hikmetyavas

Ekim 6, 2012

ULUSLARARASI HUKUK, İKİ TARAFI KESKİN KILIÇ GİBİDİR. YARIN SENİ DE KESER. DELİ DUMRULLARA HATIRLATILIR.

Filed under: Köşe Yazılarım ( Denemeler ) — hikmetyavas @ 7:33 pm

ULUSLARARASI HUKUK, İKİ TARAFI KESKİN KILIÇ GİBİDİR. YARIN SENİ DE KESER. DELİ DUMRULLARA HATIRLATILIR.

Evet, uluslararası hukuk, iki tarafı keskin kılıç gibidir. Siyasal iktidarın ve sözde stratejik derinlik üstadı dışişleri bakanının, bugün komşularımızı vurmak için kullandığı gerekçeler, yarın Türkiye’yi vurmak için kullanılabilir. Örneğin:

1.     İsrail’in denizden ablukaya aldığı Gazze’ye, insani yardım götürdüğünü iddia eden “Mavi Marmara” gemisine, İsrail askerleri tarafından operasyon düzenlendi ve 9 vatandaşımız öldürüldü:

a.     Bunun üzerine, çok öfkelenen siyasal iktidar, uluslararası arenada İsrail’i rezil rüsva etmek ve haklı olduğumuzu tescil ettirmek için, Birleşmiş Milletlere şikâyet etti. Gerekçe olarak;

1)    Gemi, İsrail’in karasularına tecavüz etmedi.

2)    İsrail karasularına 70 deniz mili uzaklıkta, uluslararası sularda vuruldu.

3)    Uluslararası sularda sivil bir gemiyi vurmak, uluslararası hukuka göre suçtur.

4)    İsrail’in Gazze’ye uyguladığı abluka, meşru değildir. Nitekim Birleşmiş Milletler de, bu ablukayı kınamıştır.

b.     Bunun üzerine, Birleşmiş Milletler bünyesinde “Palmer Komisyonu” adı verilen bir komisyon oluşturuldu. Bu komisyon; Gazze’ye yardım filosuna, İsrail tarafından uluslararası sularda yapılan “askeri müdahaleyi” aylarca inceledi. Türkiye ve İsrail’in savunmalarını aldı. Sonunda, 105 sayfalık bir rapor hazırladı ve kararını açıkladı. Bu kararda özetle, şunlar belirtiliyor:

1)    Başta İHH (İnsan Hak ve Hürriyetleri İnsani Yardım Vakfı) olmak üzere, Gazze organizasyonunun arkasındaki kurumların “gerçek niyetlerinin” yardım olmadığı konusunda ciddi şüpheler vardır.

2)    Ayrıca, İHH’nın HAMAS’a destek verdiği yolunda iddialar vardır.

3)    Gazze filosunun amacının insani yardımdan ziyade, İsrail’in uyguladığı ambargo ve ablukanın delinmesi olduğu, hem organizatörlerin söylemlerinden ve hem de aktivistlere imzalatılan dokümanlardan net bir şekilde anlaşılmıştır.

4)    Olayın ulaşabileceği boyutlar öngörülmesine rağmen Türkiye, aktivistleri bu konuda uyarmamıştır.

5)    İsrail, Gazze organizasyonundan aylar önce haberdar olmuş ve olası istenmeyen sonuçları engellemek maksadıyla; Türkiye, Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere, Mısır ve Yunanistan’ı uyarmış ve yoğun diplomatik girişimlerde bulunmuştur.

6)    İsrail’in uluslararası sularda, Gazze’ye yardım filosuna müdahalesi haklı olmakla beraber, aşırı güç kullanmış olup, üzüntülerini (regret) bildirmeli ve ölenlerin ailelerine tazminat ödemelidir.

c.      Şimdi gördünüz mü, Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan da nasıl olunduğunu? Böylece:

1)    Daha önce, Birleşmiş Milletler tarafından kınanan İsrail’in, Gazze’ye uyguladığı ambargo ve deniz ablukasına, şimdi meşruiyet kazandırıldı.

2)     Bu nedenle, Gazze’ye yardım filosuna, hem de uluslararası sularda, İsrail’in yaptığı saldırının  “meşru bir güvenlik önlemi” olarak kabul edilmesi sağlandı.

3)    Türk halkını uyutmak için söylenenlerin aksine, bu raporda, İsrail’in özür dilemesi bile istenmedi. Çünkü raporda geçen “regret” kelimesi, özür dilemek değil üzüntü bildirmektir. Eğer raporda özür dilemek “apologize” kelimesi kullanılsaydı, İsrail’in eylemlerinin uluslararası hukuka aykırı, haksız fiiller olduğu anlamına gelecekti. Bu durumda, İsrail Hükümeti ve operasyonu yapan askerler hakkında ceza davaları açılma ihtimali doğabilecekti.

d.     Böylece, bizim hükümetimiz ve stratejik derinlik üstadı çokbilmiş dışişleri bakanımız; Hem doğabilecek felaketi öngöremedi ve 9 insanın ölümüne sebep oldu. Hem İsrail’in Gazze’ye uyguladığı ambargo ve deniz ablukasına meşruiyet sağladı. Hem de uluslararası sularda yaptığı saldırıya haklılık kazandırdı.

e.     Bu rapor yayınlandıktan sonra küplere binen Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Dışişleri Bakanı; “Bu raporu tanımıyoruz, yok hükmündedir” mealinde demeçler verdiler. Olayı, enine boyuna incelemeden, Birleşmiş Milletlere koşarak şikâyet edeceksiniz, rapor aleyhinize çıkınca, biz bu raporu tanımıyoruz diyeceksiniz. Adama “Geçmiş ola” derler.

f.       Bu arada “Kıbrıs’ta soydaşlarımıza karşı uygulanan ambargonun kaldırılması için ne yaptınız, neden kılınızı kıpırdatmadınız?” diye, adama sorarlar.

2.     Görüldüğü gibi, uluslararası hukuk iki tarafı keskin kılıç gibidir. Bugün komşularınıza karşı kullandığınız keskin kılıcın diğer yüzü, yarın Türkiye’ye karşı vurulacak darbenin hukuki aracı olabilir. Uluslararası hukuk, kaygan bir zemindir. Bu zeminde Deli Dumrul gibi at oynatmaya gelmez. İç politikada olduğu gibi, dış politikada kabadayılık sökmez. Size biat etmiş savcı ve yargıçlar bulamazsınız. İşinize gelmeyen hukuk kurallarını, yurtiçinde yaptığınız gibi bir gecede değiştirip, yerine işinize gelenleri koyamazsınız. Sahte bilgi ve belgeler üreterek, uluslararası topluma yutturamazsınız. Bizim siyasal iktidarımız, bu olaydan hiç ders almamış gibi, bugün komşularımıza vurmak için kullandığı uluslararası hukuk kurallarının, yarın bize karşı kullanılabileceğinin hala farkında değil. Deli Dumrul gibi, uluslararası kaygan zeminde doludizgin at koşturmaya devam ediyor. Örneğin:

a.     Bizim Hükümetimiz, Kuzey Irak’daki PKK terör kamplarına karşı operasyon düzenlerken, uluslararası hukuka göre “Sıcak Takip” hakkımızı kullanıyoruz diyor. Bu gerekçe kısmen doğrudur. Çünkü:

1)    Sıcak takip maddesi, aslında deniz hukukuyla ilgilidir. Eğer bir gemi sizin karasularınızda bir suç işlemişse ve sizin gemileriniz bu gemiyi yakalamak için takip ederken, suç işleyen gemi sizin karasularınızdan çıkarak uluslararası sulara kaçmışsa, uluslar arası hukuka göre sizin o gemiye operasyon düzenleme hakkınız vardır.

2)    Hâlbuki devletlerin kara sınırları arasında, denizlerde olduğu gibi, uluslararası kara parçaları yoktur.

3)    Eğer, sizin devletinizin egemen olduğu topraklarda suç işleyerek, komşu devletin sınırlarına geçen suçlular oluyorsa;

a)     O komşu devlet de, ben o suçluların kaçtığı bölgeyi kontrol edemiyorum diyorsa,

b)    Ve suçluların kaçtığı bölgede size operasyon yapma izni vermişse, uluslararası hukuk açısından “sıcak takip” hakkını kullanmanız makul karşılanmaktadır.

4)    Saddam Hüseyin döneminde, Irak ile Türkiye arasında böyle bir ikili anlaşma vardı. Ama Amerika önderliğindeki “Çöl Fırtınası” harekâtından sonra bu anlaşma yenilenmedi.

5)    Saddam Hüseyin’in yıkılmasından sonra kurulan Irak Hükümeti, Türkiye’nin PKK terör kamplarına karşı yaptığı askeri operasyonlara göz yumuyordu.

6)    Son zamanlarda, bizim Hükümetimiz; pek çok konuda, merkezi Irak Hükümetini devre dışına çıkararak, Kuzey Irak’daki Barzani ile iş tutmaya başladı.

7)    Ayrıca, bizim Stratejik bataklık üstadı Dışişleri Bakanımız da, Kuzey Irak’daki Barzani’yi ziyarete gittiği sırada, sanki çok büyük marifet yapıyormuş gibi, Irak Hükümetinden izin almadan Kerkük’e gitti ve toplanan halka nutuk çekti.

 Kerkük, Merkezi Irak Hükümeti ile Barzani arasında en büyük anlaşmazlık konusuydu. Böylece, hem Merkezi Irak Hükümetiyle Türkiye’yi kanlı bıçaklı yaptı ve hem de Kerkük’teki Türkmenlerin üzerine şimşekleri çekti.

Hatta Irak Hükümeti, Dışişleri Bakanınızı yakalarsak tutuklama hakkımız var bile demek zorunda kaldı.

8)    Şimdi Irak Hükümeti, Türkiye’nin egemenlik sahamızı ihlal etmesine ve ülkemiz içinde askeri operasyonlar düzenlemesine izin vermiyoruz diyerek restini çekti.

9)    Şimdi gördünüz mü; Siyasal İktidarın ve Dışişleri bakanının basiretsizliği yüzünden “sıcak takip” hakkımızı nasıl kaybettiğimizi.

10)                    Pekiyi, yarın Suriye’den Türkiye’ye geçerek katliam yapan PKK’lı teröristlere karşı “sıcak takip” hakkımızı kullanabilir miyiz?

Suriye ile ilişkilerimizin iyi olduğu dönemde, ikili anlaşmalar yaparak bu hakkımızı kullanabilirdik veya Suriye, bu gibi operasyonlara göz yumabilirdi. Ama bu imkânımızı da kaybettik.

b.     Şimdi,  Birleşmiş Milletler Antlaşmasının 51nci maddesini ileriye sürüyoruz. 51nci madde aynen:

Bu Antlaşmanın hiçbir hükmü, Birleşmiş Milletler üyelerinden birinin silahlı bir saldırıya hedef olması halinde, Güvenlik Konseyi uluslararası barış ve güvenliğin korunması için gerekli önlemleri alıncaya dek, bu üyenin doğal olan bireysel ya da ortak meşru savunma hakkına halel getirmez” diyor.

Bu maddeye göre; silahlı saldırıya uğrayan bir devletin, meşru savunma hakkı vardır.

Ancak, Uluslararası Adalet Divanı’nın 27.Haziran.1986 tarihli Nikaragua kararına göre;

Uluslararası hukuk öznesi olan bir devletin; başka bir devletin egemen topraklarına silahlı kişiler, çeteler göndermesi ve bu kişilerin hukuka aykırı eylemleri, yani silahlı saldırılarının düzenli ordularınki ile aynı şiddet ve oranda olması durumunda, BM Kurucu Antlaşması’nın 51. Md.’si kapsamında silahlı saldırı oluşturacağıkabul edilmektedir.

Açıkça görüldüğü gibi, Birleşmiş Milletler Antlaşmasının 51nci maddesine dayanarak; komşu devletin topraklarına girmeniz ve askeri harekât icra edebilmeniz için, komşu topraklardan gelen “silahlı saldırılarının, düzenli ordularınki ile aynı şiddet ve oranda olması”  gerekmektedir.

Böyle bir durum karşısında siz, Birleşmiş Milletleri; komşu topraklardan gelen silahlı saldırılarının, düzenli ordularınki ile aynı şiddet ve oranda olduğuna”  ikna edemeyebilirsiniz.

Ama komşu ülke; “Türkiye düzenli ordularıyla benim ülkeme saldırdı” diyerek kendisinin haklı olduğunu iddia edebilir.

Fakat burada Türkiye’yi, uluslararası toplum karşısında, yerden göğe kadar haklı çıkaracak iki önemli madde vardır:

Birinci madde; Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun, 24 Ekim 1970 tarihinde 2625 sayılı kararla kabul ettiği bildiridir. Bu bildiride:

Her Devletin, diğer herhangi bir Devletin ülkesine akın düzenlemek üzere, düzenli kuvvetlerin veya paralı askerler de dâhil, silahlı çetelerin örgütlenmesini yapmaktan veya örgütlenmesini teşvik etmekten kaçınma görevi vardır” deniyor.

Ayrıca:

Her Devletin,diğer bir Devletteki bir iç savaşı veya terörist hareketleri örgütlemekten, tahrik etmekten, onlara yardım etmekten veya bu hareketlere katılmaktan sakınma veya kendi ülkesinde böyle hareketlerin yapılmasına yönelik organize faaliyetlere göz yummaktan kaçınma” sorumluluğu bulunmaktadır deniyor.

İkinci madde ise; Sal­dır­gan­lı­ğın Ta­nı­mı­na İliş­kin 1974 ta­rih­li Birleşmiş Milletler Ge­nel Ku­rul ka­ra­rıdır. Bu kararda:

Dev­let­le­rin ken­di top­rak­la­rı üze­rin­de baş­ka bir ül­ke­nin top­rak­la­rı­na sal­dı­rı dü­zen­le­yen te­rör ör­güt­le­ri­ni ba­rın­dı­ra­ma­ya­ca­ğıifa­de edil­miş­tir. Bu nedenle, dev­let­le­rin ulus­la­ra­ra­sı sı­nır­la­rı­nı sı­kı bir de­ne­tim al­tın­da tu­ta­rak te­rör amaç­lı ge­çiş­le­ri en­gel­le­me­le­ri ge­rek­mek­te­dir.

İşte bu maddelere dayanarak Türkiye; Kuzey Irak’daki PKK terör kamplarına rahatlıkla askeri operasyon düzenleyebilir ve Birleşmiş Milletler Antlaşmasının 51nci maddesinde belirtilen “Meşru Müdafaa” hakkını kullandığını iddia edebilir.

Eğer, bizim mahalle kabadayısı siyasal iktidarımız ile stratejik bataklık üstadı dışişleri bakanımız; uluslararası hukukun kaygan zemininde hesapsız kitapsız Deli Dumrul gibi doludizgin at koşturmaya devam ederse; bu gün Irak’ta lehimize işleyen maddeler, yarın Suriye’de aleyhimize işleyebilir. Örneğin:

Suriye; Birleşmiş Milletler Antlaşmasının 51nci maddesini, Uluslararası Adalet Divanı’nın 27.Haziran.1986 tarihli kararını, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun, 24 Ekim 1970 tarihli 2625 sayılı bildirisini ve Sal­dır­gan­lı­ğın Ta­nı­mı­na İliş­kin 1974 ta­rih­li Birleşmiş Milletler Ge­nel Ku­rul ka­ra­rını (yani bugün Irak’a karşı kullandığımız maddelerin aynısını) ileriye sürerek;

1)    Türkiye; Suriye’nin egemen olduğu topraklara silahlı kişiler, çeteler gönderiyor ve bu kişilerin hukuka aykırı eylemlerini destekliyorderse, ne cevap vereceksiniz? Yalan mı? Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, televizyonlarda, Özgür Suriye Ordusuna lojistik destek sağlıyoruz diyerek, resmen ve alenen bütün dünyaya ilan etmedi mi?

2)    Türkiye; Suriye Devletin ülkesine karşı akın düzenlemek üzere, düzenli kuvvetlerin veya paralı askerler de dâhil, silahlı çetelerin örgütlenmesini yapmaktan veya örgütlenmesini teşvik etmekten kaçınmıyorderse, ne cevap vereceksiniz? Yalan mı? Düne kadar, Özgür Suriye Ordusu denilen isyancıların karargâhı Türkiye’de değil miydi?

3)    Türkiye; Suriye’deki iç savaşı ve terörist hareketleri örgütlemekten, tahrik etmekten, onlara yardım etmekten ve bu hareketlere katılmaktan sakınmıyor ve Suriye’ye karşı böyle hareketlerin yapılmasına yönelik organize faaliyetlere göz yummaktan kaçınmıyorderse, ne cevap vereceksiniz? Yalan mı? Dünya basınında, Türkiye’nin isyancılara silah ve mühimmat verdiği iddiaları ayyuka çıkmadı mı?

İşte bu nedenle, uluslararası hukuk kaygan bir zemindir, iki tarafı keskin kılıç gibidir, bugün başkalarına karşı kullandığınız uluslararası hukuk kuralları yarın size karşı kullanılabilir:

a.     Mavi Marmara” olayında başınıza geleni unutmayın ve ders alın.

b.     Suriye içinde tampon bölge oluşturulması isteğiyle, Birleşmiş Milletlere müracaat ettiğiniz zaman yapa yalnız kaldığınızı hatırınızdan çıkarmayın. Deli Dumrul gibi hesapsız kitapsız doludizgin at koşturmayın diyoruz.

c.      Lütfen hatırlayın; “Kuzey Irak’ta, rahmetli Özal’ın teklifiyle oluşturulan tampon bölge sayesinde, bölgesel Kürt Yönetiminin (Devletinin) temellerinin atıldığını, ayrıca PKK terör örgütünün palazlandırıldığını unutmayalım.

d.     Acaba, bizim siyasal iktidarımız ile stratejik derinlik üstadı Dışişleri bakanımız, Suriye’de de yeni bir Kürt Devleti kurulmasına ve PKK’nın orada da güçlenmesine yol açabileceklerini düşünemiyorlar mı? Kuzey Suriye’deki gelişmeleri izlemiyorlar mı?

3.     Diğer taraftan Türk Halkı, NATO ile ilgili hukuki kurallar konusunda da aldatılıyor. Örneğin:

a.     Suriye konusunda, yandaş medya; “ 4ncü maddeye göre, Nato’yu toplantıya çağırdık, hemen toplandılar ve Türkiye’ye tam destek verdiler” diye, adeta bayram etti.

b.     NATO’nun 4ncü maddesi; “Bir üye ülkenin ulusal güvenliği, sınır bütünlüğü ya da bağımsızlığı tehlike altına girmesi halinde, istişareler için diğer üye ülkeleri toplantıya çağırabilir” diyor.

Görüldüğü gibi, bu bir danışma toplantısıdır. Bu gibi toplantılarda, toplantıya çağıran devlet; “ülkesinin ulusal güvenliğinin, sınır bütünlüğünün ya da bağımsızlığının tehlike altına girdiği” yönünde, diğer üye devletleri ikna etmeye çalışır.

Hatırlayın, Türkiye; Irak Savaşı nedeniyle, Saddam Hüseyin Türkiye’yi tehdit ettiği zaman, 4ncü maddeyi kullandığımızda, birçok ülke toplantıya bile itiraz etmiş ve direkt destek verilmesini de veto etmişlerdi. Türkiye’nin güvenliğinin tehlikede olduğuna dair kesin kanıtlar olmadığını söylemişlerdi. Bunları ne çabuk unutuyoruz.

Büyük bir olasılıkla, Suriye ile ilgili toplantıda da kanıtları görmek istemişlerdir. “Türkiye’nin arkasındayız” şeklinde yapılan politik bir açıklamaya dayanarak, gördünüz mü, demek ki hükümetimiz haklıymış, NATO bile tam destek verdi şeklinde, kamuoyunu gaza getirmek cahilliğin veya cinliğin ta kendisidir.

Söz konusu 4ncü madde, aynı zamanda NATO kurucu anlaşmasının 5nci maddesinin işletilebilmesi için bir ön şarttır. Yani 5nci madde işletilmeden önce, 4ncü madde gereğince, istişare toplantısının yapılması gerekiyor.

c.      5nci madde ise, aynen;

Taraflar, Kuzey Amerika’da veya Avrupa’da içlerinden bir veya daha çoğuna yöneltilecek silahlı bir saldırının hepsine yöneltilmiş bir saldırı olarak değerlendirileceği,

 Eğer böyle bir saldırı olursa BM Yasası’nın 51. Maddesinde tanınan bireysel ya da toplu öz savunma hakkını kullanarak, Kuzey Atlantik bölgesinde güvenliği sağlamak ve korumak için bireysel olarak ve diğerler ile birlikte,

 Silahlı kuvvet kullanımı da dâhil olmak üzere gerekli görülen eylemlerde bulunarak saldırıya uğrayan Taraf ya da Taraflara yardımcı olacakları konusunda anlaşmışlardır” diyor.

Bu yardım, illâ askeri olmak zorunda değildir. Her ülkenin elindeki imkânlara ve hükümetlerinin kararlarına bağlıdır.

Görüldüğü gibi; “Bir üyeye yapılan saldırı hepimize yapılmış sayılacak ve silahlı kuvvetlerimizle derhal cevap verilecek” diye kesin bir şey yok.

4ncü maddede de belirtildiği gibi, önce; “Ülkenizin ulusal güvenliğinin, sınır bütünlüğünün ya da bağımsızlığının tehlike altına girdiğine” ikna olacaklar.

Sonra, gerekli gördükleri önlemlerle size yardımcı olacaklar. Büyük bir ihtimalle; “Saldırganı kınayacaklar, derhal ateş kes çağrısında bulunacaklar, oğlum bak git anlamında bir şeyler söyleyecekler.

Eğer, saldırının çapı çok büyümüş ve saldırıya uğrayan ülkenin gücünü aşmışsa, muhtemelen bazı ülkeler; ben sadece sağlık bölüğü gönderebilirim, bazıları çatışmaya girmeyecek şekilde geri bölgeye hizmet birliği gönderebilirim, bazıları ise lojistik destek verebilirim diyecek. Cephede, sizinle birlikte göğüs göğse çarpışacak NATO birliği bulamayabilirsiniz.

Türkiye’ye yapılan saldırı; Amerika’yı ve Merkezi Avrupa’yı doğrudan tehdit etmediği veya onların hayati menfaatlerine zarar vermediği müddetçe, NATO üyesi ülkelerin tümünün Türkiye’ye gelerek, cephede göğüs göğüse çarpışacaklarını hiç kimse hayal etmesin.

Unutmayın ki, NATO’da kararlar oybirliği (consensus) ile alınır. Bir tek üyenin veto etmesi halinde, 5nci maddenin işletilmesi kilitlenir.

NATO tarihinde bu güne kadar, 5nci madde sadece 1 defa işletilebilmiştir. El Kaide tarafından Amerika’daki ikiz kulelere saldırı yapıldıktan sonra, O zamanki Başkan Bush’un “ Teröre karşı savaşta ya bizden yanasınız ya da terörden yanasınız. Herkes safını seçsin” şeklinde bastırmasından sonra, 5nci madde işletilmiş ve NATO Afganistan’a yapılan harekâta katılmıştır. Dikkat ederseniz, NATO üyesi her ülke muharip birlik göndermemiştir.

Sonuç olarak;

a.     Hiç kimse “Birleşmiş Milletler arkamızda ve NATO bize tam destek veriyor. Daha ne bekliyorsun, yürü aslanım seni kim tutabilir” diyerek, Deli Dumrullara ara gazı vermemelidir.

b.     Uluslararası hukukun iki tarafı keskin kılıç olduğu, Irak’ta lehimize işleyen maddelerin Suriye’de aleyhimize işleyebileceği unutulmamalıdır.

c.      Bir adım ilerisini göremeyen ve hesap edemeyen siyasal iktidarın, Türkiye’nin başını belaya sokabilecek girişimlerine, siyasal görüşlerini bir kenara bırakarak, bu halk demokratik tepkisini gösterebilmelidir.

d.     Dış politikanın; hamasetle, cehaletle, mahalle kabadayılığıyla, tecrübeli dışişleri mensuplarını devre dışı bırakarak sadece danışmanlarla yürütülemeyeceği bilinmelidir.

Selam ve saygılarımla.

Hikmet YAVAŞ (İZMİR)

hikmetyavas@gmail.com

Not:  Ülkemizin sorunlarıyla ilgili bilgi, belge, yorum ve analizlere ulaşmak için https://hikmetyavas.wordpress.com/  adresini tıklamaları önerilir.

Reklamlar

1 Yorum »

  1. […] 77.ULUSLARARASI HUKUK, İKİ TARAFI KESKİN KILIÇ GİBİDİR. YARIN SENİ DE KESER. DELİ DUMRULLARA H…‏‏‏‏ Bunu beğen:BeğenBunu beğenen ilk kişi olun. Yorumlar (4) […]

    Pingback tarafından YAZI BAŞLIKLARI ( Lütfen okumak istediğiniz yazının üzerini tıklayın ) « hikmetyavas — Ekim 6, 2012 @ 8:16 pm | Cevapla


RSS feed for comments on this post. TrackBack URI

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: