bu maddeyi dikkatle tekrar okuyun. Bu maddede “Darbeye eksik teşebbüs diye” herhangi bir şey var mı? İsterseniz, internete girin ve 765 sayılı eski Türk Ceza kanununu baştan sona kadar tarayın. “Darbeye eksik teşebbüs” diye bir suç bulamazsınız.

Öyleyse; “Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez” maddesini ve kuralını nereye koyuyorsunuz?

Darbeye eksik teşebbüs suçu eski Türk Ceza kanununda yok, 5237 sayılı (yeni) Türk Ceza Kanunu’nun 312nci maddesinde var ve aynen:

Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs eden kimseye ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilir” diyor.

İddia edilen suçun işlendiği tarihte ise, bu kanun ortalıkta yok. O halde:

Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur” maddesini yok sayarak, yeni kanundaki “darbeye eksik teşebbüsten” nasıl söz edebiliyorsunuz?

Netice olarak bu dava temelden yanlış açılmıştır. Eğer, Balyoz davası savcı ve yargıçları çok hevesliyse; ancak “Suça teşebbüsten” veya “Görevi kötüye kullanmaktan” dava açabilirlerdi. Bu nedenle dava, temelsizdir ve yok hükmündedir diye düşünüyorum.

Savcılık makamı; gerçek darbe planının 11, 16 ve 17 numaralı CD’lerde yer aldığını, özellikle 11 numaralı CD’nin tam anlamıyla darbe planı olduğunu ve 5-7 Mart 2003 tarihlerinde İstanbul’daki Birinci Ordu Komutanlığı’nda icra edilen plan seminerinde, bu CD’lerde yer alan darbe planının provasının yapıldığını iddia ediyor.

Ama davanın odağında, Birinci Ordu Komutanlığı’nda icra edilen plan semineri yok. Esas yargılanan, özellikle 11 numaralı CD’deki sözde darbe planı.

Mahkeme, bu CD’leri TÜBİTAK’a inceletti. TÜBİTAK, bu CD’lerin, suçun işlendiği iddia edilen 2003 yılında kaydedildiğini rapor etti.

Savunma makamı ise, söz konusu CD’leri Türkiye’deki saygın üniversiteler ile Amerika ve Almanya’daki bilim kuruluşları dâhil olmak üzere toplam 6 kuruma inceletti. Gelen raporlar, bu CD’lerin sahte olduğunu gösteriyordu. Çünkü CD’ler “Calibri” denilen yazı karakteriyle yazılmıştı. Bu yazı karakteri 2003 yılında yoktu. Bilgisayarlarda bu yazı şekli 2007 yılında kullanılmaya başladı. Bu nedenle, anılan CD’ler iddia edildiği gibi suçun işlendiği tarihte hazırlanmış olamazdı.

Sahtekârlık, bununla da sınırlı değildi. Hürriyet Gazetesi köşe yazarı Sayın Yalçın Doğan’ın 26 Eylül 2012 tarihinde “Bu mu adil yargılama” başlıklı yazısında da vurguladığı gibi:

a.     Darbe planı olduğu iddia edilen CD’de, İstanbul İlinde bulunan ve el konulacak ecza depolarının isimleri sayılıyor. İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü; “Belirtilen ecza depolarından bazılarının 2002 ve 2003 yıllarında faaliyette olmadığını” bildiriyor.

Dikkat edin, bunu ben veya sokaktaki birisi söylemiyor. Bu devletin İl Sağlık Müdürlüğü, bu devletin mahkemesine bildiriyor.  

b.     Aynı CD’lerde; darbe yapılınca resmi dairelerde gözaltına alınacak kişilerin isimleri bulunuyor. İstanbul Valiliği mahkemeye cevap veriyor. “O kişiler o tarihte, belirtilen görevlerde değil.”

Dikkat edin, bunu ben veya sokaktaki birisi söylemiyor. Bu devletin valiliği, bu devletin mahkemesine bildiriyor.

c.      Darbe yapılınca; kapatılacak vakıflar ve yurtlar ile gözaltına alınacak yöneticilerin listesinin olduğu iddia ediliyor. İlgili Cumhuriyet Başsavcılığı mahkemeye; O vakıf ve yurtlardan beşi 2002’te kapatılmıştır. Otuz biri hiç var olmamıştır. İkisi o tarihlerde faaliyette olmamıştır” cevabını veriyor.

 Dikkat edin, bunu ben veya sokaktaki birisi söylemiyor. Bu devletin Cumhuriyet Başsavcısı, bu devletin mahkemesine bildiriyor.

 d.     Bir başka dijital veriye göre, HAVELSAN’da (Hava Savunma Sanayi) çalışan 357 kişinin adı listede geçiyor. HAVELSAN; “Adı geçen listede yer alan 117 kişinin 2002-2003 yıllarında HAVELSAN’da çalışmadığını” bildiriyor.

Dikkat edin, bunu ben veya sokaktaki birisi söylemiyor. Bu devletin resmi bir kurumu, bu devletin mahkemesine bildiriyor.

 e.     Darbe planı olduğu iddia edilen CD’lerde bazı sokak ve cadde isimleri ile Eminönü – Vezneciler tramvay hattından bahsediliyor. Belediye “İddianamede ismi geçen sokak ve caddelerin adı o tarihte farklıydı, 2007’de değişti. Eminönü-Vezneciler hattında o tarihte söz edilen tramvay mevcut değildi” diyor.

 Dikkat edin, bunu ben veya sokaktaki birisi söylemiyor. Bu devletin belediyesi, bu devletin mahkemesine bildiriyor

 f.       2003’te yazıldı denen CD’de askeri birlikler arsında “kriptolu (emniyetli) telefonların kullanılacağından” söz ediliyor. Genelkurmay “bu telefonların 2008’de dağıtıldığını” söylüyor.

 Dikkat edin, bunu ben veya sokaktaki birisi söylemiyor. Bu devletin Genelkurmayı, bu devletin mahkemesine bildiriyor.

 g.     2003 yılında hazırlandığı ileri sürülen bir darbe belgesinde, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na ait TCG Alanya isimli gemide görevli personelin isimleri geçiyor. Hâlbuki bu gemi daha inşa edilmemiş. Deniz Kuvvetleri envanterine 2005 yılında girmiş.

 Dikkat edin, bunu ben veya sokaktaki birisi söylemiyor. Bu devletin Deniz Kuvvetleri Komutanlığı söylüyor.

 h.     Sanıklar lehine olan, bütün bu güçlü deliller karşısında yandaşlar; “ iyi ama bu darbe planı daha sonra güncelleştirilmiş, işte bu nedenle 2003 yılında olmayan sokak ve cadde isimleri, resmi ve özel kurumların adları, görevde olmayan kişilerin listesi var” diyorlar.

 Bu şark kurnazlığıdır. Kendilerini cin ve milleti aptal yerine koymaktır. Bilgisayardan azıcık anlayan birisi bile; Herhangi bir CD üzerinde güncelleştirme yapıldığı zaman, istesen de istemesen de, bilgisayar otomatik olarak güncelleştirme tarihini kaydeder. Nitekim yerli ve yabancı bilim kurumlarının verdiği raporlarda, bu CD’ler üzerinde güncelleştirme yapılmadığını belirtiyor.

Bütün bunlara rağmen, Mahkeme heyeti anlaşılması mümkün olmayan bir inatla, bu CD’ler hakkında yazılan bilirkişi raporlarını delil olarak değerlendirmemekte ısrar etti.

Şimdi kamuoyu vicdanı şu soruların cevabını bekliyor:

a.     Ey balyoz davasının savcı ve yargıçları; Gerçeği, yalnızca gerçeği ve gerçeğin tamamınıortaya çıkarmak için sahte olduğu ayan beyan belli olan CD’lerle ilgili yerli ve yabancı bilim kuruluşlarının verdiği raporları neden hiç dikkate almadınız?

 b.     Vicdanlarınızda en ufak bir şüphe de duymadınız mı?

 c.      O CD’lerin içindekilerin Darbe Planı olduğundan, bu kadar eminseniz, neden tarafsız ve dürüst başka bir bilim kuruluşuna da inceletmekten korktunuz?

Hukuksuzluklar bununla da bitmiyor:

a.     İddianamede, darbe yapılmasını o zamanki Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman’ın önlediği yazılı. Bazıları da Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’ün önlediğini iddia ediyor.

 Sanıkların bütün ısrarlarına rağmen, bu çok önemli iki tanığı dinlememekte neden direndiniz? Gerçeğin ortaya çıkmasından mı endişe duydunuz?

 b.     Savcılar, sanıklar lehine olabilecek delilleri adli emanete aldırarak mahkemeden ve sanıklardan en az 6 ay sakladıklar.

 Ey savcı ve yargıçlar, bu bir hukuksuzluk ve suç değil mi? Amacınız nedir?

 c.      Mahkeme safhasında “Deliller değerlendirilmeden” karar verildi. Adil bir yargılamada; delillerin sahte veya gerçek olup olmadığı incelendikten sonra karar verilir. Evrensel hukuk ve kanunlar bunu böyle emreder.

 Ey yargıçlar, bu yaptığınız hukuka, adalete ve vicdana uygun mu? Sizi, bu kadar hukuksuzluğa zorlayan güç nedir? Sahte delillere dayanarak, yanlış bir karar verebileceğiniz hiç aklınıza gelmedi mi?

 d.     Duruşma başladıktan kısa bir süre sonra, ucunda çok hassas mikrofonlar bulunan birçok kablolar sarkıtılarak, sanıkların kendi aralarında ve avukatlarıyla yaptığı konuşmalar dinlenmeye çalışıldı.

 Savcı ve yargıçların böyle bir şark kurnazlığına yönelmeleri, onların tarafsızlığını yok etmiyor mu? Ayıp, çirkin ve utanç verici değil mi?

 e.     Ayrıca, savunma makamının hiçbir talebi kabul edilmedi, avukatların müvekkilleriyle ilgili konuşmalarının önüne çeşitli engeller çıkarıldı, sonuçta avukatlar duruşmalara girmemeye adeta zorlandı ve avukatların olmadığı oturumlarda savunmalar alınarak “ Darbeye eksik teşebbüs” kılıfına uydurularak cezalar kesildi.

 Dikkat edin, suçun işlendiği iddia edilen tarihte yürürlükte olan Türk Ceza Kanununda “Darbeye eksik teşebbüs” diye bir suç yok. Hadi diyelim ki kılıfına uydurdunuz. Ama Türk Ceza Kanunu ile evrensel hukuka göre, darbeye eksik teşebbüsten söz edilebilmesi için, sanıkların:

a.     İcraya elverişli hareketlere doğrudan doğruya başlaması,

b.     İcra için kullanılan vasıtaların elverişli olması,

c.      Cebir ve şiddet kullanılması,

d.     İcra hareketlerinin, sanıkların ellerinde olmayan nedenlerle sonlandırılmış olması gerekmektedir.

Şimdi aklımızı ve mantığımızı kullanarak ellerimizi vicdanımıza koyup soralım:

a.     Varsayın ki, sahte olduğu ayan beyan belli olan söz konusu darbe planını yaptılar. Hiç olmayacak şekilde, yüzlerce kişi ve gözlemcilerin önünde provasını da yaptılar. Bundan sonra sessiz sedasız emekli olmayı ve yıllar sonra tutuklanmayı beklediler.

Buradan; “İcraya elverişli hareketlere doğrudan doğruya başladıkları” kanaatine nereden varıyorsunuz?

b.     Pekiyi, uzaktan da olsa ortaya bir tek top, tank ve asker çıkarmışlar mı? Hayır.

Hangi vasıtaları kullanmışlar ki, bunların “İcra için kullanılan vasıtaların elverişli olduğu” hükmünü veriyorsunuz?

c.      Hükümete el altından veya açıktan baskı yapmışlar mı veya bir tek silah patlatmışlar mı? Hayır.

Öyleyse “cebir ve şiddet kullandıkları” sonucunu nereden çıkarıyorsunuz?

d.     Son olarak, darbeye noksan teşebbüs olabilmesi için; “İcra hareketlerinin, sanıkların ellerinde olmayan nedenlerle sonlandırılmış olması” gerekmektedir.

Sanıklar, ellerinde olmayan hangi nedenlerden dolayı darbenin icrasına başladıkları hareketi sonlandırmışlardır? Hangi güç bunları durdurmuştur?

1)    İddianamede, darbeyi o zamanki Kara Kuvvetleri Komutanı’nın önlediği yazıyor. Bazıları da, o zamanki Genelkurmay Başkanı’nın önlediğini iddia ediyor?

2)    Bu iki komutan, darbe yapılacağını anlayınca, sanıklar hakkında kanuni işlem mi yapmışlar? Suç duyurusunda mı bulunmuşlar? Hayır.

3)    Durumu Hükümete bildirip resen emekli edilmelerini mi sağlamışlar? Hayır.

4)    Darbecilerin karşısına; tankla, topla, tüfekle mi çıkmışlar? Hayır.

5)    Ey savcı ve yargıçlar, madem sanıkların ellerinde olmayan nedenlerden dolayı, mecburen darbeden vazgeçtiklerine inanıyor ve bundan eminseniz, o zaman bütün ısrarlara rağmen, bu iki komutanı tanık olarak dinlememekte neden inat ettiniz?  Gerçeğin ortaya çıkmasından mı korktunuz?

6)     “Darbeye noksan teşebbüsten” ceza verilebilmesi için, yukarıdaki sorulara ikna edici cevapların verilmesi, darbeyi hangi gücün önlediğinin açıkça kanıtlanması gerekmektedir.

7)   Eğer bunu kanıtlayamıyorsanız, en fazla, Türk Ceza Kanunu’nun 36ncı maddesindeki “Gönüllü vazgeçme” hükmünü uygulayabilirsiniz. Bakın, bu madde aynen şöyle:

Fail, suçun icra hareketlerinden gönüllü vazgeçer veya kendi çabalarıyla suçun tamamlanmasını veya neticenin gerçekleşmesini önlerse, teşebbüsten dolayı cezalandırılmaz; fakat tamam olan kısım esasen bir suç oluşturduğu takdirde, sadece o suça ait ceza ile cezalandırılır.”

Şimdi gördük mü oynanan oyunu? Şimdi elinizi vicdanınıza koyun, bu kadar haksızlık ve hukuksuzluk karşısında, bu mahkeme “Gerçeği, yalnızca gerçeği ve gerçeğin tamamını” ortaya çıkararak adaletli kararlar vermiştir diyebiliyor musunuz?

 Ayrıca, şu hususları da unutmayalım;

 a.     PKK ile yapılan Oslo görüşmeleri ortaya çıkınca ve Başbakanın talimatıyla görüşmelere Katılan Hakan Fidan’ın, Özel yetkili bir savcı tarafından ifadesi alınmak istenince, sıranın kendisine de geleceğini anlayan başbakan:

 1)    Bu özel yetkili mahkemeler, devlet içinde devlet olmaya başladılar, dedi mi? Dedi.

 2)    O zamanki Başbakanlık Müsteşar yardımcısı ve bu günün MİT Müsteşarı Hakan Fidan hakkında soruşturma açılmasını engelleyen, kişiye özel bir kanunu bir gecede çıkardılar mı? Çıkardılar.

 3)    Birkaç gün içinde, özel yetkili mahkemeleri kaldırdılar mı? Kaldırdılar.

 4)    Pekiyi, o zaman; adalet dağıtmadığına ve devlet içinde devlet haline geldiğine inandığınız bu mahkemeleri kaldırırken, neden Balyoz, Ergenekon ve Oda TV davalarına bakan özel yetkili mahkemeler, ellerindeki dava sonuçlanana kadar devam edecek diye karar aldınız?

 Görüldüğü gibi:

 b.     Pek çok yalan bilgi,  sonradan sokuşturulmuş dünya kadar sahte CD, kurulmamış vakıf ve yurtlar, isimleri değiştirilmiş şirketler, söylenmemiş sözler kanıt olarak yargıçların önüne kondu, davayı aydınlatacak tanıklar inatla çağırılmadı. Sanıklar lehine olabilecek deliller adli emanette saklandı. Savunma hakkı kısıtlandı. Delillerin gerçek veya sahte olup olmadığı değerlendirilmeden cezalar yağdırıldı.

 c.      Canlarını ortaya koyarak PKK ile mücadele etmiş madalyalı kahramanlar, darbeci ve terörist ilan edildi.

 d.     Kurtuluş savaşında Türk Milleti bu kadar komutanını toprağa gömmedi. İşgal devletleri bunun yüzde biri kadar komutanı tutuklayıp Malta zindanlarına tıkamadı.

 e.     Yıllardan beri askerin başına PKK’nın indiremediği darbeyi, balyozu tezgâhlayanlar indirdi.

 f.       Amaç, darbe teşebbüsü konusunda “Gerçeği, yalnızca gerçeği ve gerçeğin tamamını” ortaya çıkarmak değildir:

 1)    Amaç: Sevr’de işgalcilerin tasfiye edemediği Türk Ordusunu tasfiye etmektir,

 2)    Amaç: Malum Cemaatin kalemşoru Müntazer Türköne’nin; “Bu “kurumsal yapı”ya son vermemiz ve yeni bir ordu kurmamız lâzım… Bizim bir Nizam-ı Cedit ordusuna ihtiyacımız var… Ben intikam istiyorum. Hem de en şiddetlisini” diyerek açıkça ilan ettiği gibi, Türk Ordusundan intikam almak ve Türk Ordusunu imamın ordusuna dönüştürmektir.

 3)    Amaç: Siyasal iktidara muhalefet eden; asker, sivil, bilim insanı, medya mensubu, iş adamı, sendikacı, öğrenci, aydın, Atatürkçü ve vatanseverler dahil herkesi sindirmek ve susturmaktır.

 4)    Amaç: Askeri vesayete son veriyoruz ve ileri demokrasiye geçiyoruz numaralarıyla, yeni bir vesayet sistemi oluşturmaktır. Çünkü hukukun olmadığı yerde demokrasi olmaz. Hukuk katledilerek ileri demokrasiye geçilmez.

 5)    Amaç: Balyoz ve Ergenekon gibi davalarda tutuklu yaklaşık 1015 civarındaki asker ile bilim insanı, medya mensupları ve tutuklu milletvekillerini de dahil ederek PKK’lılara genel af çıkarmaktır. Böylece, askerin ve muhaliflerin sessiz kalmalarını sağlamaktır. Bekleyin göreceğiz.

Şimdi sahte darbeyi bırakıp gerçek darbeye gelelim:

Yürürlükteki Türk Ceza Kanunu’nun 312nci maddesini tekrar hatırlayalım: Bu madde aynen:

Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs eden kimseye ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilir” diyor.

Şu anda:

a.     Özgür Suriye Ordusu denilen isyancılar; Suriye Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs ediyor mu? Evet.

 b.     Cebir ve şiddet kullanıyorlar mı? Evet. Patlayan silahlara bakın.

 c.      Özgür Suriye Ordusu’nun karargâhı, birkaç gün öncesine kadar Türkiye’de miydi? Evet.

 d.     Darbe yapmaya çalışan bu isyancılara lojistik destek sağlıyor musunuz? Evet. Bunu Başbakan, televizyon ekranlarında resmen ve alenen açıkladı.

 e.     Özgür Suriye Ordusu militanları, Türkiye’yi korunaklı bir sığınak olarak kullanarak, Suriye’ye geçip saldırılar yapıyor mu? Evet.

 f.       İsyancılara silah ve mühimmat sağlıyor musunuz? Evet. Amerikalı yetkililer, Türkiye üzerinden silah yardımı yaptıklarını resmen açıkladılar.

 Öyleyse, Türk Ceza Kanunu’nun belirlediği ölçütlere göre siz, resmen ve alenen darbecisiniz ve hem de uluslar arası darbecisiniz. İşte gerçek darbecilik budur.

 Bize yapılınca suç, komşu ülkeye yapılınca suç olmaz mı diyorsunuz? Öyleyse size başka bir örnek vereyim:

 a.     Bugün PKK, Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü ortadan kaldırmaya ve hükümetin görevlerini kısmen ve tamamen engellemeye teşebbüs ediyor mu? Evet.

 b.     Cebir ve şiddet kullanıyor mu? Evet.

 c.      Bunların eylemleri müebbetlik suç mu? Evet.

 d.     Habur sınır kapısından giren teröristlerin ayağına, Türk hukukunda olmayan seyyar mahkeme gönderdiniz mi? Evet.

 e.     Sözde bağımsız savcı ve yargıçlar, tıpış tıpış teröristlerin ayağına gitti mi? Evet.

 f.       Bu teröristler, eylemlerinden pişman olmadıklarını söylediler mi? Evet.

 g.     Buna rağmen, söz konusu teröristleri etkin pişmanlık yasasından yararlandırıp serbest bıraktınız mı? Evet.

 h.     Böylece, darbeci teröristlerle yardımcı oldunuz mu? Evet.

 i.       İşte darbeciliğin dik alası budur. Burada, darbeye teşebbüsten daha ağır ve vahim bir durum vardır.

 Allah aşkına; Terörle mücadele etmiş madalyalı askerlerimize verilen cezalara bakın, teröristlere hiç ceza vermeyerek nasıl ödüllendirildiklerine bakın, uluslar arası darbecilerin bulundukları yerlere bakın, elinizi vicdanınıza koyun ve kararınızı verin.

 Asıl darbecileri görmez, duymaz ve anlamazsak, bu ülkenin başına daha çok darbeciler gelir.

 Eğer, bu ülkenin namuslu, ahlak sahibi, tarikat ve cemaatlere biat etmemiş, siyasal iktidarların kulu kölesi olmamış, hiç kimseye diyet borcu olmayan ve vicdan sahibi savcı ve yargıçları “Gerçeği, yalnızca gerçeği ve gerçeğin tamamını” ortaya çıkarmak istiyorlarsa:

a.     Öncelikle, sahte bilgi ve belge üreten,

 b.     Yasa dışı olarak, insanları yatak odalarına kadar dinleyip kaydeden,

 c.      Bunları kesip biçip, tekrar montajlayıp sahte suç deliller üreten,

 d.     Muhaliflerine sahte darbe tuzakları kuran,

 e.     Bu gibi yollarla Türk Ordusunu, üniversitelerini, yargısını, medyasını, iş dünyasını ve aydınlarını susturup sindirmeye çalışan,

 f.       Böylece, diktaya dayanan yeni bir vesayet sistemi oluşturmaya yeltenen,

 g.     Adaleti, pis emellerine ulaşmak için balyoz gibi kullanmaya çalışan, derin suç odağının üzerine giderek “Gerçeği, yalnızca gerçeği ve gerçeğin tamamını” ortaya çıkarmak ve hesap sormak zorundadırlar.

 Selam ve saygılarımla.

Hikmet YAVAŞ (İZMİR)

hikmetyavas@gmail.com

Not:  Ülkemizin sorunlarıyla ilgili bilgi, belge, yorum ve analizlere ulaşmak için https://hikmetyavas.wordpress.com/  adresini tıklamaları önerilir.

Reklamlar

1 Yorum »

  1. […] 75.SAHTE DARBEYİ BIRAK, GERÇEK DARBEYE BAK. İŞTE DELİLLERİ. […]

    Pingback tarafından YAZI BAŞLIKLARI ( Lütfen okumak istediğiniz yazının üzerini tıklayın ) « hikmetyavas — Ekim 6, 2012 @ 8:49 pm | Cevapla


RSS feed for comments on this post. TrackBack URI

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: